Ölüler ve Diriler (Bölüm 35/I)


Amirleri sorguya ara vermeleri istemiş, Tuna ile Mürit sorgu odasından çıkmıştı. Kayıt bölümüne geçtiklerinde ikisi de afallamıştı. Tuna içerideki adamı bir numaralı şüpheli ilan ederken yanılmamıştı. Gizem komiser kayıt bölümüne girdi ve amirine yaklaştı.
“Amirim, kırmızı bülten ve kundaklama olaylarını araştırdım. İşte burada, adam doğru söylüyor.”
Amiri komiserin elindeki kağıtları alıp göz gezdirdi.
“Tamam. İfadesini alıp savcılığa sevk edin. Şu diğer adamalardan sorguya alınmayan iki kişi kaldı, onların sorgularını yapın, onları da gönderin.”
“Tama amirim.” dedi Mürit. Sonra Tuna ile beraber birer kahve içmek ve diğer sorguların hazırlanmasını beklemek için kantine gittiler. Mürit bir masaya otururken, Tuna’da ikisine kahve almak için mutfak kısmına gitti. Elinde iki karton bardakla geri döndü, suratı bembeyazdı. Mürit, hayatında hiç olmadığı kadar rahat hissediyordu. Sanki üzerinden büyük bir yük kalkmıştı. Belki değer arkadaşları da bir o kadar rahatlamıştı ama bu dava en çok Mürit’e ve kardeşine zarar vermişti. Onlar hedef alınmıştı. Bu işin sona ermesi ve davanın sonuca ulaşması, ikisinin de başının büyük bir dertten kurtulmasını sağlamıştı.
“İşe bak!” diyerek konuşmaya başladı Tuna. “Hiç bu kadar kolay olacağını düşünmemiştim.”
Mürit göz ucuyla ona baktı.
“Kolay mı? Evet, tabi… Sizin için kolay.”
“Öyle demek istemedim Mürit, adamların yakalanmasından ve itiraflarından bahsettiğim. Olaylar çok fazla büyüdü, çok fazla insanın canı yandı. Bunca büyük olaylardan sonra dosyanın bu kadar kolay kapanması bence çok şaşırtıcı.”
“Şansımız yaver gitti diyelim. Benim içim rahat. Her şey yerli yerine oturdu, hiçbir boşluk yok.” “Haklısın, benim de içim rahat. Baksana, adamların sorgusuna ben girerim. Sen eve git biraz dinlen, kardeşinle ilgilen.”
“Hemşire birkaç gün daha kalacak. Hem şu adamları da postalayalım o zaman bol bol dinlenirim.”
Biraz daha oturduktan sonra, kahvelerini bitirip masadan kalktılar ve tekrar sorgu odasına gittiler. Kalan iki adamın da sorgusunu tamamladıktan ve ifadelerini imzalattıktan sonra onları da savcılığa sevk ettiler. Mürit onların patronlarına, yani Siyahi katilin anlattıklarını yaşamasına neden olan adama, Siyahinin artık ellerinde olduğunu ve onlardan önce yakalandıklarını söylediğinde adamın yüzündeki ifade umursamazdı. Belli ki adam gerçekten bundan sonra olan hiçbir şeyi umursamıyordu. Bu dava kapandığına göre artık ilgilenmedikleri diğer davalarla ilgilenmeye devam edebilirlerdi. Daha sonra ilgilenmek için evrak dolabına yığdığı dosyalardan birini alıp okumaya başladı. Bir alacak verecek meselesinden dolayı öldürülmüş genç bir adam ve kayıp olan şüpheli… Mürit, öldürülen şahsın aile üyelerinin ifadelerini okuduktan sonra şüpheliyle ilgili araştırma yapması ve daha sonra yakalama kararı çıkarttırması için dosyayı bir memurla beraber Can’a gönderdi. Bütün geceyi diğer cinayet dosyalarını incelemeye ayırdı. Kaç fincan kahve içtiğini bilmiyordu ama artık yorgunluktan ve uykusuzluktan harfler gözünün önünde dans ediyor, eşyalar dönüp duruyordu. Mürit artık ara vermesi ve biraz dinlenmesi gerektiğine karar verdi. Saat sabahın altısıydı, hazırlanıp ofisten çıktı ve evine gitti. Tek anahtarını kapıyı kilitlemesi için hemşireye vermişti, eve geldiğinde kapıyı açması için onu arayacağını söylemişti. Telefonunu çıkarıp hemşireyi aradı. İçeriden telefonun melodisi duyuluyordu ama telefon açılmıyordu. Mürit kapıya vurdu, yine ses yoktu. Mürit, hemşireyi tekrar aradı, aynı anda kapıya vurarak seslendi.
“Benim Mürit, kapıyı aç.”
Bir süre daha beklemenin ardından nihayet kapının kilidinde dönen anahtarın sesi duyuldu. Sonra kapı açıldı, hemşire kısık gözlerle, uyku mahmuru bir halde karşısındaydı. Derin bir uykudan uyandığı her halinden anlaşılıyordu.
“Telefonu neden açmıyorsun? Kaç kere aradım, kapıya vurdum.” diye söylendi Mürit, içeri girerken. Kapıyı kapattı ve salona doğru ilerledi, sadece koridorun ışığı açıktı. Mürit salonun ışığını da açıp kendisini koltuğa bıraktı.
“Özür dilerim baş komiserim, hiçbir şey duymadım. Gözümü açamıyorum, neden böyle oldu anlamadım…”
“Yorgunsun ondan, doğru düzgün dinlenmedin. Ben evdeyim, sen git güzelce uyu. Kalktığında hazırlanıp gidebilirsin.”
Hemşire onun karşısında hantal bir halde duruyor, baygın gözlerle ona bakıyordu.
“Gidebilir miyim?” diye sordu uyuşuk sesle.
“Evet, Özgür’ü hastaneye yatıracağım. Benim de uyumam gerek, hadi git yat.”
Hemşire ağır ağır başını salladı ve sağa sola sallanarak salondan çıktı. Mürit’te uyumadan önce Özgür’e güzle haberleri vermek için onun yanına, kendi yatak odasına doğur ilerledi. Aynı anda hemşireye seslendi.
“Hiç iyi görünmüyorsun, hastaneye gidince muayene ol.”
Mürit yatak odasına girip ışığı açtı, yatak boştu. Demek Özgür artık kendi başına hareket edebilecek kadar iyileşmişti. Odadan çıkıp tuvalete gitti, kapya vurdu, ses yoktu. Kapıyı açtığında oranın da boş olduğunu fark etti. Hemen mutfağa ve boş olan diğer odaya baktı ama kardeşi evde yoktu. Şaşkınlıkla hemşirenin yanına gitti, odanın içine girmeden kapıda durup sordu.
“Özgür nerede?”
Hemşire yattığı yerden doğrulup ona baktı.
“Efendim?”
“Özgür evde yok! Nerede?” diye tekrarladı Mürit, tedirgin bir halde.
“Evdedir baş komiserim. Kapı kilitliydi, anahtar da bendeydi. Hiçbir yere gidemez.”
“Yok işte, yok!” diye bağırdı Mürit.
Arkasının dönüp başını ellerinin arasına aldı ve derin bir iç çekti. Onu bulmak için nereye bakacaktı, ona nasıl ulaşacaktı? Hiçbir şey düşünemiyordu. En iyisi biraz beklemek ve sonra amirini aramaktı. Saatlerce bekledi, bir ara koltukta uyuya kaldı. Uyandığında saat sabahın dokuzunu gösteriyordu. Mürit yattığı yerden aniden kalktı, gözleri karardı ve tekrar koltuğa düştü. Bir süre durup kendine gelmeye çalıştı. Sonra tekrar kalkıp hemşirenin odasına gitti.
“Özgür geldi mi?” diye sorudu ama hemşire ölü gibi uyuyordu. Onu hiç bu kadar derin bir uykuda görmemişti. Her zaman tek gözü açık uyuyordu. Mürit odadan ayrılıp tekrar evi dolaştı ama Özgür’ü bulamadı. Amirini aramaktan başka çaresi kalmamıştı. En azından kayıp ihbarı verebilirlerdi. Onu en son gördüğünde, yatakta kendi başına doğrulacak hali bile yoktu, evden nasıl gitmiş olabilirdi ki? Üstelik anahtar hemşiredeyken… Onun uykusundan yararlanıp almış olsa bile hemşire kapının kilidini içeriden açmıştı. Belki de Özgür’de, Mürit’in bilmediği bir yedek anahtar vardı. Hayır, bu da çok saçmaydı. Özgür neredeyse üç yıldır onunla yaşamıyordu. Hem anahtarı nereye saklayacaktı ki? Mürit hemen amirini aradı ve Özgür’ün ortada olmadığını, onun için kayıp ihbarı yapmalarını söyledi. Amiri bunu duyunca şaşırdı. Çünkü o da Özgür’ün ne halde olduğunu biliyordu. Amiri bununla ilgileneceğini söyleyerek telefonu kapattı. Mürit’te hemşireyi yalnız bırakmamak için onun uyanmasını bekledi. Üç saatin sonunda nihayet uyanmıştı ama hâlâ uyku sersemiydi.
“Baş komiserim, Özgür döndü mü?”
“Hayır… Hayır dönmedi.” diye söylendin Mürit öfkeyle. “Seni onun yanında ne diye bıraktım ben? O evden çıkıp giderken sen ne halt ediyordun?”
“Baş komiserim ben… Ben ne olduğunu anlamadım ki…” diye gevelemeye başladı hemşire. Ellerini önünde birleştirmiş, mahcup bir halde duruyordu. Düşünceli bir şekilde devam etti. “Genzimde acı bir tat var. Sanırım… Galiba o beni bayılttı.”
Mürit şaşkınlıkla ona döndü.
“Ne?”
“Emin değilim ama uykuyla uyanıklık arasında, sanki ağzımın üstünde bir ağırlık hissettim. Sanki biri ağzımla burnumu kapatıyor gibi… Bir an nefessiz kaldım, sonrasını hatırlamıyorum. Genzim yanıyor. Belki de…”
Mürit aniden ayağa kalktı.
“Tıbbi malzemelerin nerede?” diye sordu.
“Eminim yattığım odada.”
“Onların içinde insanı bayıltacak bir şey var mı?”
“Sakinleştirici var, ama hap şeklinde.”
Mürit kendi etrafında bir tur attı. Eğer hemşire doğru hatırlıyorsa ve Özgür gerçekten onu bayıltıp evden kaçtıysa bunu neden yapmıştı? Birinden intikam mı alacaktı? Belki de savcılığa sevk edilen dövmelilerden… Sonuçta hem Özgür’ün hem de Mürit’in hayatını onlar mahvetmişti. Belki de onların artık etkisiz halde olduklarını öğrenince, bir şekilde onlardan intikam alamaya karar vermişti. Peki ama ayağa nasıl kalkmıştı? Nasıl hareket etmişti? Evden dışarı nasıl çıkmıştı? Belki de bu da bir numaraydı. Belki de çoktan iyileşmişti ama planını uygulayabilmek için hasta numarası yapmaya başlamıştı. Mürit, hemşireye artık gidebileceğini söyledi ve hazırlanıp evden çıktı. Aynı anda amirini arayıp kayıp ihbarından vazgeçtiğini, Özgür’ün başka bir planının olduğunu söyledi ve daha fazla açıklama yapmadan telefonu kapattı. Hemen ardından Can’ı aradı ve adamların hâlâ Emniyette olup olmadıklarını sordu. Can ona savcının talimatını beklediklerini, adamların hepsinin hâlâ nezarethanede olduklarını söyledi. Mürit onu, Özgür’ün oraya gitme ihtimaline karşı uyarıca Can şaşırmıştı. Mürit hemen aracına binip Emniyete doğru yola çıktı.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Ölüler ve Diriler (Bölüm 1/I)

Ölüler ve Diriler (Bölüm 5/I)

Ölüler ve Diriler (Bölüm 7/I)