Ölüler ve Diriler (Bölüm 1/I)
Yağmurdan ıslanmamak için koşar adımlarla ilerliyordu. Ama sağanaktan korunması mümkün değildi, duştan yeni çıkmış gibi sırılsıklam olmuştu. Elindeki poşeti ıslanmaması için sıkıca tutarak ceketinin içine sokmuştu. Dairesinin bulunduğu binaya yaklaştığında adımlarını hızlandırdı ve koşarak binaya girdi. Dairesine çıktığında poğaça ve meyve suyu dolu poşetini bir kenara bıraktı ve arkasında şu izleri bırakarak banyoya doğru ilerledi. Komple soyunup tüm kıyafetlerini çamaşır makinesine koyduktan sonra, çıplak halde yatak odasına gidip pijamalarını giydi. Salona gidip, fırtınalı gökyüzünden dolayı zaten karanlık olan salonun siyah perdelerini çekerek daha da kasvetli bir hale getirdi. Orta sehpanın üzerindeki boş bira şişelerini ve diğer abur cubur çöplerini bir kenara çekerek kahvaltı poşetini koydu. Her şey hazır olduktan sonra kumandayı eline aldı. Televizyonu açacağı sırada cep telefonunun melodisini duydu. Ses o kadar sinir bozucuydu ki telefonu çalar çalmaz ya hemen açıyor ya da kapatıyordu. Sesi değiştirmeye uğraşmıyordu. Ekrana baktığında canı sıkıldı. Bu telefonlardan artık bıkmıştı. Telefonu kapatıp bir kenara koydu ve televizyonu açtı ama telefon tekrar çalmaya başladı. Televizyonun sesini kapatıp öfkeyle telefona cevap verdi. Arayan birkaç hafta önce boşandığı karısının avukatıydı. Karısının tek derdi paraydı. Tabi karısının derdi avukatının derdiydi. İsteksizce telefonu cevapladı.
“Müsait değilim, sadece iki dakika.”
“Bu kadar önemli olan işinizi merak ettim doğrusu.” dedi adam, alaycı bir ses tonuyla. “Tam olarak hangisi? Cinayet belgeselleri mi yoksa polisiye kitaplar mi?”
Yetkin gözlerini devirdi ve iç çekti. Adam haklıydı, bunlardan başka önemli bir işi yoktu.
“Ne istiyorsun?” diye sordu Yetkin, sert bir ses tonuyla.
“Hala anlaşmayı imzalamadınız. Size verilen süre biteli dört gün oldu, telefonları da açmıyorsunuz.”
“Hallederim.” dedi Yetkin ve adamın tek kelime daha etmesine fırsat vermeden telefonu yüzüne kapattı.
Sonra hayatını mahveden çok önemli işine geri döndü. Televizyondan You Tube’a giriyor, bulabildiği her cinayet belgeselini ve filmleri izliyor, polisiye kitapları okuyor, gazeteleri ve haberleri takip ederek yeni cinayetler bulmaya çalışıyordu. En çok ilgisini çekenler ise Modus Operandi uygulayan seri katillerdi. Hayatını adadığı tek şey buydu, cinayetler ve seri katiller. Yaşama amacı buydu, bunlardan uzak kaldığında kendisini boşlukta hissediyordu, tüm bunlara o kadar saplantılı olmuştu ki önemli bir işi olmadığı sürece dışarı çıkmayı bile kendisine zaman kaybı olarak görüyordu. Seri katiller ve cinayetler... Hayatını alt üst eden şeylere bu kadar saplantılıydı. Öyle ki yaşlı bir çift olmalarına rağmen karısının onu terk etmesinin nedeni bu takıntılarıydı. Kızları onun yüzünü bile görmek istemiyordu. Son dört senedir tüm hayatı bunlar olmuştu. Sabahlara kadar ya televizyon ya da kitapların başında vakit geçiriyor, karısının sıcacık koynuna girmiyordu. Gündüz vakitlerinde uykusuzluk dayanılmaz bir noktaya gelince birkaç saat uyuyor, uyanınca bir şeyler atıştırıp aynı şeyleri tekrarlıyordu. Nadiren duş alıyor, temizliğine ve ya çalışma odasının düzenine önem vermiyor, karısının ve kızlarının yüzüne bakmıyordu. Küçük kızının üniversitesi mezuniyet töreni sırasında içindeki sıkıntıya daha fazla dayanamamış, ailesinin onun yokluğunu fark etmeyeceklerini düşünerek eve dönmüş ve yarıda bıraktığı Richard Ramirez hakkında çekilen belgeseli izlemeye ve bir yandan da notlar almaya devam etmişti. Tabi tören bitip herkes evlerine döndüğünde kızı onun yüzüne bile bakmamış, onunla bir hafta boyunca tek kelime konuşmamıştı. Büyük kızının nikahı kıyılırken ise Yetkin, Albert DeSalvo’nun psikolojik muayenelerinden elde edilen raporların önemli kısımlarını not alıyordu. Tabi damadı ne kadar arayı bulmaya çalışırsa çalışsın, yeni evli kızı da onunla tam iki ay boyunca küs kalmıştı. Yetkin bir süre sonra uyanık kalabilmek için amfetamin kullanmaya başlamış, daha sonra da bağımlı olmuş ve bedenindeki etkisi azalmıştı. Bu yüzden uyuşturucu maddelere yönelmiş, aşırı alkol tüketimine başlamıştı. O, karısıyla ve küçük kızıyla yaşadığı bu evde tüm bunları gizli gizli yaparken büyük kızı doğum yapmıştı ama Yetkin o zaman da Jeffrey Dahmer’in biyografisine kilitlenmişti. Artık etrafında olan biten hiçbir şeyi algılamıyor, karısının onunla tartışarak bir şeyleri düzeltme çabalarını görmüyor, kızlarını umursamıyordu. Davranışları tamamen değişmişti. Çok az uyuyor, çok fazla yiyordu. Fiziksel görünümü bile neredeyse tamamen değişmişti. İrileşmiş, göbeği büyümüş, gıdısı sarkmış, yanakları şişmişti. Saçı sakalı birbirine karışmış, üstelik bir lağım gibi kokuyordu. Karısı artık evinde bir evsiz besliyor gibi hissediyordu. O çalışma odasına hapsolmuşken, karısı evin geri kalanında normal bir yaşam sürmeye devam ediyordu. Evi temizliyor, yemek yapıyor, çamaşır ve bulaşık yıkıyor, ara sıra arkadaşlarıyla görüşüyordu. Artık onun kocası olduğunu bile neredeyse unutmuştu. Onu yalnızca tuvalete gitmek için odasından çıktığında ve kapısının önüne bıraktığı yemeği alırken koridorda karşılaştıklarında görüyordu. Hatta karısı artık manevi anlamda bir kocası olmadığından kendisine sevgili bile yapmıştı. Ama bu da Yetkin’in umurunda olmamıştı. Tüm bunlar yaşanırken bile karısı boşanma davası açmamış, aynı evde yaşamayı sürdürmüştü. Çünkü gidecek bir yeri ve ya geçinecek parası yoktu. Tek geçim kaynağı Yetkin’in emekli maaşını. Ancak Yetkin’in yaptığı son hareket, bardağı taşıran son damla olmuştu. Karısı bir gece duyduğu bir sesle gözlerini açmış ve elinde bir motorlu testereyle yatağının başında duran, karanlıkta bir hayalet gibi onun üzerine doğru gelen Yetkin ile karşılaşmıştı. Yetkin resmen kafayı yemişti. Uykusuzluk, kullandığı maddeler, alkol ve saplantı haline getirdiği program ve filmler onun beynini yiyip bitirmiş, gerçek ile hayal arasındaki kırmızı çizgiyi yok etmişti. Yetkin, karısını Aileen Vuornos olarak görmeye başlamıştı. Onun kendisini öldüreceğini sanıyordu. Bu yüzden kendi canını kurtarmak için karısını öldürmek istemişti. Karısı o gece üzerindeki pijamalarla ve çıplak ayaklarla evden çığlık çığlığa kaçmış, bir daha da geri dönmemişti. Onu polise şikayet etmişti ancak polis evde birkaç bira şişesi, tuhaf program DVD’leri ve kitaplar dışında bir şey bulamamıştı. Yetkin’in geçmişi göz önünde bulundurduğunda, herhangi bir delil de olmadığından polis yalnızca kadının ifadesini almış ancak herhangi bir işlem başlatmamıştı. Sonuçta karşılarındaki adam meslek hayatı boyunca polislerle çalışan emekli, profesyonel bir profil uzmanıydı. Kadına mı inanacaklardı karşılarındaki kıdemli bir uzmana mı? Bu işten mesleği sayesinde paçayı sıyırmıştı ama karısı bir daha eve dönmemişti. Boşanma davası açmıştı. Kızların biri evli diğeri de reşit olduğundan onlar için velayet davası açılmamıştı. Karşılıklı olarak anlaşmalı boşanmışlardı ama Yetkin tazminatı ödememek ve süreci uzatabilmek için elinden geleni yapıyordu. Aile sorumluluklarını yerine getirmediğinden, öldürmeye teşebbüsten ve daha birçok şeyden dolayı karısı ondan tam beş milyon lira istemişti. Bu konunun dava açılmadan kapanmasını istiyordu. Yetkin’in berbat hale getiren, olayların bu noktaya gelmesine neden olan olay ise yine şimdi bağımlı olduğu, tüm hayatını adadığı işiyle alakalıydı. Aynı zamanda zorunlu emekliye ayrılmasının da... Çözülmemiş, yarım kalan ve tozlu raflara kalkan bir dava. Kemikleri parçalanarak köpeklere, etleri kıyma makinesinden geçirilip komşulara yedirilmiş, başı ise bir çöp konteynır da bulunan, on beş yaşında bir erkek kurban. Katilin bulunması için Yetkin’de dava ile ilgilenmiş ancak ne o ne de polisler tek bir ip ucu bile bulamamışlardı. Yetki davanın rafa kalkacağını öğrenince zaman aşımına daha çok süre olduğunu, dava üzerinde çalışmaya devam etmeleri gerektiğini söylese de yetkililer onu dikkate almamış ve dosyayı kaldırmışlardı. Ama Yetkin bu olaya o kadar çok kafayı takmıştı ki, bu olayla yasa dışı olarak ilgilenmeye devam etmişti. Birkaç ay kendini gizleyebilse de sonunda şüphelendiği bir adamı döverek hastanelik ettiğinde yakayı ele vermişti. Bu olaydan küçük bir para cezasıyla kurtulmuş ancak zorunlu olarak emekli edilmişti. Döverek hastanelik ettiği kişinin ise olayla bir ilgisi olmadığını çok geçmeden öğrenmişti. Bu kez de gerçek katili bulmak için psikologların, adlı tıp uzmanlarının ve diğer ünlü profil uzmanlarının suçlular hakkında yaptıkları araştırmaları inceleyerek aylarını geçirmiş, sonunda da kendisini bu bataklığın içinde bulmuştu. Katili hala bulamamıştı ama suçlular hakkında bilmediği birçok bilgiyi ve aradığı katilden çok daha cani ve acımasız katillerin olduğunu öğrenmişti. Hatta bazen bu işi neden ve nasıl saplantı haline getirdiğini, asıl amacının ne olduğunu bile unutuyordu. O davada hala zaman aşımı olmamıştı. Dosya her an tekrar açılabilirdi, ama Yetkin şu an ki bulunduğu konumda bunu ancak katilin yakalanması ya da olayda bir gelişme olması durumunda haberlerden öğrenebilirdi. Bu yüzden her gün sabah, öğle ve akşam düzenli olarak haberleri takip ediyordu. Şimdi yine aynısını yapacaktı ama telefon yine çaldı. Kumandayı öfkeyle yanına koyup telefonun ekranına baktığında, yine lanet olası avukatın aradığını gördü. Bu kez daha öfkeli bir sesle cevapladı.
“Senin benden başka işin yok mu? Aptal herif.”
Adam sakin bir sesle karşılık verdi.
“İmzayı üç gün içinde atmazsanız tazminat davası açacağız. Telefonu yüzüme kapatmasaydınız bunu söyleyecektim.” dedi adam ve telefonu Yetkin’in suratına kapattı.

Yorumlar
Yorum Gönder