Ölüler ve Diriler (Bölüm 7/I)


Bir melodi sesi duydu, aynı zamanda sol bacağının altında bir titreşim hissediyordu. Gözlerini açtı, yatakta sağa sola döndü. Sonra yattığı yerden doğrulup, yatağın içinde çalan telefonunu buldu. Başı hala ağrıyordu. Odanın içine dolan gün ışığı gözlerini kamaştırıyordu. Telefonun ekranına baktığında, kayıtlı olmayan bir numaranın aradığını gördü. Merakla cevapladı.
“Alo...”
“Ben emniyetten Mürit başkomiser. Bugün içerisinde emniyete gelmeni istiyorum.”
“Ne için?”
“Sana sormamız gereken birkaç soru var. Bugün içinde kesinlikle gelmeye çalış.”
“Neden gelecekmişim? Beni zaten sorguladınız, anlatacak başka bir şeyim yok.” Yetkin telefonu başkomiserin yüzüne kapattı, kendi kendine söylenerek telefonu yatağın üzerine fırlattı ve ayağa kalktı. Sallana sallana banyoya gidip, ayılmak için yüzüne birkaç kere soğuk su çarptı. Sonra ıslak elleriyle saçlarını sıvazladı ve havlu kullanmadan banyodan çıktı. Ellerinden ve suratından hala sular damlıyordu. Haber kanallarına bakmak için oturma odasına gittiğinde kapının önünde, olduğu yerde durdu. Şaşkınlıkla koltuğun üzerinde yatan Yeliz’e bakıyordu. Onu tamamen unutmuştu. Dün gece onunla konuşmak için buraya gelmiş, sonra aralarında tartışma çıkmış ve Yetkin ona saldırmıştı. Tüm yaşananları şimdi hatırlamaya başlamıştı. Belki sabah uyanır ve evden kaçmaya çalışır diye kapıyı kilitleyip anahtarı da yanına almıştı. Çünkü onun bu evden kaçıp direk polise gitmemesi için onunla konuşup, ikna etmeye çalışacaktı. Ama bunların hiçbiri olmamıştı. Yeliz uyanmamış, evden kaçmaya çalışmamıştı. Hala dün gece bıraktığı pozisyonda, olduğu yerde yatıyordu. Yetkin merakla onun yanına yaklaştı. Yeliz’in suratı beyazla gri arası bir renkteydi. Boğazında, Yetkin’in sıktığı bölgede mor bir çizgi vardı. Yetkin onu uyandırmak için sarsmak istediğinde vücudunun taş gibi sertleştiğini fark etti. Aniden geri çekildi, gözlerini kocaman açtı ve başını ellerini arasına aldı. Yüzünü sıvazladı, gözlerini birkaç kere sıkıca kapatıp geri açtı. Yeliz ölmüştü. Yetkin onu kendi elleriyle öldürmüştü. Şimdi ne yapacaktı? Salonun içinde volta attı, kendi etrafında döndü. Başkomiser onu arayıp, birkaç soru sormak için emniyete çağırmıştı ama Yetkin telefonu onun yüzüne kapatmıştı. Başkomiser onu alması için evine birilerini gönderecek, belki de bizzat kendisi gelecekti. O zaman ne yapacaktı? Yeliz’in sevgili muhtemelen onun buraya geldiğini biliyor olmalıydı. Yeliz’e ulaşamayınca, adresini biliyorsa eğer buraya gelecekti. Belki de polise gidecek ve direk Yetkinin adını verecekti. Hemen Yeliz’in çantasını alıp kurcaladı ve telefonunu buldu. Telefona baktığında, kızlarından ve sevgilisinden onlarca cevapsız arama olduğunu fark etti. Ama telefon sessizde olduğundan Yetkin bütün gece bu aramaların hiçbirini duymamıştı. Ne yapacağına karar vermeye çalışıyordu. Yapması gereken ilk şey polisler evine gelmeden önce emniyete gitmekti. Daha sonra da cesetten kurtulmanın bir yolunu bulmalıydı. Ama bunu nasıl yapacaktı? Onu nereye saklayacaktı? Evinde tutamazdı. Ayrıca cep telefonu Yetkin’in evindeydi ve telefonu şimdi kapatırsa eğer, polis herhangi bir araştırma yaptığında sinyalin Yetkin’in evinde kesildiğini öğrenebilirdi. Yapması gereken ilk şey telefondan kurtulmaktı. Ama bunu yaparken kendi telefonunu yanına almayacaktı. Başkomiseri arayıp bugün içinde emniyete mutlaka geleceğini söyledi. Böylece polislerin onun evine gelmeleri için bir neden kalmamıştı. Hemen üzerini değiştirip Yeliz’in telefonunu aldı ve evden çıktı. Kapıyı dışarıda birkaç kere kilitledi. Aracına binip yola koyuldu. Bir AVM’ye gitti. Yeliz’in telefonunun buradan sinyal vermesi ve kapanması mantıklı olabilirdi. Sabah saatlerinde Yetkin’in evinden çıkıp AVM’ye gelmiş ve burada telefonunu çaldırmış olacaktı. Belki de kaybetmiş ve birileri bulup almış da olabilirdi. Bu sayede Yetkin üzerindeki tüm şüphelerden kurtulmuş olacaktı. Aracından indi ve AVM’nin dışında, etrafta birkaç kere dalandı. İçeri giremezdi. Kameralar incelenirse, Yetkin’in aynı saatlerde burada olduğu anlaşılabilirdi. Dışarıda, kameraların görmediği kör noktalarda dolanıyordu. Sonra kimsenin görmediğini düşündüğü bir anda, telefonu duvar dibindeki çiçek saksılarından birinin içine bıraktı. Yine hiçbir şey olmamış gibi sakin adımlarla aracına doğru ilerledi. Bu işi halletmişti. Aracına binip tekrar eve döndü. Yeliz’in cansız bedenini oturma odasında görmek onu hem ürkütüyor hem de midesini bulandırıyordu. Bir battaniye alıp cesedin üzerine örttü. Sonra yatak odasına gidip telefonunu aldı. Telefonunda, yine kayıtlı olmayan bir numaradan birkaç cevapsız arama vardı. Numarayı tekrar aradı. Telefonu açan sesi hemen tanıdı. Bu Yeliz’in sevilisiydi.
“Numaramı nereden buldun?” diye sordu Yetkin, öfkeli bir şekilde.
“Avukattan aldım. Yeliz dün gece sana gelecekti. Eve dönmedi. Arıyorum ama ulaşamıyorum.”
“Evet, geldi. Bir saat önce de gitti.”
“Bir saat önce mi? Bütün gece senin evinde mi kaldı yani, geceyi beraber mi geçirdiniz?” diye sordu adam şaşkınlıkla. Ses tonu yükselmişti. Sevgilisinin eski kocasıyla bir gece geçirmesi onu deliye döndürmüştü.
“Benim artık onunla bir işim yok, merak etme!” dedi Yekin, kendinden emin bir şekilde. “Sadece başı dönüyordu, ben de gece koltukta yatabileceğini söyledim, hepsi bu.”
“Şimdi nerede? Nereye gitti?”
“Ne bileyim... AVM’ye gideceğini söylüyordu.”
“AVM’ye mi? İyi de yeliz AVM’lerden nefret eder, oraya asla gitmez!”
Yetkin yutkundu. Evliyken bile eski karısına karşı o kadar ilgisizdi ki, AVM’lerden nefret ettiğini bile bilmiyordu. Bu yalan kolayca ortaya çıkabilecek bir yalandı, ama bir şeyler uydurmaya çalıştı.
“Geldiğinde ona sorarsın. Numaramı sil, beni bir daha arama!” dedi Yetkin ve telefonu adamın yüzüne kapattı. Odadan çıkıp mutfağa gitti, buz dolabını açtı ve eline geçen ilk alkol şişesini aldı. Tam kapağını açmak üzereyken emniyete gideceğini hatırladı. Kendisini zaten zar zor toplamıştı, hala tam olarak kendinde olmasa da en azından sarhoş değildi. Bunu emniyetten geldikten sonra yapmaya karar verdi ve şişeyi tekrar yerine koydu. Bu onu resmen krize sokuyordu, orada olduğunu bildiği halde onu alıp kafaya dikememek... Ayrıca polisler evindeki son uyuşturucularına el koymuştu. Hiç parası yoktu, hatta satıcılara borcu bile vardı. Borcunu ödemeden, eksik parayla bile zar zor aldığı maddeleri veresiye hayatta alamazdı. Emekli maaşını almasına daha üç gün vardı, üç gün boyunca o maddeler olmadan ne yapacağını bilmiyordu. Aklına Yeliz’in çantası geldi. Onun cüzdanında bolca para olmalıydı. Normalde bunu asla yapmazdı. Kimsenin, özellikle ölü birinin parasını asla çalmazdı ama şu an yoksunluk krizine girmek üzereydi. Bu berbat maddeler insana asla yapmayacağı şeyleri yaptırıyordu. İnsanı rezil rüsva ediyor, yerin dibine sokuyordu. Ama bir kere alışmıştı artık, başka çaresi yoktu. Tedavi olabilirdi ama yapayalnız olan bir insanı başka ne mutlu edebilirdi ki? Aradığı her şeyi o maddelerde buluyordu, maddeler onun arkadaşı olmuştu. Onları bırakmak istemiyordu. Yeliz’in çantasını kurcalayıp cüzdanını buldu. Cüzdanı açtığında istemsizce gülümsedi, gerçekten de içinde çok fazla para vardı. Bunlar sevgilisinin paraları olmalıydı. Adam ileride Yeliz’in daha çok parasını yiyebilmek için şimdiden gözünü boyamaya, ona yatırım yapmaya başlamıştı. Çünkü Yeliz’in Yetkin’e açacağı tazminat davasını ve istediği miktarı biliyordu. Eğer o parayı kendisi de yemek istiyorsa Yeliz’e bir süre para yedirmeliydi. Yetkin paraları saymadan alıp cebine koydu ve cüzdanı tekrar çantasının içine bıraktı. Önce emniyete gidecek, sonra satıcıya uğrayacak, sonra da hem borcunu ödeyecek hem de dilediği kadar madde alacaktı. Aracına binip yola çıktı. Emniyete vardığında bir memurun yanına yaklaştı ve direk olarak Mürit başkomiser ile görüşmek istediğini söyledi. Memur ona başkomiserin ofisini tarif etti. Yetkin başkomiserin ofisini buldu ve kapıyı çalıp içeri girdi. Başkomiser onu görünce, oturması için masasının karşısındaki sandalyeyi gösterdi.
“Geleceğini hiç düşünmemiştim, seni almak için ben gelecektim.” diyerek, konuşmaya başladı Mürit başkomiser.
“Tahmin etmiştim başkomiserim. Siz yorulmayın diye ben geleyim dedim.”
Başkomiser kollarını bağlayıp arkasına yaslandı ve dikkatli gözlerle onu süzdü.
“Hala sarhoş musun?” diye sordu aynı anda.
Yetkin şu an bu soruya gönül rahatlığıyla cevap verebilirdi.
“Hayır, bugün hiçbir şey içmedim.”
“Madde falan...”
“Hayır.”
“O gün buradan gittikten sonra birilerine cinayetle ilgili bir şeyler anlattın mı?”
“Hayır, neden anlatayım ki? Hem benim görüşecek kimsem yok.”
“Emin misin Yetkin? Cesedin fotoğraflarını polisler dışında gören tek kişi sensin, bundan birilerine bahsettin mi?”
Yetkin yine kendinden emin bir şekilde karşılık verdi.
“Bir arkadaşım arayıp, haberlerde bir ceset bulunduğundan bahsedildiğini söylemişti. Hatta benim cesedin fotoğraflarını çektiğimi de biliyordu. Benden fotoğrafları istemişti ama ona asla vermedim. Bu kadar.”
“Ama birilerinin bundan haberi olmuş Yetkin. Siyahiler ayaklanmaya başlamış. Bugün küçük bir grup eylem yaptı ama bu iş burada bitmeyecek, bu olay büyüyecek. İyi düşün Yetkin! Sarhoşken ya da hangi boktan aldıysan, o sırada birilerine bir şey anlatmış olabilir misin?”
“Hayır başkomiserim. Belki yapardım, sonra unuturdum ama dediğim gibi, ben yalnız bir adamım. Görüşebileceğim kimsem yok. Bunu yanlışlıkla anlatabileceğim kimse de...”
Yetkin kendisini aklamaya çalışırken, diğer yandan da kafası eylem yapan siyahi gruba takılmıştı. “Siyahiler eylem mi yapıyor dediniz?” diye sordu.
“Evet, bu daha başlangıç. Ya ufak tefek detaylardan dolayı bunu kendi üzerlerine alındılar ya da birileri, birileri başka birilerine bilgi sızdırdı. Detayları anlattı. Beni anlıyor musun Yetkin?”
Yetkin başını yana çevirdi, gözlerini bir noktaya sabitledi ve bir süre düşündü. Sonra düşünceli bir şekilde konuşmasını sürdürdü.
“Onlar ufak tefek ayrıntılardan dolayı bu olayı üzerlerine alınmadılar başkomiserim. Cinayetlerle ilgili detaylardan haberleri yok.”
“Nereden biliyorsun, işin içinde misin yoksa?” diye sordu başkomiser, alaycı bir tavırla. Yetkin göz ucuyla ona baktı ve devam etti.
“Onlar bunun olacağını biliyorlardı, bekledikleri şey gerçekleşti. Eylem yapmalarının sebebi yetkililerin dikkatini çekmek değil. Birilerine güç gösterisi yapmak. Birilerine mesaj vermeye çalışıyorlar, uyarıyorlar.”
Mürit başkomiser kaşlarını çattı, Yetkin’in anlattıkları ilgisini çekmeye başlamış olacak ki kollarını masanın üzerine koydu ve ona daha da yaklaştı. Tuna komiser de elindeki işini bırakmış, masasından kalkmış, onun tepesine dikilmişti.
“Bütün bunları nereden biliyorsun? Belki de uyduruyorsun.” dedi Mürit başkomiser.
Yetkin yutkundu. Sonra başkomisere döndü. Buna benzer bir olay duyduğunu hatırlıyordu ama olayın nerede olduğunu, kim tarafından gerçekleştirildiğini, ne zaman olduğunu, olayın detaylarını, hiçbir şeyi hatırlamıyordu. Ama duyduğuna emindi.
“Böyle bir şey duyduğumu hatırlıyorum başkomiserim.”
“Nereden duydun?”
“Ben profil uzmanıyım, hayatım katillerle geçti. İzlemediğim cinayet belgeseli veya suç filmi kalmadı. Ayrıca tanımadığım seri katil yoktur. Dünyanın öbür ucunda olsa bile. Böyle bir şeyi daha önce duydum. Ama hatırlayamıyorum. Hatırladığım tek şey o olaydan sonra insanların öldüğü ve bu tür eylemlerin daha şiddetlilerinin olduğu.”
“Peki detaylarını hatırlamadığın bir bilginin bize nasıl bir yararı olacak?” diye sordu, Mürit başkomiser.
“Eğer bana biraz zaman verirseniz araştırıp bulabilirim. Evimde çok sayıda DVD var. Kitaplar, makaleler... Bunları araştırıp bulabilirim.”
Mürit başkomiser ile Tuna komiser birbirlerine baktılar. Sonra Mürit başkomiser tekrar Yetkin’e döndü.
“Tamam, bakalım katili bulmamıza da yardımı olacak mı? Ama ilk önce uğraman gereken başka bir yer daha var.”
Mürit başkomiser Tuna’ya başıyla bir işaret yaptı. Tuna kapıyı açıp odasının dışına baktı ve birilerine seslendi. Yetkin meraklı bir şekilde ne olacağını beklerken, odaya iki tane sivil giyimli adam girdi. Üzerlerindeki polis yeleklerinin göğüs kısmındaki narkotik armasını görünce, gözlerini kocaman açtı.
“Bir dakika başkomiserim, bu ne demek oluyor? Beni buraya soru sormak için çağırmıştınız.” diye söylendi Yetkin. Mürit başkomiser ise umursamaz bir tavırla karşılık verdi.
“Evet. Sorularım bitti, arkadaşlarla beraber gidebilirsin.”
Yetkin ayağa fırladı, tedirgin olmuştu. Evde yok edilmeyi bekleyen bir ceset vardı. Ayrıca sabahtan beri bir gram içki içmemiş, bir parça madde almamıştı. Kafayı yemek, delirmek üzereydi. Şimdi bunun sırası değildi. Yetkin narkotik polislerine döndü ve yalvarır bir şekilde söylendi.
“Bakın komiser beyler, yemin ederim ben sadece kullanıcıyım! Benim kimseye zararım yok, lütfen bırakın beni!”
Ama komiserler onu dinlemeden bileklerine kelepçe taktılar ve kendi bürolarına gitmek için oradan ayrıldılar. Narkotik büroda uzun bir süre bekleyip ifadesini verdikten sonra, adli kontrol şartıyla serbest kaldı. Haftada iki kere imza atmaya gitmesi gerekiyordu. Onu bırakmalarının sebebi maddelerin evinde bulunması ve miktarının az olmasıydı. Maddeleri nereden aldığını sorduklarında ise bir sokak arasında, daha önce hiç görmediği gençlerden aldığını söylemişti. Gelişi güzel bir semt ve sokak adı vermişti. Tabi ki verdiği adreste de madde satışı yapılıyordu, bu yüzden onlara yalan söylememiş olacaktı. Evinde siyahi kaçak bir katil saklayan ve devamlı alışveriş yaptığı kişiyi ele veremezdi. Narkotik bürodan çıktıktan sonra aracına doğru ilerledi. Hava kararmıştı, saat akşamın dokuzu olmuştu. Uyandığından beri hiçbir şey yiyip içmemişti, doğru düzgün dinlenememişti. Telefondan kurtulduktan sonra tüm günü emniyette, oradan oraya sürüklenmekle geçmişti. Bir nevi kendi hatasının cezasını çekiyordu. Aracına binip, direk olarak satıcının evine gitti. Aracından inip eve yaklaştı ve kapıyı çaldı. Kapı açıldığında, karşısında aynı siyahi kaçak katili gördü. Birden ürperdi. Adam başını içeri çevirip yabancı bir dilde bir şeyler geveledikten sonra, hemen arkasından satıcı adam göründü.
“Borcunu getirdin mi?” diye sordu adam, onu görür görmez.
Yetkin sırıtarak cebinden paraları çıkardı. Hem borcu hem de kullandığı madde için gereken parayı sayıp adamın eline tutuşturdu. Adam önce paralara, sonra ona kaçamak bir bakış atıp içeri girdi ve kapıyı kapattı. Bir süre sonra kapı tekrar açıldı. Adam elinde tutuğu gazete kağıdına sarılı maddeleri ona uzattı.
“Polislerle ne işin var?” diye sordu aynı anda. Yetkin anlamamış bir şekilde sordu.
“Ne polisi? Benim polislerle ne işim olur? Emekli olduktan sonra yani.”
“Yalan söyleme, seni haberlerde gördüm. Cinayet şüphelisi olarak resmini gösterdiler.”
Yetkin başından aşağı kaynar sular döküldüğünü hissetti. Evet, bir cinayet işlemişti. Hatta ceset şu an evinde, koltuğunun üzerinde duruyordu ama yol kenarındaki işlenen o cinayetle hiçbir alakası yoktu. Üstelik bir de fotoğrafını yayınlayarak şüpheli olduğunu söylemişlerdi. Yetkin dünden beri haberleri seyretmediğinden dolayı bundan haberi yoktu. Bu herif söylemese yine haberi olmayacaktı. Bunu kimin yaptığını çok iyi biliyordu. Ona bunun hesabını soracaktı.
“Öyle bir şey yok, ben sadece o cesedin fotoğraflarını çekmiştim.”
“Bundan bana ne? Ne bok yersen ye, beni ilgilendirmiyor. Sonu olarak artık polislerle başın belada, seni izliyor olabilirler. Sakın bir daha buraya geleyim deme!”
“İyi ama...”
“İçerideki siyahı senin üzerine salarım!” dedi adam, gözlerini belerterek. Sonra kapıyı Yetkin’in yüzüne kapattı.
Yetkin arkasını dönüp derin bir iç çekti. Kimse tanımadığı insanlara madde satmazdı. Bu herif de artık buraya gelmemesi gerektiğini söylemişti, şimdi ne yapacaktı? Maddeleri nereden alacaktı? Aracına bindi. Onun resmini medyaya verip, polis tarafından göz altına alınan bir şüpheli olduğunu söyleyen kişiye hesap sormak için onu evine doğru yola çıktı. Bunu eski meslektaşı yapmıştı çünkü ona istediği fotoğrafları vermemişti. O da intikamını bu şekilde almıştı. Yetkin kadar olmasa da o da işine son derece bağlı biriydi.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Ölüler ve Diriler (Bölüm 1/I)

Ölüler ve Diriler (Bölüm 5/I)