Ölüler ve Diriler (Bölüm 34/II)


Adamları Emniyete gördüklerinde, Mürit sorguları hâlâ devam eden dövmelilerin sorgularını yarıda kesmiş, Siyahilerin sorguları için hazırlık yapmalarını istemişti. Tuna elindeki dosyayla kayıt bölümünde, amiri ile beraber camın arkasındaki adamı seyrediyordu. Bu Tuna’nın bir numaralı şüpheli ilan ettiği adamdı. Adam ellerini masanın üzerine koymuş, gayet rahat bir tavırla karşıya, cama bakıyordu. Onun bu rahat tavırları Tuna’nın sinirlerini bozuyordu ama adamın şimdilik bir cinayet, bir tane de silahla yaralama dışından işlediği hiçbir suç hakkında bilgileri yoktu. Kim bilir dosyalardan daha neler çıkacaktı. Adam itiraf etse de etmese de ellerinde onunla ilgili oldukça uzun dosyalar vardı. Her ne kadar içleri boş olsa da, Tuna biraz palavradan zarar gelmeyeceğini düşünüyordu. Biraz sonra Mürit’te kayıt bölümüne girdi, memur da kayıt için hazırdı. Mürit ona işaret yapıp sorgu odasına girdi, Tuna’da hemen arkasından sorgu odasına girdi. Kendi ekibindeki bütün komiserler ellerindeki işleri bırakmış, sorguyu izlemek için kayıt bölümüne gelmişlerdi. Hepsi adamın neler anlatacağını merak ediyordu. Adam Türkçe bildiğinden dolayı tercümana ihtiyaç duymamışlardı. Mürit ile Tuna masanın iki yanına oturdular, ikisi karşılıklı duruyor, adamda ortalarında oturuyordu. Camın arkasındaki herkes adamı rahatça görebilsin diye önünü kapatmamışlardı. Tuna elindeki dosyayı açıp, ilk sayfasına bakarak sorularını sormaya başladı.
“Adın nedir?”
Adam hiç tereddüt etmeden cevap verdi.
“Lamont JAMAL.”
“Kaç yaşındasın?”
“52.”
Adamın Türkçesi gayet anlaşılır, diksiyonu da oldukça iyiydi. Tuna onun bu kadar iyi Türkçe konuşmasına şaşırmıştı.
“Ne zamandır Türkiye’desin Lamont?”
“Birkaç ay oluyor, belki beş ay.”
“Bu kadar iyi Türkçe konuşmayı nasıl öğrendin?”
“Türkiye’ye ilk kez gelmiyorum. Yıllarca gelip gittim, ayrıca çok fazla Türk arkadaşım var.”
“Burada mı yoksa ABD’de mi?”
“Hem burada hem orada.”
Adam konuşurken ne Tuna’ya ne de mürte bakıyordu. Gözlerini karşıdaki cama sabitlemişti.
“Mesleğin nedir?”
“Hurdacıyım.”
Tuna göz ucuyla ona baktı. Adama sorduğu soruların cevaplarını elindeki dosyadan teyit ediyordu, şimdiye kadar hiç yalan söylememişti.
“Evli misin, çocukların var mı?” diye sordu Tuna, gözlerini adamadan ayırmadan. Adam yine ona bakmadan cevap verdi.
“Artık değilim, çocuklarım da yok.”
“Artık değilsin. Boşandın mı?”
“Hayır.”
“Eee..” diye geveledi Tuna sabırsızlıkla.
Adam sonunda başını çevirip ona baktı, bakışları donuk ve ifadesizdi. Sanki burada yaşananlar umurunda değildi. Onun için sıradan, günlük bir rutinmiş gibiydi.
“Öldüler.” dedi adam, yine buz gibi bir tavırla. Sonra tekrar cama döndü.
Tuna bunu duyunca şaşırdı. Acaba doğru mu söylüyordu? Aklına, ailesiyle ilgili olan doya geldi. Adam cinayetin ardından ailesiyle ilgili hiçbir şey yazmamış, tek kare fotoğraf çekinmemişti. İşlediği cinayetle ailesinin arasında bir bağlantı kurmaya çalışıyordu. Tuna, Mürit’e baktı. Sorgunun bundan sorasına Mürit devam edecekti. Mürit, Tuna’nın elindeki dosyayı aldı ve adamın öldürdüğü kurbanla beraber çekindiği fotoğrafın bulunduğu sayfayı açıp, onun önüne koydu.
“Bu adamı neden öldürdün Lamont, bunun ailenle bir ilgisi var mı?”
Adam göz ucuyla fotoğrafa baktı. Sonra kendi kendine sırıttı ve tekrar başını kaldırıp cama döndü.
“Heriflere bak, hakkımda her şeyi araştırıp ellerinde mi tutmuşlar?”
“Bunları onlara sen göndermedin mi?”
“Ben sadece birkaç mektup gönderdim, özel hayatım kimseyi ilgilendirmez!”
“Tamam, şimdi soruma cevap ver.” dedi Mürit.
“Bir nevi, sayılır…”
“Nasıl?” diye araya girdi Tuna.
Adam hiç hareket etmeden, göz ucuyla fotoğrafa baktı. Suratındaki ifade ciddileşmişti.
“O ailemin ölmesine neden olan piçlerden sadece biri. Eğer polisler diğerlerini almasaydı onlara da aynısını yapacaktım.”
“Bunu yaparken hiç korkmadın mı?”
Adam gözlerini bu kez Tuna’ya çevirdi
“Neden korkacakmışım? Onlar o küçük kıza o adilikleri yaparken korktular mı? Benim vicdanım çok rahat.”
Mürit tekrar araya girdi.
“O küçük kıza yatıklarından dolayı onlardan intikam almak istedin. Peki bunun ailenle ne alakası var?”
Adam bu kez gözlerini Mürit’e çevirdi.
“Onlar o küçük kızı kaçırıp işkence ettiler, ona tecavüz ettiler ve sonra öldürdüler. Bunu yapanlar Siyahilerdi.”
Adam anlatmaya başladığında Tuna iyice heyecanlandı. Acaba ne kadar doğru ne kadar yalan konuşacaktı. Adam devam etti.
“Kızı kaçırırlarken onları gören bir tanık, oradaki herkese içlerinden birinin ben olduğumu söyledi.”
“Neden? Seni onlardan birine mi benzetmiş?” diye sordu Tuna. Adam ona döndü.
“Hayır. Onunla bir yıl öncesinden alacak verecek meselemiz vardı. Bana iki yüz bin dolar borcu vardı. Ödemeyince sadece bir kere borcumu istedim, bunun üzerine onu hırsız yerine koyduğumu söyleyerek paramı vermeyi reddetti. Sonra bana kin beslemeye başladı, paramı asla geri vermedi. Bu kininden dolayı, o piçlerden birinin ben olduğumu söyledi. İntikam almak için.”
“O adam da mı Siyahiydi?”
“Hayır, beyazdı.”
Tuna kaşlarını kaldırdı ve göz ucuyla Mürit’e baktı. Mürit’te ona bakıyordu.
“Sonra?” diyerek, araya girdi Mürit.
Adam tekrar önüne döndü ve cama bakarak konuşmasını sürdürdü.
“Adam bunu herkese yayınca hem kızın ailesi hem de diğer mahalleliler arlarında anlaşmışlar, hepsi bir gece toplanıp evimin önüne gelmişler ve evimi ateşe vermişler.”
“Sen… Sen neredeydin?” diye sordu Tuna.
“Hurda topluyordum. Karımla çocuklarım evde uyuyordu, onları diri diri yakmışlar.”
Adam bunları sanki izlediği bir filmi anlatır gibi anlatıyordu. Duygusuz ve umursamaz bir tavırla… Bu hikâye Tuna’nın vicdanını sızlattı, tüylerini ürpertti ama yalan söylüyor olma ihtimali de vardı.
“Bunu yapanlarda mı beyazlardı?”
“Elbette, hepsi beyazdı. Birkaç Siyahi, beyaz bir kız çocuğuna bunları yaparsa karşılığı ne olur? Hele ki ırkçılığın moda olduğu bir yerde.”
“Bu anlattıklarının doğru olduğunu nereden bileceğiz Lamont?”
“O zamana ait bütün haberleri araştırın. Bir kadının ve iki küçük çocuğun bir evde diri diri yanarak öldüğü haberini her haber sayfasında bulabilirsiniz, bütün gazetelerde.”
Tuna bunun araştırılması için cama döndü ve eliyle işaret yaptı.
“Sonra ne oldu?” diye sordu Mürit.
“Yaşadığım eyalette Siyahilere karşı büyük bir öfke yayıldı. Herkes gruplar halinde sokaklara döküldü ve protestolar, yürüyüşler düzenlendi. Bir Siyahi gördüklerinde onu öldüresiye dövüyorlar, evlerinden çıkmayan Siyahilerin evlerine saldırıyorlar, onları yaşadıkları yerden gönderemeye çalışıyorlardı. Herkes kin ve nefret doluydu. Bir Siyahi sokakta bir adım bile atamazdı. Eyalet tam bir kaos ortamına dönmüştü. Her yerde beyazlar vardı. Bütün iş verenler Siyahileri işten çıkardı. Siyahları toplu taşıma araçlarına binmelerine izin verilmedi. Marketlere girmelerine, alışveriş yapmalarına, hastanelere girip tedavi olmalarına izin verilmedi. Bunu yapan hükumet değildi, halktı. Ben de ilk önce bana bu iftirayı atan adamı buldum. O kinişin, bana borcunu ödemeyen adam olduğunu sonradan öğrendim.”
“Ona ne yaptın?”
“Hiçbir şey.”
“Nasıl hiçbir şey?”
Adam Mürit’e baktı.
“Onu zorla konuşturdum. Adam bana iftira attığını kabul etti ama amacını beni ve ailemi o bölgeden göndermek ve kendisinden uzaklaştırmak olduğunu söyledi. İnsanların böyle bir şey yapacağını asla düşünmediğini, çok vicdan azabı çektiğini söyledi. Karşımda hüngür hüngür ağladı, ayaklarıma kapanıp benden af diledi, gayet samimiydi. Bende bir şey yapmadım.”
Mürit ve Tuna bir kez daha birbirlerine baktılar. Tuna bu kadar acımasız bir adamın, biri o kadar da merhametli olduğuna şaşırmıştı. Mürit sorularını sormaya devam etti.
“Sonra ne oldu?”
“Ona bir şey yapamadım ama birilerinden mutlaka intikam alma gerekiyordu. Evimi ateşe veren, ailemi benden alan insanlara bir şeyler yapmak istedim ama hepsi göz altına alınmıştı. Polisin elindeydi. Ben de işi kökten çözmeye karar verdim. O küçük kıza bunu yapanlar hâlâ dışarıdaydı. Kendi imkanlarımla aylarca araştırma yaptım ve onlardan birini buldum. Bir inde saklanıyordu. Diğer ikisini polisler götürmüştü ama o piç, arkadaşları polisin elindeyken bir korkak gibi saklanıyordu. Bende her şeyin intikamını ondan almaya karar verdim. Ona, o kız çocuğuna yaptıklarının aynısını yaptım. Fotoğrafta da görüyorsunuz zaten. Onun canını yakmak, onu aşağılamak için ne gerekiyorsa yaptım. Bir kız gibi ağladı, yalvardı. Belki de o kız çocuğunun ağladığı gibi, onun yalvardığı gibi ağlayıp yalvardı. Onun çektiği acıları çekti, onun gibi aşağılandı. Ona bu duyguların hepsini dibine kadar tattırdım. Onu direk öldürebilirdim ama ne anlamı olurdu ki? Direk ölmesi onun için büyük bir ödül olurdu. Önce o duyguları yaşamalı, sonra yavaş yavaş ölmeliydi. Ben de ona hak ettiğini verdim.”
Adam hâlâ duygusuz, hâlâ donuk, hâlâ hissizdi. Tuna ile Mürit onu şaşkınlıkla dinliyordu. Duyduklarını sindirmeleri biraz zaman aldı. Tuna araya girdi.
“Sen nasıl yakalanmadın peki?”
Adam bir süre durakaldı, sonra gururlu bir tavırla karşılık verdi.
“Beyazlar bu pislikleri yaparken biz öylece durup seyredecek miydik?”
“Nasıl yani?”
Adam tekrar cama döndü?
“Beyazlar o kadar çok ileri gitmişti ki, artık Siyahilerin sabrı taşmıştı. Hastalanıyorduk, aç kalıyorduk, bir yere gireceğimiz zaman kilometrelerce yürümek zorunda kalıyorduk. Siyahlar artık buna dur demek için harekete geçti. İlk başta tüm bunların sorumlusunun gerçekten ben olduğumu sandılar. İşlediğim cinayet ortaya çıkınca daha da öfkelendiler ama sonra diğer iki kişinin polis tarafında yakalandığı ortaya çıktınca herkes gerçeği öğrendi. Hem o iki Siyahiye hem benim öldürdüğüm Siyahiye karşı büyük bir öfke duyuyorlardı. Irkımızın adını kirlettikleri, bunları yaşamamıza sebep oldukları için. Ama sonra üç kişi yüzünden bütün Siyahilerin bunları yaşamalarının adil olmadığına karar vererek, beyazlara karşı isyan çıkardılar. Hem beni korumak hem de kendilerine yapılanların intikamını almak için onlara karşı savaş açtılar.”
“Ne yaptılar?”
“İş yerlerini dağıtıp yağmaladılar, hastanelere zorla girdiler, toplu taşıma araçlarını işkal ettiler. Bir süre sonra artık eyalete Siyahiler hakimdi. Hükumet dünyaya kötü görünmemek için zor kullanamadı, hiçbir şey yapamadı. Dolayısıyla kimseye söz geçiremedi ve Siyahilerin kendi kendilerine sıkılıp bu olaylara son vermelerini beklediler. Polisler ve askerler sadece kontrol ve güvenlik amacıyla ortalıkta boş boş dolanıyordu, o kadar.”
“Bütün bunlar nerede oldu?” diye sordu Tuna.
“Mississippi’de.”
“Ailen orada mı öldü?”
“Evet.”
“Peki şu mektuplar ne iş?”
Adam dosyanın içinden çıkan birkaç mektuba baktı, sonra kaşlarını kaldırdı. Daha da gururlanmış gibi bir hali vardı.
“Dünyanın birçok yerinden hayranlarım çıktı. Bunlar Türkiye’deki hayranlarıma gönderdiğim mektuplardı.”
“Biraz daha açar mısın?”
“Birkaç mektup aldım, hepsi övgü dolu mektuplardı. Cesaretime olan hayranlıklarını dile getiriyorlardı ama İstanbul’dan gelen bir mektup dikkatimi çekti. Kendilerinin Siyahi bir grup olduklarını, bana yardım etmek istediklerini söylüyorlardı.”
“Hangi konuda?”
“Yaşadıklarına göre ülkelerinde beyaz üstünlükçü gruplar varmış, Siyahilere karşı olan gruplar. Bana yardım etmek için onlara ne yapmalarını istediğimi sordular. Ben de öldürmelerini söyledim.”
Adam bunu da gayet rahat bir tavırla söylemişti.
“Sonra nasıl öldürmelerini istediğimi sordular. Bende bunu onlara uygulamalı olarak anlattım.” diye ekledi.
“Nasıl?”
“Evimi kundaklayan ve serbest kalan bütün beyazları tek tek bulup öldürdüm. Bunları bir arınma ayini gibi uyguladım. Sonra fotoğraflarını çekip onlara önderdim. Cesetler asla bulunamadı. Onlar da benim gönderdiğim fotoğraftakilerin aynısını uygulamak için beyaz üstünlükçü grup üyelerini buldular ve aynısını onlara yaptılar. Onlar da bana fotoğraf gönderdiler, hepsiyle gurur duyuyorum.”
Bahsettiği adamlar fabrikadaki Siyahi gruptu. Tuna, Yetkin’in ve diğer profil uzmanının elindeki fotoğrafı ve mektupları hatırladı. Yetkin’in elindeki fotoğrafın sadece bir koya olduğunu, arkadaşının garanti olarak ona verdiğini biliyordu.
“Burada yaşayan bir profil uzmanına gönderilen birkaç mektup ve fotoğraf vardı, onlar nedir?” diye sordu Tuna.
Adam bir süre durakaldı, sonra devam etti.
“Ben gönderdim.”
“Neden? Hem onu nasıl buldun?”
“Bir bilgi aldım. Ailemin ölümüne neden olanlardan birinin Mississippi’de yaşanan olaylardan dolayı Türkiye’ye kaçtığını öğrendim. Duyduğuma göre bana ve ırkıma karşı büyük bir nefret besliyormuş. Biz ortadan kaldırmaya, kökümüzü kazımaya ant içmiş. Kendisine bir de grup kurmuş. Özellikle bizden intikam almak için. Siyahi katillerden intikam almak için.”
Taşlar yerine oturuyordu. Bahsettiği kişi dövmelilerin patron diye bahsettikleri kişiydi. İyi ama neden sonra tekrar ABD’ye gitmişti? Neden kaçıp kurtulmak istediği yere geri dönmüştü?
“Bahsettiğin kişi ve tüm grup elimizde.” dedi Mürit. Adam ona baktı.
“Bana ne?”
Mürit Tuna’ya baktı, şaşırmıştı. Adam devam etti.
“Adamın burada kurduğu grupla benim ırkımdan intikam alacağını öğrenince, polis olmayan ama polislerle iletişim halinde olan birini aradım ve buldum. Sonra ona mektuplar ve fotoğraflar gönderdim. Ona başıma gelen her şeyi anlattım. Kendi kurbanlarımın fotoğraflarını gönderdim. Eğer ülkesinde böyle bir olay sinsilesi başlarsa hemen polisle iletişime geçmesini ve polisin bu olayları durdurmasını, onları engellemesini söyledim. Eğer intikamlarını almak için hareket edemezlerse daha çok öfkelenecekler, kimin daha güçlü olduğunu görmüş olacaklardı. Adamın bana yanlış yapmaması için buradaki hayranlarıma onu izlemelerini söyledim. En ufak bir hatasında onu susturacaklardı.”
“Peki neden direk polise göndermedin?”
“Amacım polislere bu olayın kaynağını vermek değil, intikamcıların önünü kapatmaktı.”
“Peki o adam neden öldü? Onu tehdit ettiğinden bahsetmişti.” dedi Mürit, öfkeyle.
“Onu ben öldürmedim. Yetki verdiğim adamlar gerekeni yapmışlar.”
“İyi ama neden? Amacın onun polise bilgi vermesi değil miydi zaten. Neden polisle iş birliği yapıyor diye öldürdüler?”
Adam gözlerini Mürit’e dikti.
“Polisle iş birliği yapmadı. Ona verdiğim bilgileri para karşılığında beyazların grubuna satıyordu.”
Mürit ile Tuna şaşkınlıkla birbirlerine baktılar. Demek adam onlara yalan söylemişti. En başından beri aslında onlarla değil, dövmelilerle, yani Lamont’un düşmanlarıyla iş birliği yapmıştı ve bunu bedelini canıyla ödemişti.
“Ben onu defalarca uyarmıştım.” diyerek, devam etti adam. “Ama o beni dinlemek yerine paranın peşinden gitti, sonunu kendisi seçti.”
Tuna afallamış bir halde adamın önüne başka mektuplar koydu.
“Bunlar farklı eyaletlerden gönderilmiş, hepsi sana mı ait?”
“Evet. Mississippi’deki olaylardan sonra orada fazla barınamadım. Sürekli yer değiştirdim ama gittiğim hiçbir yerde barınamadım. Hep sorun yaşadım, dışlandım, aşağılandım, hayvan muamelesi gördüm. Alabama, California, Minnesota… Her yer aynıydı. En sonunda Türkiye’ye geldim. Burada insan olduğumu hatırladım, uzun zaman sonra gerçekten insan muamelesi gördüm. ABD'de yaşadıklarımı burada yaşamadığım her gün biraz daha şaşırtıcıydı. Her gün ‘Acaba bugün ne olacak?’ diye dışarı çıkıyordum ama hiçbir şey olmuyordu. Burada, diğer tüm insanlarla aynı olduğumu hissettim, her şey harikaydı.”
Tuna onun adına üzülmeye başlayacaktı ki, onun bir seri katil olduğunu hatırlayınca bundan vazgeçti.
“Hapse neden girdin peki? Yetkin ile arandaki bağlantı neydi?”
“ABD’ de işlediğim cinayetlerden sonra hakkımda kırmızı bülten çıkarmışlar. Burada birileri beni tanıdı ve yakalandım, ABD’ye iade edileceğim zamana kadar hapiste kalacaktım. Yetkin ile aynı koğuşa düşünce adamlar bunu öğrendi. Ona göz kulak olmamı, ona yakın durmamı söylediler. O da bir profil uzmanıymış ve beyazların işlediği cinayetlerle ilgili polisle iş birliği yapıyormuş. Çok fazla bilgi sahibiymiş. Polis o grubu bulamadı, onlara bir şey yapamadı. Biz devreye girdik, Yetkin’deki bilgiler sayesinde onları biz bulacaktık ve işlerini bitirecektik. Ama Yetkin elimizden kaçtı. Biz de polislere bizim hakkımızda bir şey anlatmasın diye onu susturduk.”

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Ölüler ve Diriler (Bölüm 1/I)

Ölüler ve Diriler (Bölüm 5/I)

Ölüler ve Diriler (Bölüm 7/I)