Ölüler ve Diriler (Bölüm 34/I)


Hemşire, Mürit’in yatağının nevresimlerini temiz nevresimle değiştirip Özgür için hazırlamıştı. Özgür’ü yatağa yatırdıklarında, hemşire onun pansumanlarını yapıp bir ağrı kesici iğne vurdu. Sonra uyuması için odadan çıkıp kapıyı kapattı. Hemşirenin işi bitince, Mürit ikisine birer tatsız kahve yaptı. Hemşire meraklı gözlerle etrafa bakınarak sordu.
“Siz burada mı yaşıyorsunuz başkomiserim?”
“Evet ama uzun zamandır eve gelmiyorum, o yüzden ev biraz harabeye döndü.”
“Ben gitmeden önce biraz toparlarım.”
“Arka tarafta bir oda daha var, yatağa nevresim serip orada yatabilirsin.”
Hemşire ona döndü.
“Ben burada mı kalacağım?”
“Sadece bir ya da iki gün. Emniyetteki işlerimi halledince Özgür’ü hastaneye yatırırım. Ama biraz ev ortamında kalsın, dinlensin. Ben başhekim ile konuşurum.”
“Gerçekten artık güvende miyiz başkomiserim?” diye sordu hemşire, güvensiz bir tavırla.
“Evet, merak etme. Her şey bitti, en azından benimle ilgili olan kısmı.”
“Sizinle ilgili olmayan kısımda mı var?”
“Evet ama dediğim gibi, artık bir tehlike yok.”
Hemşire kahvesinden bir yudum alıp yüzünü buruşturdu ama bozuntuya vermedi.
“O adamlar hapse girecek, öyle değil mi? Kesin yani…”
“Tabi ki girecekler. Resmen katliam yaptılar, yanlarına mı kalacaktı?”
“Evet, haberlerde her şeyi takip ettim. Gerçekten çok korkunçtu! Böyle şeyler sadece filmlerde olur sanırdım. Öldürdükleri adamların parçalarını ne yapmışlar acaba? Onları da buldunuz mu? Gerçekten çok korkunç!”
Mürit durakaldı, bunu daha önce de düşünmüştü ama bununla ilgili hiç araştırma yapmamıştı.
“Şimdilik hayır ama adamlar elimizde, her şeyi öğreneceğiz. Sen kafanı yorma.” Mürit kahve fincanını sehpanın üzerine bırakıp ayağa kalktı “Benim gitmem gerek, sen keyfine bak.”
Hemşire de ayağa kalktı ve kapıya kadar onun peşinden gitti.
“Kapıyı çalan olursa açmak istemem, anahtarla girseniz olur mu?” diye sordu hemşire çekinerek.
“Sadece bir tane anahtarım var. Onu sana vereyim kapıyı kilitlersin. Ben geldiğim zaman seni ararım, öyle açarsın. Zaten muhtemelen iki gün eve gelmem.”
Mürit cebinden çıkardığı anahtarı hemşireye uzattı. Genç kadın anahtarı aldı ve Mürit’in arkasından kapıyı üç kere kilitlerdi. Mürit binadan çıkıp aracına bindi. Emniyetten araç alamadığından kendi aracını kullanıyordu. Emniyete gider gitmez sorgu odalarına doğru ilerledi. Binanın içinde yürürken herkes dönüp ona bakıyor, kendi aralarında fısır fısır konuşuyorlardı ama Mürit bunları umursamıyordu. Muhtemelen başına gelenler hakkında konuşuyorlardı. Mürit sorgu odasına girdiğinde, sorguların hâlâ devam ettiğin gördü. Ama kayıt bölümünde, bir memur dışında kimse yoktu. İçeride ise Gizem ile Can vardı.
“Tuna nerede” diye sordu Mürit. Memur ona kaçamak bir bakış atıp tekrar ekrana döndü. Gözlerini ekrandan ayırmadan cevap verdi.
“Ofise çıktı baş komiserim.”
“Bu adam kim, patron mu?”
“Hayır başkomiserim. Onun sorgusu bitti, bu üçüncü sorgu.”
Mürit karşılık vermeden oradan ayrıldı ve ofisinin bulunduğu kata çıktı. O sırada Tuna ile birkaç komiser, koşar adımlarla koridorda ilerliyordu. Mürit onları görünce durdu ve kendisine yaklaşmalarını bekledi.
“Ne oluyor, nereye gidiyorsunuz?” diye sordu Mürit. Tuna karşılık verdi.
“Adam son cesedi bıraktığı yeri tarif etti, birileri onu bulmadan gidip almamız gerek yoksa haberlerde bir cinayet daha gösterilecek. Adamlar elimizde ama ceset bulunursa insanlar olayların bittiğine inanmaz.”
Mürit’te onlarla beraber koşar adımlarla otoparka indi ve Tuna’nın şoför mahalline geçtiği aracın ön yolcu koltuğuna oturdu.
“Patronları ne anlattı?” diye sordu Mürit merakla. Tuna aracı çalıştırdı ve diğer araçlarla beraber yola çıktı.
“Her şeyi itiraf etti. Yaptıkları her şeyi detaylarına kadar anlattı. İfadesini sonra okursun, şimdi şu işe odaklanalım.”
“O gencin cesedini nereye bırakmışlar, söyledi mi? Onu da alacak mıyız?”
“Onun için başka bir ekip çıkacak. Kahretsin! Onun peşine taktığımız adamları savcıya şikâyet ettim, cezalarını çeksinler. Çocuk bize güvenerek her şeyi anlatmıştı ama biz ona verdiğimiz sözü tutamadık.”
“Bence bu bizim suçumuz değil Tuna, ben başkomiserim ama ne kendimi ne de Özgür’ü koruyamadım, adamlar çok güçlü.”
Tuna gözünün yanıyla ona baktı, sonra tekrar yola döndü. Hava iyice kararmıştı. Bu o adamların tarzı değildi, diğer tüm cesetleri gece saatlerinde bırakmışlardı ama bu kez akşam üzeri bırakmışlardı. Onların tarzı olmayan bir şey daha vardı, kendi ayaklarıyla gelip teslim olmak. Mürit sorgu odasındaki o adamı görene kadar bu ona pek inandırıcı gelmemişti ama onu kendi gözleriyle görmüştü.
“Sence Siyahi katilin peşini neden bıraktılar? Acaba çatışmada onu öldürdüler mi?” diye sordu Mürit.
“Hayır, orada ölen bütün Siyahilerin cesetleri toplandı. Otopsi raporlarına baktım, bizim elimizdeki şüpheli onların içinde yoktu.”
“Belki cesedi bırakmamışlardır. Belki hâlâ hayatta olduğunu düşünelim, vakit kaybedelim diye cesedini almışlardır. Olamaz mı?”
“Bilmem. Olabilir tabi, neden olmasın… Bu heriflerin kafaları anca boş işlere çalışıyor, her şeyi yaparlar.”
Mürit yola döndü.
“Peki bugüne kadar yatıklarını neden yapmışlar? Bununla ilgili ne söylüyorlar?”
“Sıradan şeyler işte… Kim daha güçlü meselesi. Onlara güç gösterisi yapıyorlar, göz dağı veriyorlar.”
“Peki şu senin bulduğun şüpheli… Onunla ilgili başka bir şey buldun mu?”
“İncelemeler hâlâ devam ediyor. Sen o heriflerle iş birliği yapıp profil uzmanının elindeki mektupları onlara vermeseydin, kendi elindekileri yok etmeseydin en azından el yazısı karşılaştırması yapabilirdik ama eklimizde hiçbir şey yok. ABD’nin farklı eyaletlerinden gönderilen bir sürü mektup var ama içlerinde işe yarar bir şey yok. Sıradan mektuplar.”
“Sıradan bir mektubu böyle önemli bir iş yapan adamlara neden göndersin ki? Hele dünyanın öbür ucundan.”
“Ben nereden bileyim? Şu bilgisayarların hepsi incelensin, belki o zaman önemli bir şeyler buluruz.”
Biraz ileride, yol kenarında olay yeri inceleme araçları gördüler. Onların arkasında durdular, Tuna aracın motorunu kapattı. Mürit hemen araçtan inip beyaz tulumluların çalıştığı alana doğru ilerledi. Tuna’da onun peşinden geliyordu. Yolun hemen kenarında, bariyerlerin dibindeki cesedi gördü. Olay yerinin spot ışıklarından dolayı ortalık gayet aydınlıktı. Mürit cesedi dikkatli incelemek için oraya yaklaştı. Ceset diğeriyle aynı görünüyordu. Siyah boya ile boyanmıştı. Ama bu kez herhangi bir dini pozisyonda değildi. Cenin pozisyonda, yan yatıyordu. Mürit bunun ne anlama geldiğini düşünürken teknisyenlerden biri sordu.
“Ne zaman bitecek baş komiserim?”
Mürit ona bakmadan karşılık verdi.
“Bitti, bu sondu.”
Teknisyen derin bir iç çekip, cesedin üzerindeki incelemeyi yapmayı sürdürdü. Mürit sordu.
“Diğer cesetleri görmüş müydün, pozisyonlarını biliyor musun?”
“Evet baş komiserim, hepsini inceledim.”
“Bunun pozisyonu neden onlardan farklı?”
Teknisyen ayağa kalkıp bir süre cesede baktı, sonra karşılık verdi.
“Ben bu konuda uzman değilim baş komiserim, yorum yapmam doğru olmaz.”
“Sadece fikrini söyle.”
“Bana kalırsa, yani bence bu bir doğumu simgeliyor”
“Onu anladık…” dedi Mürit bıkkınlıkla. “Bize ne anlatmaya çalışıyor?”
Teknisyen ona baktı.
“Aslında ölümsüz olduğunu, her yeni kurbanından sonra yeniden doğduğunu anlatmaya çalışıyor olabilir, benim aklıma bu geldi.”
Mürit gözünün ucuyla ona baktı.
“Yanlış!”
“Efendim.”
“Tekil konuşuyorsun. Katil tek kişi değil, birden fazla.”
Teknisyen kaşlarını kaldırıp, yüzünde maske olduğundan dolayı suratı görünmüyordu ama şaşırdığı anlaşılıyordu.
“Birden fazla mı?”
“Evet. Hepsi elimizde, hepsi yakalandı.”
“Peki o profil uzmanın söyledikleri? Hepsi yalan mıydı?”
Yetkin’den bahsediyordu. Mürit cesede dönerek, dalgın bir halde karşılık verdi.
“Herkes yanılabilir.”
Teknisyen ona bir süre daha baktıktan sonra işine geri döndü. Biraz sonra savcı geldi, olay yerindeki incelemelerini yaptı. Mürit onu seyrederken, Tuna’nın telefonu çaldı. Tuna telefonu açıp oradan biraz uzaklaştı. Karşıdaki kişiyi dinledi, sonra hızlı hızlı bir şeyler söyledi ve telefonu kapattı. Mürit’e eliyle işaret yaparak yanına çağırdı. Mürit ona doğru yaklaşırken aynı anda sordu.
“Ne oldu?”
“Fabrikanın civarına birkaç memur yerleştirmiştik. Binaya birkaç Siyahinin girdiğini söylüyorlar, onları uyardım ama umarım biz gitmeden önce bir şey yapmazlar.”
Mürit heyecanlandı. Tuna ile beraber araca bindiler. Tuna aracı çalıştırıp gaza bastı. O sırada Mürit’te olay yerinde kalan bir komiseri arayarak, yanına iki kişi alıp fabrikaya gelmesini söyledi. Telefonu kapattığında, oraya en son gittiklerinde adamların onlara ateş açtıklarını hatırladı. Oraya dımdızlak, elleri boş gidiyorlardı ama hazırlanacak zamanları yoktu. Bir kişi bile olsa onlardan birilerini almaları gerekiyordu. Binaya yaklaştıklarında, uzak bir mesafede durdular ve diğerlerinin girmesini beklediler. Onlar da gelince Tuna, memurlardan birine yaklaşıp onları korumaları için geride durmalarını söyledi. Herkes araçlardan indi, silahlarını çıkardılar ve binaya doğru ilerlediler. Etraf neredeyse zifiri karanlıktı, sadece binanın başka bir bloğunun önünde bulunan birkaç aydınlatma direği çalışıyordu. Ama en azından önlerini görebiliyorlardı ve karanlık onları kamufle ediyordu. Binanın girişine geldiklerine Mürit iyice gerildi. İçeride neyle karşılaşacaklarını bilmiyordu. Tuna kapıyı açıp içeri daldı ve silahını doğrulttu. Sonra Mürit’e içeri girmesi için işaret yaptı. Mürit ve diğer komiserler sıraya binaya girdiler. İçerisi karanlıktı, sadece koridorun sonunda bulunan bir kapının arasından sarı ışık sızıyordu. Ortalık çok sessizdi, adamlar muhtemelen orada olmalıydılar. Eğer memurları görüp onlara bir tuzak hazırlamadılarsa, muhtemelen buradan kalan birkaç önemli eşyalarını almaya gelmişlerdi. Polislerin buradaki her şeyi toplayıp gördüklerini anlamları onlara büyük bir sürpriz olacaktı. Baskından sonra buraya ilk kez onlar geliyordu, burada yapılan hiçbir şeyden haberleri yoktu. Tuna, Mürit ve diğer komiserler, arasından ışık sızan kapıya doğru ilerlediler. Memurların da bir kısmı dışarıda, bir kısmı içeride onları korkutmak için gözetleme yapıyorlardı. Kapının önüne geldiklerinde durdular, sessiz olmak için neredeyse nefes bile alamıyorlardı. Komiserler birbirlerine bakılar, Mürit onlara başıyla işaret verince, Tuna ayağıyla kapıyı iterek açtı ve hepsi birden hızla içeri daldı.
“Eller havaya! Eller havaya!” diye bağırdı Mürit.
Adamlar afallamış bir halde önce neler olduğunu anlamaya çalıştılar. Sonra içlerinden ikisi öfkeli bir şekilde ağır ağır ellerini yukarı kaldırdı. Diğer komiserler onlara ters kelepçe takarken, son kalan adam elini beline attı. Mürit hemen onun üzerine atıldı ve silahının kabzasıyla adamın suratına vurdu. Mürit bir yandan da şaşkınlık içerisindeydi. Bu, onun hastaneden kaçırdığı adamdı. Mürit onu tutmaya çalışırken, Tuna’da onun ellerini arkadan kelepçeledi. Adamların üzerlerini aradıklarında hepsinin belinde silah, ceplerinde ise sustalılar buldular. Tuna kelepçelediği adamın arkasına geçmiş kollarını tutarken, Mürit’e bakarak başını salladı. Bu Tuna’nın bulduğu ve bir tanığın teşhis ettiği adam. Sonunda onu bulmuşlardı. Ama aradıkları katilin o olup olmadığını hâlâ bilmiyorlardı.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Ölüler ve Diriler (Bölüm 1/I)

Ölüler ve Diriler (Bölüm 5/I)

Ölüler ve Diriler (Bölüm 7/I)