Ölüler ve Diriler (Bölüm 33/II)
İfadelerini aldıkları birkaç aileyi daha serbest bırakmışlar, hayatta olan grup üyelerini uyarmak için onlarla görüşmüşlerdi. Adamların hepsi böyle bir gruba üye olduklarını ne kadar inkâr etse de, Tuna onlar hakkında detaylı araştırma yaptıklarını, dikkatli olmaları gerektiğini söylemişti. Tuna bu işleri hallederken, fabrikanın civarında nöbet tutan memurlardan haber bekliyordu. Memurlar Siyahilerden herhangi birini gördükleri an onu arayıp haber vereceklerdi. Tuna sabırsızdı. Katilin Mürit ile Özgür için verdiği sürenin dolmasına üç gün kalmıştı. Üç gün içinde o Siyahi katili bulmaları, onu isteyen katilleri tuzağa düşürerek onları da yakalanmaları gerekiyordu. Mürit ile Özgür’ü kurtarmanın tek yolu buydu. Çünkü onları korumanın başka hiçbir yoklu yoktu. Tuna, aradıkları Siyahi katilin bizzat o olup olmadığına hâlâ emin değildi. Şimdiye kadar incelenen dosyalarda sadece bir Siyahiyi öldürdüğünü ve babası ölen genci vurduğunu görmüşlerdi. Diğer bilgisayarlar hâlâ incelemedeydi. Onlardan ne çıkacağını bilmiyorlardı. Eğer gerçek katil o değilse de onun dayesinde katile ulaşabilirlerdi. Tuna şimdilik ABD’nin farklı eyaletlerinden gönderilen mektupları okumakla yetiniyordu, ama işe yarar bir bilgi bulamamıştı. Bu mektupların profil uzmanına gönderilen mektuplarla aynı kişi tarafından yazılıp yazılmadığını da bilmiyorlardı. Mürit farkında olmadan katillerle iş birliği yapmış ve onları o eve gönderip bütün mektupları toplatmıştı. Ona verilen kopyaları ise imha etmişti. Aptal herif! O mektuplarda ne yazdığını deli gibi merak ediyordu. En azından el yazmalarını karşılaştırabilirler, böylece onları gönderenlerin aynı kişi olup olmadığını öğrenebilirlerdi. Ellerinde küçük de olsa bir kanıt daha olurdu. Mürit’in söylediğine göre o mektuplarda ABD’den gönderilmişti ama belli bir eyalet ismi vermemişti. Sonuçta oradan birçok Siyahi, buradaki adamlara mektup yazıp gönderebilirlerdi. Hepsi beraber hareket ediyordu, hepsi birbiriyle bağlantılıydı. Tuna belgeleri incelerken, ofisin kapısı hızla açıldı ve kapıda, Gizem komiser göründü. Yüzünde büyük bir şaşkınlık vardı. Tuna onun halini görünce midesini ateş bastı.
“Ne oldu?” diye sordu tedirgin bir halde.
“Komiserim, şu dövmeli gruptan aradığımız birkaç kişi var ya…”
Tuna ayağa fırladı
“Ne oldu, söylesene!” diye bağırdı.
“Hepsi gelip teslim oldu, patron dedikleri adamla beraber.”
Tuna şaşkına döndü, resmen afallamıştı. Bu bir oyun muydu yoksa adamlar ciddi miydi anlayamamıştı. Belki de bir tuzak! Mürit ile pazarlık yapmışlardı. Şimdiye kadar intikam planları yaparken, neden pazarlıklarını yarıda kesip teslim olmuşlardı ki? Tuna elindeki her şeyi bırakıp, hızla kapıya doğru ilerledi.
“Neredeler?” diye sordu aynı anda.
“Hepsi nezarethanede.”
Tuna koşar adımlarla nezarethanenin bulunduğu kata indi ve nezarethaneye girdi. Komiser de onun peşindeydi. Tuna içeride dolaşarak adamaları aradı ve gördü. Hepsi bir bölüme konulmuştu. İçeride yedi kişi vardı, diğerleri zaten hapisteydi. Sayı tamamlanmıştı, Tuna gözlerine inanamıyordu. Gördüklerinin rüya olmamasını umuyordu.
“Patron denilen kişi kim?” diye sordu Tuna, donuk sesle.
Bir adam hafif bir şekilde başını salladı. Bu, yurt dışında olan adamdı. O da teslim olmak için buraya kadar gelmişti. Ama neden?
“Sonunda tanışabildik. Neden buradasınız?”
Adamlar birbirlerine baktılar, hepsinin sıratında ciddi bir ifade vardı. Patron, aynı ciddi tavırla cevap verdi.
“Bizi aramıyor muydunuz? Geldik işte.”
“Madem bu kadar kolay teslim olacaktınız neden bizi aylarca uğraştırdınız? Neden pazarlığınızı yarıda kestiniz?”
Patron, diğerlerine göz gezdirdi. Adamların hiçbiri ağzını açmıyordu. Patron, Tuna’ya döndü.
“İlk başta bizden emin değildiniz ama o pislik herif size her şeyi anlattı. Artık dışarıda rahat hareket edemiyoruz, biz de ona hak ettiğini verdik. Son işimizi hallettik ve şimdi buradayız.”
Tuna demir parmaklıkları kavrayıp, başını demirlerin arasına dayadı.
“Ne yaptınız?” diye sordu dehşet içinde.
“Duydun komiser, lafımı ikiletme!”
Tuna’nın başından aşağı kaynar sular döküldü. Onu koruyacaklarına söz verdiği adamı koruyamamışlardı. Onun ölümünden bizzat kendileri sorumluydu, onu da tıpkı diğerleri gibi ortadan kaldırmışlardı. Ayrıca son iş olarak bahsettiği cesedi de yine istekleri yere bırakmışlardı. Tuna’nın ilk işi o genci korumaları için peşine taktıkları adamalar hakkında savcıya yazı yazmak olacaktı.
“O çocuğun ne suçu vardı adi herif! Kendi halinde, yalnız bir çocuktan ne istediniz?”
Adamlar cevap vermedi, Tuna ekledi.
“İstediğiniz katili bulamadınız, bunun için Mürit’i tehdit ettiniz. Onun saklandığı yeri öğrendiniz… Neden katili bulmadan buraya gediniz? Planınız ne?”
“Plan falan yok komiser! Ne gerekiyorsa yap, bizi uğraştırma.” diye karşılık verdi patron, soğuk bir tavırla.
Tuna düşünceli bir halde ona bakıyordu. Tuna arasını döndü ve hâlâ yanında bekleyen Gizem komisere emir verdi.
“Onları sorguya hazırlayın, sonra amirime haber verin.”
“Tabi komiserim.”
Tuna dalgın bir halde nezarethaneden çıktı. Aklı o gence takılmıştı, onu nereye bıraktıklarını söylememişlerdi. Nasıl öldürdüklerini de… Tuna bunları sormayı akıl edememişti. Sorgu sırasında her şeyi öğreneceklerdi. Tek tesellisi, aylarca aradıkları katillerin geri kalanın da artık ellerinde olmasıydı. Şimdi geriye Siyahi katili bulmak kalıyordu. Tuna ofisine gidip Mürit’i aradı, telefon birkaç kere çaldıktan sonra açıldı ve Mürit’in uyuşuk sesi duyuldu.
“Alo...”
“Adamlar elimizde!”
“Hangi adamlar?”
“Dövmeli katiller… Hepsi gelip teslim oldu, patronları da yanlarında.”
“Sen… Sen ciddi misin? Benimle alay mı ediyorsun?”
“Ciddiyim Mürit, hepsi şu an nezarethanede. Eksik yok, hepsi elimizde. Artık rahat olabilirsin.”
Bir süre sessizlik oldu, sonra Mürit tekrar sordu.
“İyi de nasıl? Neden böyle bir şey yaptılar ki?”
“Adam korumaya aldığımız çocuğu öldürdüğünü söyledi, son cesedi de istedikleri yere bırakmışlar. İşleri bitmiş. Aynen böyle söyledi.”
“İşleri bitmedi, benimle pazarlık yaptılar! Siyahi katili hâlâ bulamadılar, neden işlerini yarım bıraktılar?”
“Sorguda detaylıca konuşacağız. Şimdilik sana vereceklerim bu kadar. Özgür’ü alıp kendi evine dönebilirsin. Sivil polislere de söyle, artık beklemelerine gerek yok.”
“Biri kaçtı zaten, diğerini de gönderirim.”
Tuna şaşırdı.
“Kaçtı mı, neden?”
“Benim paranoyaklığım yüzünden, önemli bir şey değil.”
“Yine ne yatın mürt?” diye sordu Tuna, bıkkınlıkla.
“Boş ver, önemli değil dedim. Ben Özgür’ü eve bırakıp oraya geliyorum, hemşire bir gün daha onun yanında kalır.”
“İstersen biraz dinlen, biz hallederiz.”
“Dinlenmek mi? Bazen gerçekten benimle eğlendiğini düşünüyorum. Hoşça kal.”
Telefon kapandı. Tuna telefonunu masanın üzerine bırakıp ofisten çıktı ve sorgu odasına gitti. Kayıt bölümünde amiri, Can ve Gizem komiser vardı. Sorgu odasında ise patron denilen adam. Tuna adamı seyrederken, Can ona döndü.
“Baş komiserimle konuştun mu, bir sorun mu var?”
“Ne gibi?” diye sordu Tuna, gözlerini sorgu odasındaki adamdan ayırmadan.
“Bana bir isim verip veri tabanında araştırmamı istedi, bir sivil polisi…”
Tuna kendi kendine sırıttı. Mürit’in paranoyaklığı yüzünden bir polis nasıl kaçırdığını şimdi anladı.
“Haberim yok.” diyerek geçiştirdi Tuna.
“Nasıl yok? Adam Mürit’i şikâyet etti.” diyerek, araya girdi amiri “Adamın silahını alıp başına silah dayamış, adını sorgulatmış.”
Tuna şaşkınlıkla amirine baktı.
“Bir şey diyemem müdürüm. Son zamanlarda yaşadığı şeyleri görmüyor musunuz? Her şeyden tedirgin olmadı gayet doğal. Sadece tedbirli davranıyor.”
“Polisin başına silah dayayarak mı?”
“Bunu tasdiklemiyorum amirim ama umarım tekrar ceza almaz.”
“Ben de Mürit’in bir an önce kendine gelmesini umuyorum. Başlayın sorguya.” diye emretti amiri. Tuna ile Can sorgu odasına girdi. Can, adamın karşısındaki sandalyeye otururken Tuna’da onun yanında, ayakta dikiliyordu. Adamın her hareketini, her mimiğini dikkatle izlemek istiyordu. Can elindeki dosyayı masanın üzerine bırakıp sorularına başladı. Adam gayet rahat, bir o kadar da ciddiydi.

Yorumlar
Yorum Gönder