Ölüler ve Diriler (Bölüm 33/I)


Mürit koltukta uzanmış gözlerini dinlendirirken, hemşire ona seslendi.
“Başkomiserim, kahvaltı hazır.”
Mürit gözlerini açıp ağır ağır uzandığı yerden kalktı ve oturur vaziyette ayılmaya çalıştı.
“Özgür’e bir şeyler yedirdin mi?” diye sordu, uyuşuk bir sesle.
“Evet, ilk önce ona yedirdim başkomiserim.”
“Evde kahve var mı?”
“Maalesef…Baktım ama yok. Korumalar kahveleri kendileri getirmişti, onlar da bitti.”
Mürit ayağa kalktı, biraz sendeledi. Yorgun, uykusuz ve stresliydi. Hemşire ona biraz daha yaklaşıp sordu.
“İyi misiniz başkomiserim?”
“İyim iyim. Kahve içmem gerek, markete gideceğim.”
Hemşire bunu duyunca tedirgin oldu.
“Lütfen gitmeyin başkomiserim! En son dışarı çıktığınızda ne olduğunu gördünüz, lütfen burada kalın.”
Mürit bir süre ona baktı, hemşire gerçekten tedirgindi ve korkuyordu. Haklıydı da. O heriflerin elleri kolları uzundu, onu tekrar bulup takip ederek buraya da gelebilirlerdi. Mürit bundan vazgeçti. Kahvaltı softasına oturdu. Hemşire ona bir bardak çay doldurup karışındaki sandalyeye oturdu. Gözüne, hemşirenin parmağındaki alyans ve tek taş yüzük takıldı.
“Kocan böyle bir göreve gelmene nasıl izin verdi?” diye sordu Mürit.
Hemşire göz ucuyla ona bakarak cevap verdi.
“Eşim polis, böyle görevleri destekler.”
“Öyle mi, nerede görev yapıyor?”
“Çevik kuvvette görevli.”
“Acemi birliği.”
“Sayılır…” dedi hemşire gülümseyerek “Birbirimiz pek göremiyoruz ama idare ediyoruz.”
“Görme boş ver… İnsanlar sürekli yan yana olunca çabuk bıkıyorlar.”
Hemşire tekrar gülümsedi ve kahvaltısını etmeye başladı.
“Çocuk.” diye geveledi Mürit.
“Yok başkomiserim, daha üç aylık evliyiz.”
Mürit ağır ağır başını salladı.
“Ben olsam böyle bir dünyaya çocuk getirmem.”
Hemşire durakaldı, tekrar göz ucuyla ona baktı.
“Çocuk ciddi bir evliliğin meyvesidir başkomiserim.”
“Siz meyvelerinizi üretin, ben halimden memnunum.”
Mürit’in umursamaz tavrı hemşirenin yüzünü güldürmüştü. Kahvaltılarını ettikten sonra hemşire, Özgür’ün yanına gitti ve muayenesini yaptı. Sonra bir serum bağladı. Mürit sofrayı toplayıp bulaşıkları yıkadıktan sonra salona gitti.
“Arka tarafa gelme, ben duşa gireceğim.” diyerek hemşireyi uyardı.
“Tamam başkomiserim.”
Mürit banyoya girip soyundu ve sıcak suyu açtı. Banyoda sadece bir tane duş jeli vardı, onun da hangi tarihten kaldığını bilmiyordu ama mecbur kullanmak zorundaydı. Kendi kozmetik malzemelerini özlemişti, şimdilik bununla yetinmek zorundaydı. En azından uzun zaman sonra sıcak bir duş alacak, temizlenecekti. Duşunu alıp, üzerinden çıkardığı kıyafetleri tekrar giyindi ve banyodan çıktı. Salona geçtiğinde, kapıdaki sivillerden birini evde gördü.
“Ne işin var burada?” diye sordu, hesap sonra bir tavırla.
Polis bir Mürit’e, bir hemşireye baktı ve alaycı bir tavırla söylendi.
“Duş mu aldınız başkomiserim?”
“Yasak mı?”
“Yoo… Şart!” dedi polis ve sırttı. Mürit onun ne ima ettiğini analdı ve onu azarlayan bir tavırla söylendi.
“Terbiyesiz düşüncelerini kendine sakla! Diğeri nerede?”
“Kapıda merak etmeyin, sadece bir bardak çay içip geri ineceğim, sonra o gelecek.”
Mürit pencereye yaklaştı ve bir sigara yaktı. Tül perdenin arkasından dışarıyı seyrederek sigarasını içmeye başladı. Sonra hemşirenin rahatsız olduğunu, Özgür’e de zarar vereceğini hatırladı ve sigarasını hemen söndürdü. Dumanın dağılmaması için ise perdeyi amadan pencereyi araladı. Sonra bir haber kanalı açtı. Sıkıntıdan patlayacaktı. Buraya, bu eve hapsolmuştu. Hiçbir şey yapmıyor, elinden hiçbir şey gelmiyordu. Baş komiserliği hiçbir işine yaramıyordu. Artık her şeyin statü olmadığını anlamıştı. Her yüksek mertebeliyi alt edecek birileri mutlaka vardı. Bu yüzden artık mesleki gücüne ve statüsüne güvenmiyordu. Haberlerde siyaset dışında hiçbir şey yoktu. Kanalları gezerken telefonu çaldı. Ağır ağır telefonunu çıkarıp ekrana baktı, arayan Can’dı. İsteksizce cevapladı.
“Alo…”
“Baş komiserim, nasılsın?”
“İdare eder. Ne yaptınız?”
“Bilgisayarların incelemeleri devam ediyor başkomiserim, Tuna birkaç bilgi buldu, onları araştırıyor. Sana bahsetti mi bilmiyorum ama Siyahi bir katil hakkında bazı bilgiler bulmuştuk. ABD'de bir genç kızın intikamını almak için onu kaçıranlardan birini öldürmüş.”
“Evet, bahsetti.”
“Adamı bulduk baş komiserim.”
Mürit oturduğu yerden ayağa fırladı. Hemşire ve sivil polis, merakla ona baktı.
“Kimmiş? Nasıl buldunuz?”
“Tuna fotoğrafını tanıklara gösterdi. Börek salonda babası ölen çocuk adamı teşhis etmiş, oraya saldıranlardan biriymiş.”
“Başka?”
“Çocuğu bizzat o vurmuş, diğerlerine de orada bulunanları vurmaları için emir vermiş.”
“Orada beyaz bir kızı savunurken neden burada beyazlara saldırıyor ki?”
Mürit salonda volta atarken, onu dinleyen hemşire ile polis anlamamış gözlerle birbirlerine bakıyorlardı.
“Bilmiyorum baş komiserim. Arada bazı boşluklar var, bizim henüz göremediğimiz bir şeyler... Ama araştırıyoruz. Ha bir de elimizde birkaç eyalet ismi var. Oralardan gönderilmiş bazı el yazmaları var, onları inceliyoruz ama şimdilik önemli bir şey yok.”
“Araştırmaları hızlandırın o zaman!”
“Bilişime takviye için personel geldi, ellerinden geleni yapıyorlar.”
“Tamam, bir gelişme olursa bana haber ver.”
“Tamam baş komiserim. Özgür nasıl?”
Mürit, Özgür’e döndü.
“Daha iyi.”
“Selamımı ilet. Neyse… Kapatmam gerek, hoşça kal.”
Telefon kapandığında Mürit kendisini koltuğa bıraktı, sıkıntılı bir haldeydi. Başını ellerini arasına almış, parmaklarını ıslak saçlarının arasında gezdiriyordu. Korkuma polis merakla sordu.
“Ne olmuş başkomiserim?”
“Seni ilgilendiren bir şey yok.” dedi Mürit, onu azarlayan bir tavırla. Polis iç çekerek arkasına yaslandı. Mürit tekrar ona baktı. İçine bir kurt düştü, midesini bir anda ateş bastı. Polis oturduğu yerden kalkarak söylendi.
“Ben yerime gideyim, arkadaş da gelsin çay içsin.”
Mürit anında ayağa kalktı.
“Otur yerine!” diye emretti. Polis merakla ona baktı.
“Efendim?”
Mürit hızla belinden silahını çıkarıp emniyet kilidini kapattı, namluya mermi sürdü ve silahını ona doğrulttu. Hemşire bunu görünce oturduğu yerden ayağa fırladı.
“Baş komiserim, ne yapıyorsunuz?” diye geveledi hemşire, titreyen sesle.
“Sana otur dedim!” diyerek yineledi Mürit, sakin bir sesle.
Polis ellerini kaldırmış, teslim olur pozisyonda duruyordu. Söyleneni yaptı ve yerine oturdu. Mürit ona yaklaşırken Özgür yattığı yerden doğrulmaya çalışıyor, polis ise anlamamış gözlerle ona bakarak söyleniyordu.
“Baş komiserim, ben ne yaptım? Neler oluyor?”
Mürit onun yanına yaklaştı. Silahını adamın başına dayadı ve eğilip onun belindeki salahı alıp, kendi beline soktu. Mürit öfkeli bir şekilde ona bakıyordu. Hemşire onların yanında uzaklaşmış, korku dolu gözlerle olan biteni izliyordu. Kitlenip kalmıştı.
“Baş komiserim...” diye söylendi polis.
“Kimliğini ver!” diye emretti Mürit.
Adam başını çevirip ona baktı, elleri hâlâ havadaydı. Mürit silahının namlusuyla onun başını dürttü.
“Kimliğini ver dedim!” diye bağırdı aynı anda.
Adam ağır hareketlerle cebinden cüzdanını çıkarıp ona uzattı. Mürit tek eliyle cüzdanı alıp açmaya çalıştı, içindeki kimliği yine tek eliyle çıkarıp masanın üzerine koydu. Polis tekrar ellerini havaya kaldırmıştı. Mürit ise silahı hâlâ adamın başına dayıyordu. Mürit telefonunu çıkardı ve Can’ı aradı. Telefon bir süre çaldıktan sonra çaldı.
“Alo… Baş komiserim.”
“Sana bir isim vereceğim, hemen araştır.” dedi Mürit aceleyle.
Polis bunu duyunca, şaşkınlıkla gözlerini kocaman açtı.
“Ne? Baş komiserim, siz ciddi misiniz?”
Can sesleri duymuş olacak ki merakla sordu.
“Kim var orada, neler oluyor?”
Mürit onun sorusunu duymazdan geldi.
“Berk KARAHAN. Emniyetin personel listesine bak, hemen!”
“Tamam, bakıyorum.”
Telefonun arkasında klavye sesleri geldi. Mürit göz ucuyla bir Özgür’e bir hemşireye baktı. Sonra tekrar önündeki adam döndü. Adam öfkeli bir halde, elleri havada öylece bekliyordu. Hemşire ile Özgür ise korkmuş ve şaşkındı. Meraklı bir halde neler olacağını bekliyorlardı. Biraz sonra Can’ın sesi duyuldu.
“Emniyete bağlı bir sivil polis baş komiserim.”
“Fotoğrafını at.” dedi Mürit.
“Tamam.”
Kısa bir süre sora telefonuna bir fotoğraf geldi. Mürit önce fotoğrafa, sonra yanındaki adam baktı. Aynı kişiydi. Mürit rahatlamış bir halde silahını indirip Can’a karşılık verdi.
“Tamam, kapat.”
“Ne oluyor? Bir sorun mu var?”
“Yok bir şey, görüşürüz.”
Mürit telefonu kapatıp endi silahını kılıfına koydu, polisin silahını da belinden çıkarıp masanın üzerine bıraktı. Sonra hiçbir şey söylemeden koltuğa doğur yaklaştı ve kendisini koltuğa bıraktı. İyice paranoyak olmuştu. Karşısına çıkan herkese şüpheli gözüyle bakıyordu, ona göre herkes o heriflerin kiralık adamı olabilirdi ama Mürit bu polis teyit ettirerek biraz olsun rahatlamıştı. Hemşire ile Özgür şaşkın bir halde Mürit’e bakarken sivil polis kimliğini, cüzdanını ve silahını alıp hızla kapıya doğru ilerledi. Aynı anda öfkeli bir şekilde söyleniyordu.
“Ben hayatımda böyle bir saçmalık yaşamdım, sizi şikâyet edeceğim! Ben gidiyorum. Böyle saçmalıkları çekemem, yerime başkasını bulun…”
Adam evden kaçarcasına ayrılırken Mürit hâlâ olduğu yerde, dalgın bir halde oturuyordu.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Ölüler ve Diriler (Bölüm 1/I)

Ölüler ve Diriler (Bölüm 5/I)

Ölüler ve Diriler (Bölüm 7/I)