Ölüler ve Diriler (Bölüm 32/I)
Mürit, omzuna dokunan bir elle irkildi. Gözlerini açtığında karşısında bir memur gördü.
“Başkomiserim, uymuşsunuz.”
Mürit yattığı yerde doğruldu. Bir sandalyede yatıyordu, yananında da Gamze vardı. Mürit nerede olduğunu anladı. Gamze’yi görmek için hastaneye gelmiş, onun uymamasını beklerken de yanında uyuya kalmıştı.
“Saat kaç?”
“Üç oldu başkomiserim.”
Mürit ağır ağır ayağa kalktı.
“Gelen giden oldu mu?”
“Hayır başkomiserim, arkadaşla beraber dönüşümlü olarak kapıda bekliyoruz.”
“Tamam, gözünüzü dört açın. Sakın kapıdan ayrılmayın, anladın mı?”
“Anlaşıldı başkomiserim.”
Mürit, Gamze’yle konuşamadan hastaneden ayrılmak zorunda kaldı. Belki de en iyisi buydu, onunla hiç görüşmemek, konuşmamak. Zaten buraya gelmesi bile hayaydı. Hastaneden çıkıp Tuna’yı aradı. Saatin geç olduğunu biliyordu ama Tuna’nın uyuyor olabileceğini hiç düşünmemişti. Telefon iki kere çalmanın ardından açıldı. Mürit şaşırdı, Tuna bu saatte hâlâ uyanıktı çünkü sesi dinç geliyordu.
“Alo… Neden uyumadın? O sesler ne, dışarıda mısın sen?” diye sordu Tuna, art arda.
“Evet. Hastaneye gelmiştim, Gamze’yi görmeye.”
Tuna öfkelendi.
“Ben sana orada kalmanı söylemiştim! Ne kaftan anlamaz adamsın sen, hemen eve git!”
“Tamam gidiyorum.” dedi Mürit, uyuşuk sesle. Parça parça ve rahatsız uykularından dolayı kafası karma karışıktı. “Bir gelişme var mı?”
“Bilgisayarları inceliyoruz, bazı bilgiler buldum ama her şey çok karışık. Toparlayıp sana anlatırım.”
“Çınar denen çocuğu ne yaptınız?”
“Siviller izliyorlar, şimdilik bir şey yok. Adamların cesedi bırakmalarını bekliyoruz. Çocuğa adresi verdiklerinde bize haber verecek. Tabi onu ortadan kaldırmazlarsa. Sonuçta bizimle görüştüğünü öğrenmiş olmalılar.”
“Şansı varsa sağ kalır, ne diyelim... Adamların acıması yok. Bir de aptal gibi onlarla iş birliği yapmaya çalıştık. Resmen hayatımı mahveden, aylarca bulmak için uğraştığımız adamların ayağına kendimiz gittik. Onlara istediklerini verdik. Düşünebiliyor musun? Ne kadar aptalız!”
Mürit kendi kendine sırıtıyordu.
“Biz nereden bilecektik ki? Herkes hata yapar.”
“Fabrikadaki heriflerden haber var mı?”
“Yok. Ekipler arıyorlar ama sanki buhar olup uçtular, hiçbirinden bir iz yok.”
“Umalım da depodaki heriflerin ellerine düşmesinler.”
“Onlardan bir farkları yok. Aslında bırakacaksın, birbirlerini gebertsinler.”
“Tabi, söylemesi kolay. Biz de uğraştığımızla kalalım, ellimiz bom boş...”
“Haklısın. Sen şimdi bunları düşünme, hemen eve git. Ben sana haber verene kadar da dışarı çıkma, bir kez olsun lafımı dinle.”
“Tamam tamam, gidiyorum.”
Mürt telefonu kapatıp eve doğru ilerledi. Hastane yürüme mesafesinde olduğundan araç kullanmak zorunda kalmadı, zaten yürüyerek gelmişti. Binanın bulunduğu sokağa geldiğinde, etrafa bakınarak apartmana doğru ilerledi. Dikkatli bir şekilde araçları inceliyor, sivil polisleri görmeye çalışıyordu. Muhtemelen yer değiştirmişlerdi. Mürit binanın önüne geldiğinde hâlâ sivilleri göremedi. Bir süre durup düşündü, sokağın öbür ucana doğru yürüyerek onları aramaya devam etti ama göremedi. Bunun üzerine tedirgin bir halde koşarak binaya gitti ve merdivenleri üçer üçer çıkarak daireye ulaştı. Cebinden anahtarı çıkarıp kilide sokmaya çalıştı ama korkudan elleri titriyordu, bu yüzden anahtarı kilide zar zor soktu. Sonra hızla içeri girip etrafa bakındı. Nefes nefese kalmıştı. Koltuklarda oturan siviller, meraklı gözlerle ona bakıyordu. Ellerinde birer kahve kupası vardı. Hemşire ise Özgür’e çorba içiriyordu, o da bir an durup anlamamış gözlerle ona baktı.
“Bir şey mi oldu başkomiserim?” diye sordu adamlardan biri.
“Neden yerinizde değilsiniz? Ne yapıyorsunuz burada?”
“Kahve içmek için geldik başkomiserim. Amirim evde de kalabileceğimizi söyledi, burada olalım yeter.”
Mürit rahatlamış bir şekilde iç kekti ve açık olan kapıyı kapattı.
“Ben de bir kahve alayım.” dedi Mürit, mutfağa doğru ilerlerken.
O sırada adamlardan biri ona seslendi.
“Başkomiserim, bir komşu gelip tuvaleti şikâyet etti, ben geçiştirdim ama yine gelebil. Tuvalete bir ey yapmak gerek.”
Mürit durup ona döndü
“Ne varmış tuvalette?”
“Gider tıkalıymış, alt kata su sızdırıyormuş.”
Mürit meraklandı.
“Dün usta gelip yaptı ya...”
Adam önce yanındaki polise, sonra Mürit’e döndü.
“Bir usta geldi ama en üst kata gelmişti, buraya değil.”
Mürit başından aşağı kaynar sular döküldü. Adama yaklaştı ve sorgulayan gözlerle ona baktı.
“Emniyetten gönderildiğini söyledi. Geldi ve gideri yaptı, parasını ben verdim!”
Adam rahatsız olmuş bir şekilde oturduğu yerde kımıldandı. Sonra tedirgin bir halde karşılık verdi.
“Emniyet böyle bir şey yapmaz başkomiserim. Yani... neden tuvalet gideri için usta göndersinler? Akıl mantık…”
Mürit derin bir iç çekti. Şu an öfkeleneceği tek kişi kendisiydi, kendi aptallığıydı. Adamlar ustayı sorgulamış, gerekeni yapmışlardı ama Mürit hiçbir şeyi sorgulamadan o adamı içeri almıştı. Özgür ile hemşirenin de gerildiği her hallerinden belliydi. Hemşire korku dolu gözerle bir Mürit’e bir diğer polislere bakıyordu. Mürit hemen telefonuna sarıldı ve saate aldırmadan amirini aradı. Telefon uzun süre çalmanın ardından açıldı ve amirinin uykulu sesi duyuldu.
“Ne oldu Mürit, saatten haberin var mı?”
“Amirim… Yerimizi öğrendiler, ne yapacağız?”
Telefonda kısa bir sessizlik oldu, sonra amiri öfkeli bir şekilde söylenmeye başladı.
“Nasıl öğrendiler, kapıdaki adamlar ne halta yarıyor?”
Mürit onlara bakarak cevap verdi.
“Bu benim hatam amirim, onların değil. Benim suçum.”
“Allah kahretsin! Hemen oradan çıkın.”
“Nereye gideceğiz?”
“Sana bir konum atacağım, hazır gece vaktiyken fazla dikkat çekmezsiniz. O adrese gidin ve benden haber bekle. Bir işi de doğru düzgün yap Mürit… Bir işi de doğru düzgün yap!”
Amiri telefonu onun yüzüne kapattı. Mürit, sivil polislere döndü.
“Hemen arabayı hazırlayın! Özgür ile hemşireyi ben alacağım, siz de beni takip edin. Ben kendi arabamla gideceğim.”
Adamlar ayağa kalkınca, Mürit hemşireye döndü.
“Sen de toparlan, Özgür’ü ben hazırlarım.”
Hemşire hemen ayağa kalktı ve eşyalarını toplamaya başladı. Mürit’te Özgür’ü hazırlamaya başladı. Özgür güçlükle söylendi.
“Bizi buldular, öyle değil mi? İkimizi de öldürecekler!”
“Hayır. Bunu yapmayacaklar, merak etme!”
Mürit bunu kendinde emin olmayan bir tavırla söylemişti. Özgür haklıydı, onları öldüreceklerdi. Bugünden itibaren beş günleri kalmıştı. Bu beş gün içinde onları yakalamaları gerekiyordu. Araçlara binip amirinin ona attığı adrese doğru yola çıktılar. Sözde güvenli olan başka bir eve geldiler. Onlar için hiçbir yer güvenli değildi. Onları binanın önünde Tuna karşıladı. Diğer sivil polisler araçlarını binaya yakın bir yere park edip, aracın motorunu kapattılar. Hemşire araçtan içip bir kenarda beklerken, Tuna ile Mürit’te, Özgür’ü araçtan çıkarıp eve taşıdılar. Özgür’ü bir yatağa yatırdıklarında, hemşire ilk iş olarak onu kontrol etti. Sonra çantasını boşaltı. Tıbbi malzemeleri sehpanın üzerine yerleştirmeye başladı. Belli ki buradan da kısa zamanda gideceklerini hissetmiş olmalıydı. Çünkü kendi eşyalarını yerleştirmeye gerek duymamıştı. O Özgür ile ilgilenirken, Mürit yalnız konuşmak için Tuna’yı mutfağa götürdü.
“Nasıl böyle bir hata yaparsın Mürit?” diye sordu Tuna, hayal kırıklığına uğramış bir tavırla.
“Ne bileyim, boş anıma denk geldi işte...”
“Önemli olan boş anımızda ne yaptığımız. Neyse olan oldu, bundan sonrasına bakalım.”
“Adamı nasıl bulacağız?”
“Sabah bir ekip gidip, etrafta kamera varsa görüntüleri toplayacak. Başka çaremiz yok.”
“Kesin o da kiralık bir adamdı. Beni profilcinin evinden kanlı halde çıktığımı söyleyen kadın gibi onu da kiraladılar. Çok normal, sıradan görünüyordu.”
“Olabilir.”
“Sen ne buldun? Şu karmaşık dediğin şeyleri bana da anlatsana.”
“Elimde bir tane şüpheli var. Can Siyahilerle muhatap olan tanıklarla görüşecek, fotoğrafı onlara gösterecek, onu tanıyan çıkabilir diye.”
Mürit düşünceli bir hale büründü.
“Neden o kişiyi şüpheli ilan ettin.” diye sordu.
“Bilgisayarlardan birinde adamla ilgili bazı dosyalar var, Mississippi’de yaşıyor. Orada beyaz bir genç kıza tecavüz edip öldüren Siyahilerden birini öldürmüş, genç kızın intikamını almak için. Ama o kızla bağlantısını çözemedim, inceleme yarım kaldı. Memurlar yoruldu, evlerine gittiler. Bir de ABD dış işlerine yazı gönderdik. Siyahiler hem burada hem de ABD’de beyaz üstünlükçü grupları ve üyelerinin belgilerini toplamışlar. Binlerce grup üyesi var. Hangilerinin öldüğünü, hangilerinin hayatta olduğunu bilmiyoruz. ABD’nin kendi vatandaşları hakkında araştırma yapmaları gerek, biz o konuda bir şey yamayız.”
“Başka bir şey yok mu?”
“Ben öldürülen beyaz grup üyelerinin aile üyelerini toplayıp sorgulayalım diyorum. Belki birileri bir şeyler verebilir.”
“Olur, yap.”
Mürit mutfaktan çıkmak için kapıya yöneldiği sırada Tuna onu durdurdu.
“Canını sıkma, her şeyi düzelecek. Bütün bunlar son bulacak, merak etme.”
Tuna onu teselli etmeye çalışıyordu ama Mürit bunları umursamıyordu. Bu sözler onun için boş laf kalabalığından ibaretti.

Yorumlar
Yorum Gönder