Ölüler ve Diriler (Bölüm 31/II)

Tuna incelemede olan bilgisayarlarda ne bulunacağını öğrenmek için bilişim bölümündeydi. Üç tane personel hiç ara vermeden inceleme yapıyorlardı ama şimdiye kadar sadece beş bilgisayar inceleyebilmişlerdi. Daha incelenmesi gereken otuz bilgisayar vardı, bu iş epey uzun sürecekti. Tuna müdürüyle görüşüp, inceleme için personele ihtiyaçları olduğunu söyleyecekti. Bilgisayarlar tıka basa doluydu. Sadece bir bilgisayarın inceleme raporu iki kalın dosyayı doldurmuştu. En azından çıkan dosyaları inceleyebilirdi. Dosyada bulunan bilgilere göre adamlar hem Türkiye'de hem ABD’de beyaz katiller hakkında araştırmalar yapmışlar, bilgilerini bulmuşlar, onları takip etmişlerdi. Sadece katiller değil, onların aileleri hakkında da bilgiler yer alıyordu. Başka bir dosyada, beyazların üstünlüğünü savunan gruplar hakkında araştırmalar yer alıyordu. Hem Türkiye’de hem ABD’de bulunan bütün beyaz üstünlükçü grupların, o gruplarda yer alan üyelerin ailelerinin bilgileri yer alıyordu. Yüzlerce grup, binlerce üye, yine binlerce aile üyesi. Kadın, çocuk ve yaşlı. Tuna bu dosyaları ekipteki diğer komiserlere dağıtacak, şimdiye kadar öldürülen ve uzuvları kullanılan beyaz grup üyeleriyle dosyadaki üyelerin karşılaştırılmasını isteyecekti. İçlerinden hangilerinin öldüğünü, hangilerinin ise hâlâ hayatta olduklarını öğrenmeleri gerekiyordu. Ölen grup üyelerinin aileleri zaten bir bedel ödemiş, yakınlarını kaybetmişti. Katillerin artık onlara yaklaşmayacaklarını, onların güvende olduklarını düşünüyordu ama hayatta olan grup üyeleri ve aileleri tehlikede olabilirdi. Katiller şimdiye kadar grup üyenin ailelerinden kimseye dokunmamış, zarar vermemişti. Bundan sonra da aynı yoldan devam edeceklerini düşünüyordu. Ama ölen üyelerin aile üyelerini sorguya almaları ve alabildikleri kadar bilgi almaları gerekiyordu. Ayrıca ABD’de bulunan diğer grup üyeleriyle ilgili ABD dış işleriyle ileriyle geçmeleri, onları da bu konuda bilgilendirmeleri ve araştırma yapmalarını sağlamaları geriyordu. İşleri çok uzundu. Tuna diğer bilgisayarların incelmelerinden neler çıkacağını merak ediyordu, bu adamlar boş değildi. Bunlardan çok daha fazlasını yaptıklarına emindi. Tuna başka bir dosyaya göz gezdirirken bir detay fark etti. Mississippi başlığı altında bir el yazması vardı. Tuna heyecanlandı, sonunda bir bölge adı bulmuşlardı. Araştırma alanları biraz olsun daralmıştı. Tuna hemen telefonuna sarıldı ve Can komiseri aradı. Telefon ilk çalışta açıldı.
“Alo...”
“ABD dış işleriyle iletişime geçin, onları Siyahilerin cinayetleri hakkında bilgilendirin. Adamlar beyaz üstünlükçü grupları araştırıp grup üyelerini öldürüyorlar. Hem üyelerin hem de ailelerinin bilgilerini toplamışlar. Ayrıca Mississippi’den gelen bir el yaması mektup buldum, içinde bazı bilgeler var. Sana resmini atacağım, şu bilgileri de araştır.”
“Tamam, başka?”
“Şimdilik bu kadar.”
“Bu kadar mı?”
“Evet. Arkadaşlar ellerinden geleni yapıyorlar ama bilgisayarlar çok dolu, personel istememiz gerekiyor.”
“Onu da halledeyim mi?”
“Aslından iyi olur. Bu arada Çınar denen şu çocuktan haber var mı, bilgi alıyor musun?”
“Evet komiserim. Sivil polisler adım adım izliyor, şimdilik bir sorun yok.”
“Adamlarla buluştu mu?”
“Hayır, sadece işten eve evden işe. Bir gelişme olursa sana haber veririm.”
“Tamam. Umarım şu ellerindeki cesedi artık bir yere bırakırlar.”
“Umarım. Sen de başka bir şey bulursan bana haber ver.”
“Tamam, hoşça kal.”
Tuna telefonunu kapatıp önündeki dosyaya geri döndü, o sırada memurlardan biri ona yaklaştı.
“Komiserim… Mesai saatimizden daha fazla çalıştık, çok yorulduk.”
Tuna ona bakıp derin bir iç çekti. Memurun gözleri şişmiş, kan çanağına dönmüştü. Saatlerdir ekran karşısında duruyorlardı.
“Tamam. Evlerinize gidin, yarın sabah devam edersiniz.”
Memur rahatlamış bir halde iç çekti.
“Teşekkür ederim komiserim.”
Memur onun yanından uzaklaşıp, diğer memurlara evlerine gitmelerini söyledi. Tuna duvardaki saate baktı, saat gecenin on ikisi olmuştu. Kapıdan çıkan memurlardan birine seslendi.
“Bana bir kahve gönderin.”
“Tamam komiserim.”
Memurlar ofisten çıktıklarında, Tuna’da oturduğu yerden kalkıp inceleme için açık vaziyette duran bilgisayardan birinin başına geçti. Ekranda açık olan sayfayı kaybetmemek için hiçbir şeye dokunmadan, bir süre ekranı seyretti. Sonra o sayfayı kapatıp karşısına çıkan onlarca dosyaya baktı. Acaba hangisi incelenmiş hangisi incelenmemişti. Bilgisayarın yanında duran kağıtlara baktı, memur seksen ikinci dosyadan bazı notlar almıştı. Tuna’da seksen üçüncü dosyadan incelemeye devam etti. O sırada kapı açıldı, bir memur onun kahvesini masanın üzerine bırakıp ofisten çıktı. Tuna kahvesinden bir yudum alıp dosyayı incelemeye devam etti. Dosyada bazı fotoğraflar ve anı gibi yazılmış kısa metinler vardı. Fotoğraflarda Siyahi bir adam vardı. Bir kilisenin önünde, gülümseyerek kameraya poz veriyordu. Fotoğrafın altına o gün neler yaptığını yazılmıştı, rutin şeyler. Başka bir sayfada yine aynı adam bir havuzun başındaydı. Bu kez yanında iki yaşlarında bir kız çocuğu vardı, muhtemelen kendi çocuğuydu. Tahmini doğru çıkmıştı, resmin altında kızıyla beraber geçirdikleri güzel bir günden bahsediyordu. Başka bir sayfa, başka bir fotoğraf, aynı adam, aynı kız çocuğu… Ama bu kez yanlarında bir erkek çocuğu ve güzle bir kadın vardı, hepsi Siyahiydi. Bir restoran masasında çekilmiş aile fotoğrafıydı. Bu fotoğrafın altında da yine ailesiyle beraber geçirdiği günle ilgili yazılar vardı. Tuna bilinçsizce gülümsediğini fark etti. Böyle güzel aile tabloları görmeyeli uzun zaman olmuştu, bu kareler onun içini ısıtmıştı. Başka bir sayfaya geçtiğinde ise yüzündeki gülümseme yavaş yavaş yok oldu. Fotoğrafta yerde, kanlar içinde, hareketsiz ve çıplak halde yatan bir Siyahi adam vardı. Adamın makatına bir sopa sokulmuştu. Tuna bu fotoğrafı görünce gözlerini kıstı. Bu onun tüylerini ürpermişti. Bir yandan da içi acımıştı. Bunun diğer mutlu aile fotoğraflarında yer alan Siyahi adam olduğunu ve vahşi bir cinayete kurban gittiğini düşünecekti ki, o adamın, cesedin hemen yanında duran adam odluğunu fark etti. Adam muhtemelen kamerayı bir yere yerleştirmiş ve ceset ile fotoğraf çekinmişti. Tuna merakla fotoğrafın altındaki yazıyı okudu.
Her kötülük cezasını bulur!
Bu tek cümle çok şey anlatıyordu. Tuna şaşırmıştı. Bu soruşturmaya girdiğinden beri ilk kez bir Siyahinin başka bir Siyahiyi öldürdüğüne şahit olmuştu. Ama konu tam olarak neydi? Neden bunu yapmıştı? Bununla ilgili herhangi bir açıklama yazılmamıştı. Tuna bu olayı çok merak etti. Belki de diğer dosyalarda ya da fotoğraflarda bununla ilgili bilgiler olabilirdi. Başka bir sayfaya geçtiğinde, aynı adam bu kez bir mezarın başındaydı. Mezar özensizce kazılmış, ceset ise yine özensizce yerleştirilmişti. Cesedin bir bacağının yarısı dışarıda kalmıştı, adam bu kez mezarın başında selfie çekinmişti. Yaptığından gurur duyar gibi bir hali yoktu. Suratında, cesedin başındaki surat ifadesiyle aynı ifade vardı. Kızgın, pişman, bıkkın ve yorgun. Bu yaptığından memnun gibi bir hali yoktu. Peki o zaman neden yapmıştı? Tuna diğer sayfaları da inceledi ama bu kez ne adamın ne de mutlu ailesinin tek bir kare fotoğrafını göremedi. Sadece günlük yazılar vardı. Onlar da sıradan rutin bir hayatı anlatan kısa yazılardı. Ne öldürülen adamdan ne de iki küçük çocuk ve kadından bahsediliyordu. Buradan sonrası tamamen bir sırdı. Tuna önceki sayfalara geri döndü ve fotoğrafları dikkatle incelemeye baladı. Adamın tek çekindiği fotoğraflarından birinde, arkada bulunan duvarda asılı bir bayrak dikkatini çekti. Hemen yandaki bilgisayardan internete girdi ve bayrağın nereye ait olduğunu araştırdı. Karşısına Mississippi çıktı. Dosyadaki Mississippi’den gelen mektup aklına geldi. Acaba onu gönderen de aynı kişi miydi? Bu da bir grup muydu yoksa tek bir kişi miydi? Tuna adamın fotoğrafının ve diğer yazıların bir çıktısını aldı. Bunu ellerinde bulunan dosyalardaki Siyahilerle karşılaştıracaktı. Ayrıca diğer dosyalarda ve bilgisayarlarda bu adam ve Mississippi hakkında başka bir bilgi olup olmadığını kontrol etmesi gerekiyordu. Biraz sonra yanındaki kahvesi dikkatini çekti, kahveden bir yudum aldı ama buz gibi olmuştu. Kahveyi öylece bırakıp, çıktı aldığı belgeleri alıp bilgisayarı açık vaziyette bıraktı ve ofisten çıktı. Can’ın yanına gidip elindeki belgeleri ona gösterdi.
“Şunlara baksana!”
“Dur bir dakika, bir yazı yazıyorum.”
Can bilgisayar klavyesinde hızlı hızlı parmaklarını gezdiriyordu. Kısa bir süre sonra yazısını tamamladı ve tepesinde sabırsızlıkla belleyen Tuna’ya döndü. Kâğıtları elinde alıp tek tek göz gezdirdi.
“Bunlar ne?”
“Bilgisayarda buldum. Bu yazılar muhtemelen fotoğraftaki adama ait. Neden o bilgisayardaydı bilmiyorum. Adamın ailesiyle beraber çekilmiş fotoğrafları vardı, onlar hakkında yazılar vardı. Sonra şu ceset fotoğrafı… Dosyada bundan sonra hiçbir aile fotoğrafı ya da onların hakkında yazı yoktu. Şu fotoğrafı elimizdekilerle karşılaştır bakalım. Belki kim olduğunu öğreniriz.”
“İyi de elimizde fazla Siyahi yok. Bence bulamayız.”
“O zaman daha önce onlarla muhatap olan tanıklara göster.”
“Hangilerine? Kime göstereceğim? Bunu ancak fabrikadaki Siyahileri toplarsak bulabiliriz, onlardan biriyse tabi.”
Tuna bir süre düşündü. Sonra aklına birkaç kişi geldi.
“Börek salonunda yaranana genç, Gamze, Yetkin’in mal aldığı evde bulunan çocuk… Onlara gösterebilirsin, belki onu tanıyan çıkar.”
“Tamam, bunu yarın hallederim. Dış işlerine yazı gönderdim. Şu gönderdiğin mektupta yazan bilgileri de araştırdım, bir açık adres vardı. Onu da araştırmaları için adresin bulunduğu bölgedeki Emniyet müdürlüğüne göndermem gerek.”
“Tamam, onu da hallet.”
“Kim bilir yazılarımızı ne zaman görürler… Pek ciddiye alacaklarını sanmıyorum.”
“Neden? Sonuçta Emniyet müdürlüğü adına gönderdin.”
“Evet ama konu Siyahilerle ilgili, ne bileyim…”
“İçlerinde beyazlar da var. Beki bu onların dikkatini çeker.”
Tuna onun yanından uzaklaşırken, Can onu tekrar durdur.
“Sence adamın ailesine ne olmuştur?”
“Ben nereden bileyim? Bulduğumuzda ona sorarsın.”
Tuna tekrar bilgisayarların bulunduğu ofise girdi ve incelemeye devam etti. Açtığı başka bir sayfada, internetten alınmış bazı haber küpürleri gördü. Kaşlarını çattı. Haberler İngilizce yazılmıştı, ne yazdığını anlayamadığı için yanındaki diğer bilgisayarda bir çeviri programına girdi ve haberde yazanları tek tek programa yazdı. Sonra karşısına çıkan çeviriyi okudu.
On beş yaşındaki beyaz bir genç kız, çalıştığı restorandan çıktıktan sonra kendisinden bir daha haber alınamadı. Ailesini kayıp başvurusu üzerine ekipler harekete geçti. Yüz yirmi güvenlik kamerası tek tek incelenirken, ekipler ve gönüllüler ormanlık alanda arama çalışmalarına başladı.
Tuna dudağını büktü, bu haberin bu dosada ne işi olduğunu anlayamadı. Bir sonraki sayfaya geçti, başka bir haber gördü. O haber de İngilizce’ydi. Tuna o haberi de olduğu gibi çeviri programına yazdı ve çeviriyi okumaya başladı.
Saatler süren arama çalışmalarında on beş yaşındaki genç kızın cansız bedeni, ormanlık alanda yarı gömülü vaziyette bulundu. İncelenen güvenlik kameralarından, genç kızın bir ara sokağa girerken bir araçtan inen iki kişi tarafından kaçırıldığı ortaya çıktı. Yapılan otopsi raporunda genç kızın işkence gördüğü, tecavüze uğradığı ve vahşi bir şekilde öldürüldüğü oryaya çıktı. FBI Dedektifleri genç kızı kaçıranların Siyahi olduklarını, üç kişiden ikisinin yakalandığını, birinin ise kaçak olduğunu açıkladı.
Tuna şaşırdı. Tecavüz edilip işkence gören ve öldürülen beyaz bir genç kız, onu öldürenler ise Siyahilerdi. Merakla diğer sayfada yer alan haberi çevirdi.
Geçtiğimiz günlerde on beş yaşındaki beyaz genç kızın cinayetine karışan ve kaçak olan kişinin, başka bir ormanlık alanda, yarı gömülü halde cansız bedeni bulundu.
Tuna haberde yer alan fotoğraflara baktı. Hem ölen şahsın hem de gömüldüğü yerin fotoğrafı vardı. Bu ceset, diğer dosyada yer alan ve Siyahinin başında fotoğraf çekindiği cesedin olay yeriyle bire bir aynıydı. Onu öldüren kişi belliydi. Ama haberlerin hiçbirinde o şahsı öldüren kişi hakkında bilgi yoktu. Haber sayfaları bitmişti, başka bir sayda yoktu. Üç tane Siyahi bir beyaz kızı öldürmüş, başka bir Siyahi de onlardan birini yakalamış ve onu da aynı şekilde öldürüp, cesedini aynı şekilde ortadan kaldırmıştı. Cesedin makatına sokulan sopanın anlamını şimdi çözmüştü. Genç kıza yapılanın aynısını ona yapmıştı. İyi ama bu adamın o genç kızla nasıl bir bağlantısı vardı? Neden onun intikamını almak istemişti. Diğer iki kişi yakalanmasaydı, muhtemelen onlara da aynı şeyi yapacaktı. Belki genç kızla tanışıyordu, arkadaş olabilirdi. Belki de ırklarını kötü gösterip aşağıladıkları için o adam bunları yapmıştı. Bu koca bir soru işaretiydi. Eğer o adam hâlâ hayattaysa, onu bulana kadar bu sorunun cevabını öğrenemeyeceklerdi.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Ölüler ve Diriler (Bölüm 1/I)

Ölüler ve Diriler (Bölüm 5/I)

Ölüler ve Diriler (Bölüm 7/I)