Ölüler ve Diriler (Bölüm 31/I)


Hastanedeki bütün güvenlik kameraları incelmeye alınmış, Özgür’ün odasına polis kılığında giren şahıs tespit edilmeye çalışılıyordu. Bir şey bulunduğu taktirde Özgür’e teşhis yaptırılacaktı. Tuna onun aramalarına bir türlü cevap vermeyince ona öfkelenmiş, o da Tuna’nın telefonlarını açmamıştı. Ama Gizem komiser onu arayıp, Tuna’nın sahte gazetecinin sorgusunda olduğunu söylemiş, buna rağmen Mürit’in öfkesi geçmemişti. Sorguda ne örendiklerini deli gibi merak ediyordu. Tuna onu tekrar aradığında, ona kaldıkları evin adresini vermişti. Biraz sonra kapı çaldı. Hemşire tedirgin bir halde önce kapıya, sonra Mürit’e baktı.
“Komiser arkadaşım geldi, korka.” diyerek, hemşireyi sakinleşirdi.
Kapıyı açtığında Tuna hızla içeri girdi. Mürit kapıyı kapatıp onunla beraber Özgür’ün yanına gitti. Tuna önce Özgür’ü kontrol etti. Sonra bir sandalyeye oturup Mürit’e döndü.
“Nasıl?”
“Göründüğü gibi. Ne oldu, konuştu mu?”
“Evet. Tahmin ettiğimiz gibi o sadece maşa, tehdit ederek kullanmışlar.”
Mürit umursamaz bir halde Özgür’e döndü, dalgın gözlerle Özgür’ü seyrederek karşılık verdi.
“İşe bak! Herkes tehdit edildim diyerek işin içinden sıyrılıyor ve biz hiçbir şey yapamıyoruz.”
“Şimdilik. Bu işe ortak olan herkes, ne olursa olsun cezasını çekecek Mürit.”
“Ne anlattı?”
“Ayak işlerini yapıyormuş, arkalarını temizliyormuş, olay yerlerinden bilgi toplayıp basına veriyormuş. Bu tür şeyler… Onu korumaya alıp serbest bıraktık. Operasyonu da iptal ettik.”
Mürit merakla ona döndü.
“Neden?”
“Amirim öyle istedi. Çocuğa bilgi toplaması için olay yerlerinin adreslerini veriyorlarmış, bu yüzden her olay yerinde o varmış. Katiller cesedi bırakabilirlerse o çocuğa adres verecekler. Böylece onları suç üstü yakalayabileceğiz.”
“Onlar mı?”
Tuna ona baktı
“Depodaki adamlar. Çocuğun söylediğine göre hepsi bu işin içindeymiş, her şeyi beraber yapıyorlarmış. Katil bir kişi değil.”
“Adamların çoğu elimizde zaten, geriye birkaç kişi kaldı.”
“Evet. Bunlar da tıpkı fabrikadaki herifler gibi beraber hareket ediyorlar. Ama yaptıklarının görünmesini istiyorlar. Hasımları varmış, onun her şeyi görmesini istiyorlarmış. Ona göz dağı vermek için. Ama çocuk hasım olarak bir kişiden bahsetti. Yani fabrikadaki Siyahilerden ya da onların dışında tek bir kişi olması gerek, onlara büyük bir zarar veren birisi.”
“Bir kişiye karşı kalabalık olarak hareket etmeleri onların ne kadar zayıf olduklarını gösteriyor.”
“Evet ama elleri kolları uzun, istediklerini yapabiliyorlar.”
Mürit öfkeli bir şekilde ona döndü. Tuna'nın onları över gibi konuşması onun canını sıkmıştı. Tuna onun bakışlarından ne demek istediğini hemen anladı ve kendisini savunmaya geçti.
“Yanlış anlama. Demek istediğim, karşılarındaki adam tek bile olsa demek ki onlar kadar güçlü. Dediğin gibi, onların kalabalık bir halde yaptıklarını diğer kişi tek başına yapmış.”
Mürit tekrar Özgür’e döndü. Özgür gözleri yarı açık vaziyette, hareketsiz bir halde yatıyordu.
“Bilgisayarları incelmeye gönderdiniz mi?”
“Sen şimdi bunları düşünme. Buradaki güvenliği sıkılaştıracağım, ikiniz de güvende olacaksınız. Sen de bir hafta dışarı çıkma, buradan ayrılma. Bütün ihtiyaçlarınız karşılanacak.”
Mürit geriye yaslandı ve derin bir nefes aldı.
“Çok yoruldum, sıkıldım. Bizden ne istiyor anlamıyorum, bizim ne suçumuz var?”
“Sizin bir suçunuz yok Mürit, Özgür’ün de yok. Adamlar her şeyi araştırmış, seni de Özgür’ü de tanıyorlar, en başından beri… Onu hayatta bıraktıkları için şanslısın, öldürebilirlerdi. O çocuk da çok korkuyor ama onu korumaya alacağımızı söylediğimde konuşmaya başladı. Bize güveniyor.”
“Sen bize güveniyor musun? Kendine… Onu koruyacağına inanıyor musun?”
Tuna dudağını büktü.
“Hayır ama elimden geleni yapıyorum, hiçbir şey yapmamaktan iyidir.”
“Haklısın.” Mürit bir süre tereddüt etti ve isteksizce sordu. “Gamze ile görüştün mü?”
“Evet. Onu da polisler koruyor, merak etme.”
“Merak etmiyorum zaten.”
“O zaman neden soruyorsun?”
Mürit gözlerini devirerek ona baktı. Tuna devam etti.
“Bunu sana söylememi istemedi Mürit, sırf duygu sömürüsü yapıyor gibi görünmesin diye, ama onu da tehdit etmişler. Bütün bunları zorla yaptırmışlar.”
“Hı hı...” diye geveledi Mürit, umursamaz bir halde başını sallayarak.
“Yalan söylemiyor Mürit, onu kızıyla tehdit etmişler.”
Mürit şaşkın bir halde ona döndü.
“Ne saçmalıyorsun sen? Onun kızı falan yok.”
“Kendisi söyledi, çok ciddiydi. Evlilik yapmamış, çocuğun nasıl olduğunu söylemiyor ama onun bir kızı varmış. Onu öldürmekle tehdit etmişler, o ada istenen her şeyi yapmak zorunda kalmış. Bana kalırsa bir anne için çocuğu, erkek arkadaştan daha önemlisi.”
Mürit ona bir süre anlamamış gözlerle baktı, doğru söyleyip söylemediğini anlamaya çalışıyordu. Yalan söylüyor gibi bir hali yoktu, neden yalan söyleyecekti ki?
“Başka ne söyledi?” diye sordu Mürit.
“Aslından sadece bunları söyledi. Ayrıldıktan sonra ona ne kadar beyefendi gibi davrandığını falan... Bana kalırsa yalan söylemiyordu, çok ağladı. Seni hâlâ seviyor mu bilmiyorum ama sana yaptıklarından dolayı pişman. Ayrıldığı için değil tabi, son yaptıkları için.”
Mürit düşünceli bir halde tek noktaya odaklandı. Tuna ekledi.
“Bence onunla konuşmalısın. Bakarsın bir şansızın daha olur.”
“Ne şansı? Öyle bir şey olmayacak! Kendin dedin, benden ayrıldığı için pişman değil, son yaptıkları için pişman.”
Tuna başını evet anlamında salladı, o sırada hemşire yanlarına yaklaştı.
“İzin verir misiniz başkomiserim, serumunu vereceğim.”
Mürit oturduğu yerden kalkıp hemşireye yol verdi. Hemşire işini hallederken Tuna’da kalktı.
“Benim Emniyete gitmem gerek. Bir şeye ihtiyacın olursa söyle hallederim, dışarı çıkma sakın!”
“Dışarı çıkmazsam işleri nasıl halledeceğim?”
“Sen bir şeye karışma, biz halledeceğiz tamam mı? Sen burada, kardeşini yanında kal. Sonra görüşürüz.”
Tuna evden ayılında, Mürit düşünceli bir halde koltuğa oturdu ve hemşireyi seyretti. Aklı Gamze’deydi. Acaba Tuna’ya doğru mu söylemişti? Tuna’nın bunları Mürit’e anlatacağını biliyor olmalıydı. Bu yüzden onun duymak istediklerini söyleyerek her şeyi uydurmuş da olabilirdi. Ama kesin olan bir şey vardı, Gamze ile bir daha asla bir araya gelmeyeceklerdi. Mürit’in düşüncelerini çalan kapı bozdu. Hemşire bu kez tedirgin olmadı, muhtemelen yine Mürit’in arkadaşlarından biri olduğunu düşünmüş olmalıydı. Burada kendisini biraz olsun güvende hissediyordu. Ama bu kez Mürit endişelendi, kimseyi beklemiyordu. Ayağa kalkıp bir süre tereddütle bekledi. Bir Özgür’e bir hemşireye baktı. Hemşire onun tereddüt ettiğini görünce kapıya döndü.
“Açmayacak mısınız?”
Mürit onun daha fazla korkmaması için ağır adımlarla kapıya doğru yöneldi. Onu korkup buradan gitmesini istemiyordu, sonuçta Özgür’ün bakıma ve tedaviye ihtiyacı vardı. Mürit kapı deliğinden bakıp seslendi.
“Kimsiniz?”
“Beni Emniyetten gönderdiler başkomiserim, tuvalet gideri için.”
Mürit kısa bir süre daha duraklamanın ardından kapıyı açtı. Karşısında orta yaşlarda bir adam duruyordu. Üzerinde işçi tulumu, elinde ise alet çantası vardı. Onun gerçek bir usta olduğuna emin oldu çünkü tuvaletin giderinde gerçekten sorun vardı. Ama buranın güvenli ev olduğundan haberi yoktu. Bunu Emniyetteki kimse başka birine söylemezdi.
“Bana geleceğinizi haber vermediler.” dedi Mürit.
“Bana da yeni söylediler başkomiserim, acilmiş.”
Adam bıkkın bir tavırla içeri girdi ve etrafa bakındı. Yatakta yatan Özgür’ü ve başındaki hemşireyi görünce Mürit’e döndü.
“Hastanız mı var? Geçmiş olsun.”
“Sağ ol, tuvalet bu tarafta.”
Mürit tuvalete giderken usta da onun peşinden gitti. Adam işini yaparken Mürit’te onun başında bekledi. Adam çok hızlıydı, işini yapması beş dakika sürmemişti. Adam aletlerini toplarken, Mürit gideri kontrol etti.
“Olmuş, ellerine sağılık”
“Sağ ol başkomiserim, ödemeyi kim yapacak?”
Mürit adam baktı, onu ortalarda dolaştırmamak için ödemesini kendi cebinden yaptı. Adam evden ayrıldığında, Mürit rahatlamış bir halde tekrar koltuğa oturdu. İyice paranoyak olmuştu, sanki peşindeki adamlar her an bir yerlerden karşısına çıkacakmış gibi hissediyordu. Bu yüzden sürekli tetikte kalmak zorundaydı, bu da onu çok fazla yoruyordu. Kendisi için de korkuyordu ama kardeşi için daha çok korkuyordu. Sonuçta onun başına gelen her şey kendisinin yüzünden olmuştu. Bu olaylar bitene kadar biraz daha dişini sıkmalıydı. Mürit bir sigara yaktı. Sigarasına derin bir nefes çekerken hemşire ona döndü.
“Başkomiserim, burada sigara içmeseniz… Rahatsız oluyorum, hem kardeşinize de zarar verir.”
Mürit karşılık vermeden sigarasını pencerenin mermerinde söndürdü ve izmaritini orada bıraktı.
“Ben biraz dışarı çıkacağım.”
Mürit kapıya doğru ilerlerken hemşire tedirgin bir halde ona baktı.
“Bizi yalnız mı bırakacaksınız? Hem arkadaşınız dışarı çıkmamanızı söylemişti.”
“Dışarıda sivil korkumalar var, ikiniz de güvendesiniz merak etme! Dışarıdan istediğin bir şey var mı?”
“Hayır başkomiserim, teşekkür ederim.”
Hemşire, Özgür’ün yanındaki koltuğa oturup arkasına yaslandı. Gözlerini açık tutmakta ve ayakta durmakta zorlanıyordu, yorgun ve uykusuz olduğu her halinden belliydi.
“İstersen arkadaki odaya git biraz dinlen, ben dışarıda fazla kalmam.” dedi Mürit, hemşireye bakarak.
“Gerek yok, burada biraz kestirsem yeter bana.”
“Tamam. Sen kapıyı kimseye açma, benden başka kimse gelmeyecek. Ben de anahtarla girerim tamam mı?”
“Tamam başkomiserim.”
Mürit binadan çıkıp etrafa bakındı. Biraz ileride, park halindeki aracın içinde sivil polisleri gördü. İkisi de uyukluyordu. Mürit oraya doğru yaklaştı. Dikkat çekememek için onlarla konuşmak istemedi. Bunun yerine aracın yanından geçerken, hızlıca aracın şoför kapısının camına vurdu ve yürümeye devam etti. Uyuklayan polis yerlerinden sıçradı. Biri hızla araçtan inip etrafına bakındı. Mürit bir anlığına arkasını dönüp komisere baktı. Komiser, Mürit’i tanıyınca mahcup bir halde araca geri bindi. Mürit’te önüne dönüp yürümeye devam etti.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Ölüler ve Diriler (Bölüm 1/I)

Ölüler ve Diriler (Bölüm 5/I)

Ölüler ve Diriler (Bölüm 7/I)