Ölüler ve Diriler (Bölüm 28/I)
Yatağına sırt üstü uzanmış, kollarını ensesine koymuş sırıtarak tavanı seyrediyordu. Ortama derin bir sessizlik hâkimdi. Duvarların sıvası dökülmüş, zemin pislik içindeydi ve mide bulandırıcı bir koku vardır ama yine de huzurluydu. Yalnızdı ve güvendeydi. Eski koğuş arkadaşları onun buraya geri döndüğünü duyunca, onun koğuşa gireceğini düşünerek heyecanlanmış, belki de onu kullanmak için hazıklıklar yapmaya başlamışlardı. Yetkin’in tek kişilik hücreye geldiğini öğrendiklerinde öfkelenmişler ve onun yapması için çıkardıkları işleri bir başka enayi yapmak zorunda kalmıştı. Ona bütün bunları bir gardiyan anlatmıştı. Yetkin tüm bunları duyunca zevkten dört köşe olmuştu. Gardiyan onun özle bir mahkum olduğunu düşünmüş olacak ki, ona bazı ayrıcalıklar tanınmıştı. Müdürden izin alıp ona istediği türden kitaplar getiriyor, yazılar yazması, notlar alması için boş kağıtlar ve kurşun kalemler veriyordu. Henüz iki gündür buradaydı ve şimdiden kendisini gardiyanlara sevdirmeyi başarmıştı. Günde yarım saat hava almak için avluya çıkıyor, üç öğün yemek yiyordu. Bazen de kapısının önünde vardiyalı olarak nöbet tutan gardiyanlarla muhabbet ediyordu. Zamanı güzel geçiyordu. Polisiye kitaplarından birini alıp kaldığı yerden okumaya devam etti. Bir süre sonra kapının altındaki küçük bölüm açıldı ve içeri bir yemek tepsisi girdi. Tavuk budu, pilav ve cacık. Yetkin şaşkınlıktan küçük dilini yutacaktı. Burada ona çok iyi bakıyorlardı. Eğer her günü bu şekilde devam ederse ömrünün geri kalanını burada geçirebilirdi. Sıcak ve huzurlu küçük bir oda, sıcak ve güze yemekler, kitaplar... Üstelik tüm bunları elde etmek için kılını bile kımıldatmıyordu. Daha ne isteyebilirdi ki? Bütün bunları, muhtemelen kendi istediğiyle teslim olduğundan dolayı bir ödül olarak alıyordu. Yemeğini hızla yiyip tabaklarını sıyırdıktan sonra yatağına uzanmaya ve kitabını okumaya devam etti. Bir süre sonra kapının üzerinde buluna küçük pencere açıldı ve bir gardiyana ona seslendi
“Nasıl gidiyor?”
“Kitap okuyorum, ışığı şimdi kapatma.”
“Hangi kitabı okuyorsun?”
“Kongo’ya Ağıt.”
“Lontano’yu okudun mu? Onun devamı çünkü.”
“Tabi ki okudum, bana mı öğretiyorsun? Sen hayatında toplam kaç tane kitap okudun acaba.”
“Ben çok kitap okurum, burada bol bol vakimiz oluyor.”
“Benim daha çok oluyor, her zaman olmuştur.”
“Tabi... En iyisi birilerini öldürmek ve hapse girmek. Ama tek kişilik bir hücreye girebileceğin bir suç işlemelisin, öyle değil mi? Ancak bu şekilde rahat edersin.”
Yetkin gözlerini kitaptan ayırıp tavana dikti. Sonra başını çevirip, gardiyanın ona baktığı pencereye döndü.
“Ne demek istiyorsun” diye sordu.
“Sen orada yatıp keyif yaparken, her istediğin önüne gelirken ben burada senin can güvenliğin için senin korumalığını yapıyorum. Elbette bizden daha fazla vaktin olacak.”
Yetkin tekrar kitabını okumaya döndü.
“Kıskanıyorsan sen de birini öldür.”
“Haklısın. Biz de bir şeyler biliyoruz, o kadar kitabı boşuna okumadık.”
“Sadece polisiye mi?”
“Hayır. Dünyada adı duyulmuş bütün seri katilleri tanıyorum. En çok ilgimi çeken kişiyi sorsan söyleyemem çünkü hepsi çok ilgimi çekiyor. Bütün katillere hayranım.”
Yetkin bıkkın bir şekilde derin bir nefes aldı ve kitabını kapatıp yattığı yerden doğruldu. Yataktan çıkıp kapıya yaklaştı ve küçük pencereden gardiyana baktı. Adamın sadece gözlerini görebiliyordu.
“Neden beni rahat bırakıp işine dönmüyorsun? Senin işin bu değil mi, benim korumalığımı yapmak.”
“Ben sadece bir koruma değilim, ek işlerim de var.” dedi adam, alaycı bir tavırla.
“Öyle mi? İnsanları aptal muhabbetlerinle baymak gibi mi mesela?”
“Hayır. Bunun gibi.” Adamın gözleri kayboldu ve onun yerine, ucuna susturtucu takılmış bir silah göründü. Yetkin gözlerini kocaman açtı. O neler olduğunu anlayana kadar adam onunun başını nişan alıp tetiğe bastı.

Yorumlar
Yorum Gönder