Ölüler ve Diriler (Bölüm 27/I)


“Onu gördüm! İster inanın ister inanmayın. Aptal herifler, salaklar. Siz benim kim olduğumu biliyor musunuz? Ben onu gördüm çünkü beni yem olarak kullandılar.” diye söyleniyordu Yetkin. Aynı bölümde kaldığı keşlerden biri araya girdi.
“Bu boklar bizi de bu hale getirecek, buradan çıkar çıkmaz ilk işim tedavi olmak.”
Başka biri ona karşılık verdi.
“Yol yakınken dönmek en iyisi. Adama bak, resmen tımarhanelik!”
Yetkin onlara döndü.
“Tımarhanelik olan sizsiniz, aptallar! Ben doğruyu söylüyorum, her şeyi gözlerimle gördüm. Fabrika, bilgisayarlar, dosyalar, cesetler... Her şeyi gözlerimle gördüm. Kırmızı gözlü katili de gördüm, hem de iki kere. Anlıyor musunuz salak herifler...” diye bağırdı.
“Neden bu kadar tesadüf seni buluyor peki?”
“Çünkü ben sizin gibi boş adam değilim. Benim işim bu, benim işim katiller...”
“Ona eminim, kendin de katilsin zaten...”
Başka biri tekrar araya girdi.
“Hey... Bizim bu herifle aynı bölümde ne işimiz var? Biz sadece kullanıcıyız memur bey... Bu herif kafayı sıyırmış.”
Kapı açıldı ve bir memur başını içeri uzattı.
“Kapatın çenenizi, ses çıkarmayın!” diye bağırdı, kapıyı tekrar kapatacağı sırada içeri Can komiser girdi. Yetkin’in bulunduğu bölüme yaklaştı ve memura dönüp kapıyı açmasını söyledi.
“Nereye... Beni nereye götürüyorsunuz? Beni dinlemeniz gerek, bana muhtaçsınız. Her şeyi ben biliyorum tamam mı? Sizin hiçbir halttan haberiniz yok.” diye bağırmaya devam etti Yektin. Can komiser onun ellerini arkadan kelepçeleyip oradan çıkardı ve sorgu odasına götürdü. Yetkin tekrar sorguya alınacağını anlayınca heyecanlanmaya başladı.
“Sonunda beni dinlemeye mi karar verdiniz, bana inanıyor musunuz?” diye sordu Yetkin.
Şu an neden olduğu bilinmez, bir kriz halindeydi. Kendisine zarar vermemek, başını duvarlara vurmamak için kendisini zor tutuyordu. Ama bunları yaparsa onu dinlemeye bile gerek duymazlar, direk hapse gönderirlerdi. Zaten gideceği yer orasıydı, oraya gidince kendisine istediğini yapabilirdi ama şu an her şeyi anlatmak zorundaydı. Yetkin bir sandalyeye oturdu, Can komiser yalnız olduğundan onun kelepçelerini çıkarmamıştı. O da karşısına geçip oturdu.
“Tuna komiser nerede?” diye sordu Yetkin.
“O yok, sadece ben varım. Şu fabrikada gördüğün şeylerden bahset, ayrıntısına kadar.”
Yetkin yutkundu.
“Bir su alabilir miyim?”
“Önce anlat sonra suyunu alırsın.”
“Tamam. Beni bir kütüphaneye kapattılar. Neden bilmiyorum ama bana bazı fotoğraflar verdiler. Sadece fotoğraflara bakarak katili bulup bulamayacağımı sordular. Bence bunu yapmalarının nedeni gayet açıktı. Eğer kurbanların fotoğraflarına bakarak katili bulabileceğimi söyleseydim beni öldüreceklerdi, beni ortadan kaldıracaktı. Sadece tecrübemi görmek istediler.”
“Neden?”
“Çünkü katil onlardan biriydi, içlerinden biri. Bu yüzden beni susturacaklardı ama bulamayacağımı söylediğim için beni öldürmediler. Sonra orada bazı dosyalar gördüm, hepsini kurcaladım. Arkadaşımın bana gönderdiği fotoğraftaki kurban gibi bir sürü kurbanın canlı ve ölü halde fotoğrafları vardı. Başlarında da siyahiler... Hepsinin başında faklı Siyahi adamlar vardı. Oradaki siyahların hepsi katil! Onların hepsi katil! Hepsi birer beyaz öldürdü. O kurbanların uzuvlarını da diğer seri katil alıp kendi kurbanlarına ekledi. Beni anlıyor musun? Her şeyi başlatan aslında tek bir kişi, bir siyahi. Ama hangisi olduğunu henüz bilmiyorum.”
“Başka ne biliyorsun?” diye sordu Can komiser. Konu ilgisini çekmiş olacak ki ellerini masanın üzerinde birleştirip ona doğru yaklaştı.
“Bir binaya gittik. Beni orada bir odaya kapattılar ve içeride bir şeyler yaptılar, ama ne yaptıklarını bilmiyorum. Eve sürekli birileri girip çıktı. Bütün bina onlara aitti. Bir de...”
“Şu an kayıt altındasın Yetkin. Bize her şeyi anlat, korkacağın hiçbir durum yok, güvendesin.”
Yektin yutkundu, göz ucuyla ona baktı.
“Arkadaşımı koruyamadınız ama...”
“Arkadaşın bizimle iş birliği yapmayı reddetti, bizimle görüşmek bile istemedi. Eğer çalışmaya devam etseydi onu mutlaka izlemeye alır ve korurduk Yetkin. Ama sen şu an bizim elimizdesin, sana kimse bir şey yapamaz.”
Komiser haklıydı, onun bu sözleri Yetkin’in kendisini güvende hissetmesini sağladı.
“Beni o mezarlığa götürdüler.” diyerek devam etti Yetkin.
“Hangi mezarlığa?”
“Yeliz ile sevgilisini gömdüğüm mezarlığa. Katilin uzuv çaldığı mezarlığa. Beni orada bırakıp gittiler ve uzaktan izlediler. Beni katile yem olarak attılar, planları bir yere kadar işe yaradı. Katil geldi, benim yanıma yaklaştı. Onu kendi gözlerimle gördüm, sonra silahlar patladı. Siyahlar onu vurmaya çalıştı ama başaramadılar. Katil kaçtı.”
“Onu tarif edebilir misin?”
“Hayır. Yani aslında, sadece simsiyah giyinmişti. Gözleri parlak ve kırmızıydı. O polis memurunu şehit eden katildi, o aynı kişiydi. Kırmızı, parlak gözlü katil.”
Can ona düşünceli gözlerle bakıyordu, söylediklerinin ne kadarının yalan ne kadarının doğru olduğunu anlamaya çalışıyordu. Yektin devam etti.
“Bak komiserim... Benim dışarıda bir hayatım yok, artık özgür bir insan olamayacağım, benim hayatım bitti. Size yalan söylemek için hiçbir sebebim yok. Ben de katillerin yakalanmasını sizin kadar çok istiyorum. Kendi can güvenliğim için. Ayrıca yarım kalmış şeyler benim kafamı fazlasıyla meşgul ediyor ve beni yoruyor. Bu bilinmezlikten kurtulmak istiyorum. En azından zihnimde özgür olmak istiyorum, beni anlıyor musunuz?”
Can komiser başını evet anlamında salladı. Yetkin’in arkadan kelepçeli elleri onu rahatsız etmeye başlamıştı ama şikâyet etmedi. Şu an sadece komiseri anlattıklarına ikna etmek istiyordu. Anlattıklarına inanmalarını ve bu işin peşime düşmelerini istiyordu. Sonuçta onlara yol gösteriyor, yardımcı olmaya çalışıyordu.
“Yarın sabah tekrar cezaevine gönderileceksin.” dedi komiser. “Orada tek kişilik, yüksek güvenlikli bir hücrede kalacaksın. Hareket alanın daha kısıtlı olacak ama en azından güvende olacaksın.”
Yetkin gözlerini kapattı ve derin bir iç çekti, bunu duymak onu rahatlatmıştı. Oradaki lanet heriflerden de kurtulmuş olacak, kafası rahat edecekti. Ayrıca alınan bu tedbir artık ona inandıklarını gösteriyordu.
“Teşekkür ederim.” dedi Yetkin.
Yetkin tekrar nezarethaneye götürüldü. Artık içi rahattı. Her şeyi anlatmış, hiçbir şey saklamamıştı. Nasıl olsa artık kimse ona bir şey yapamazdı, artık koruma altındaydı. Cezaevinde bile yüksek güvenlikli hücrede kalacaktı, bu yüzden koğuştaki o herifler de ona bir şey yapamayacaktı. Güvende olduğu sürece hapiste kalmasında hiçbir sorun yoktu. O küçücük hücre, onun için dışarıdan daha güvenliydi.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Ölüler ve Diriler (Bölüm 1/I)

Ölüler ve Diriler (Bölüm 5/I)

Ölüler ve Diriler (Bölüm 7/I)