Ölüler ve Diriler (Bölüm 26/II)
Hava zifiri karanlıktı, saat akşamın dokuzuydu. Neredeyse bütün günü bu harabede, kardeşinin başında bekleyerek geçmişti ama ne gelen vardı ne giden. Özgür’ü alması için ondan istedikleri şeyi yapması çok zordu ama bir anlık öfkeyle aldığı karar, ondan istedikleri şeyi yapmasından çok daha kolay olmuştu. Katili kendileri bulacaklardı. Hatta onlara istediklerinden çok daha fazlasını vermişti. Ama sonuçları deli gibi merak ediyordu. Adamlar fabrikayı bulmuş olmalıydılar, aksi halde buraya gelip Mürit’i haşat ederlerdi. Buna şüphesi yoktu ama orada olanları çok merak ediyordu. Orayı herkes biliyordu, kendi ekibi oraya baskın yapmıştı ama hiçbir şey bulamamışlardı. Siyahiler, fabrikanın adresini polislerin dövmelilere asla vermeyeceklerini biliyor olmalıydılar. Yetkin ile Mürit’ten şüpheleneceklerdi. Yetkin polislere teslim olmuştu, bu durumda o adamlara bilgi veremeyeceğini de biliyor olmalıydılar. Geriye bir tek Mürit kalıyordu, bunu onun yaptığını anlayacaklardı. Mürit’i yaşatmayacakları kesindi. Tıpkı onunla konuştuğundan dolayı profil uzmanını öldürdükleri gibi Mürit’i de öldüreceklerdi. Bunun için hem kendisi hem de kardeşi için bir şey yapmalıydı. Ama herkes Yetkin’i ve diğer siyahiyi hastaneden kaçıranın Mürit olduğunu biliyor, ayrıca profil uzmanının ölümünden de Mürit’i sorumlu tutuyorlardı. Bu durumda ona kimse sahip çıkmayacak, kimse onu korumaya almayacaktı. Resmen kendi ayağına sıkmıştı, batacağı kadar batmıştı. Bir daha polisliğe dönebileceğini de sanmıyordu, onun gibi güvenilmez birini kimse emniyetin içine sokmazdı. Polisliğe dönmek istemiyordu ama ölmek de istemiyordu. Hele o vahşiler tarafından. Adamlar, işleri bitene kadar burada beklemesini söylemişlerdi. Üzerinden telefonunu almamışlardı çünkü telefon zaten çekmiyordu. Artık ikisini de burada unuttuklarını düşünmeye başlamıştı. Onların sözünü dinlemeden buradan çıkıp giderse ona zarar verebilirlerdi. Özgür’e zaten yapacaklarını fazlasıyla yapmışlardı. Ama bu kez onu da öldürebilirlerdi. En iyisi burada oturup beklemeye devam etmekti. Ama kardeşini burada daha ne kadar dayanacağını bilmiyordu. Çok kan kaybetmişti ve yaraları enfeksiyon kapmıştı. Sonuçta burada kendi dışkısının içinde yatıyordu ve zincirlerle bağlıydı. Zİncirler ise asma kilitlerle kilitliyi. Onalrı nasıl çıkarağaını, zincirleri yerindne nasıl sökecepini bilimyiordu. onu burada bırakıp yardım çağırmaya da gidemezdi. Eğer o yokken adamlardan biri gelirde onu burada bulamazsa, Özgür’ü bir daha göremeyebilirdi. Hava iyice soğumaya başlamıştı. kulübenin çatlaklarından içeri giren buz gibi hava titremesine neden oluyordu. Karnı açtı ve uykusuzdu, bu durum onun dha ada bitkin düşmesine neden oluyordu. Biraz sonra dışarıda, kulübeye doğru yaklaşan ayak sesleri duydu. Yerde sürünerek kapıya yaklaştı ve kapıyı aralayıp dışarı baktı. Ama zifiri karanlıktan dolayı görebildiği tek şey simsiyah bir siluetti. Tekrar yerine oturup beklemeye başladı, sesini çıkarmadı. Belki de buradan geçen herhangi biriydi. Kendisini belli etmemesi gerekiyordu. Saçmalık! Bu dağ başında kimin ne işi olurdu? Kapı açıldı ve silüet içeri girdi. Mürti beceriksiz hareketlerle telefonunu çıkarıp fenerini açtı ve karşısındaki adama tuttu. Korkudan dolayı bir köşeye geçmiş, öylece adama bakıyordu. Bu onun anlaşma yaptığı ve anlaşmaya sadık kalan, sözlerini tutan adamlardan biriydi.
“Yeri bulduk.” dedi adam, donuk bir sesle. “Serbestsiniz.”
Adam cebinden bir anahtar çıkardı ve Özgür’e yaklaşıp, bağlı olduğu zincirlerin kilitlerini açtı. Mürit onu şaşkın gözlerle seyrederken çekinerek sordu.
“Ne buldunuz? mekanda yani...”
“hiçbir şey.”
“Nasıl yani? Nasıl bir şey bulamadınız?”
“Adamlar hazırlıklıydı, oraya gideceğimizden haberleri vardı. Bize ateş açtılar, biz de onlara... Bu yüzden hiçbir şey bulamadık.”
“Sizin gideceğinizden haberleri yoktu. Yetkin onların elinden kaçtı, polis için hazırlık yaptılar ama karşılarında sizi budular. Polislerin oraya gideceğini düşündükleri için her şeyi ortadan kaldırdılar, buna eminim.”
“Öyle mi? Emin olduğun başka ne var?” Adam bunu alaycı bir tavırla sormuştu.
“Madem istediğinizi alamadınız, neden bizi serbest bırakıyorsun?”
“Çünkü sen sözünü tuttun, sıra bizde.”
Mürti şaşkınlıkla kala kaldı. Adamlar istediklerini alamadıkları halde onları serbest bırakıyordu. Yada bırakıyor gibi yapıyordu, belki de bu bir tuzaktı.
“Onlardan önce profil uzmanının evine gitmelisiniz. Onlar sizden önce giderse eğer size bir şey bırakmazlar.” dedi Mürit.
Adam ona telefonunu uzattı.
“Adresi yaz buraya.”
Mürit hızlı bir şekilde adresi yazdı. Sonra telefonu adama uzattı. Özgür’e bakarak söylendi.
“Onu nasıl götüreceğim?”
“Beni ilgilendirmiyor.”
Adam kapıya doğru ilerledi. Mürit arkasından söylemeye devam etti
“Ona neden bunları yaptınız ki? Sadece aç bıraksaydınız ona bile razıydım, onun ne suçu vardı? Siz onu kandırdınız, sonra da sanki suçluymuş gibi ona bunları yaptınız. bu yaptığınız insanlık değil.”
Mürti ağlamaklı bir şekilde konuşuyordu ama bu adamın umrunda bile olmadı.
“Ona elimi bile sürmedim, bu halde olduğundan haberim yoktu.”
Mürit tekrar Özgür’e baktı. Sonra adama döndü.
“o katili bulacağım ama onu size teslim edemem. Onu adalete teslim edeceğim.”
“Onu bulacağını sanmıyorum. Onlardan çok fazla adam öldü, belki de içlerinde aradığımız katil de vardı. Diğerleri kaçtı, onların içinde de olabilir.”
Mürti gözlerini kocaman açtı.
“Gerçekten çatıştınız mı? Ciddi anlamda.”
“Ne sanıyorsun? Herifler bizim ülkemizde bize saldırırken biz oturup ölmeyi mi bekleyecektik?”
Adam kulübeden çıkıp gitti. Mürit ise bir süre durup kafasını toparlamaya çalıştı. Oturduğu yerden kalkıp pantolonunu ve baksırını çıkardı, sonra montunu. Baksır ile montu Özgür’e giydirdi. Pantolonunu tekrar giyindi ve onu tek omzuna alıp kulübeden çıktı. Sonra arazi boyunca yürüyerek otoyola ulaşmaya çalıştı. Otostop çekmek sitedi. birkaç otomobil onları görmezden gelerek yollarına devam etti. sonunda bir kamyon durdu, onları bir hastaneye götürmeyi kabul etti ama ikisinin halini görünce, onları aracın içine almak istemedi. Bunun yerine kamyonun kasasına bindiler ve buz gibi bir yolculuk yaptılar. Hiç yoktan iyiydi. Kamyon şöförü bir iyilik daha yapıp, onları bir hastanenin acil servis kapısına kadar götürdü. Mürti, Özgür’ü yine sırtına alıp aracın kasasından indi. Şoföre teşekkür etmeyi unutup acil servise girdi ve bağırıp yardım istedi. Bİrkaç hemşire yanına gelip, ona kendilerini takip etmesini söyledi. Mürit, hemşireleri takip ederek kırmızı alana girdi ve Özgür’ü bir sedyeye yatırdı. Hemşireler ilk muayeneyi yaparken bir yandan da doktor çağırıyorlardı. O sırada Mürit’e art arda sorular sordular. Mürit soruları geçiştirerek yüzeysel cevaplar verdiği sırada doktor geldi ve onu dışarı çıkardı. Mürti alandan çıktıktan sonra hemen telefonuna sarıldı ve Tuna’yı aradı. Telefon uzun uzun çalmanın ardından açıldı.
“Kahretsin mürti! Neredesin sen? Ortadan kaybolup beni bu şekilde arama! Benim başımı da derde sokacaksın.” diye söylendi Tuna, telefonu açar açmaz.
“Özgür’ü aldım, hastanedeyim.”
“Özgür’ü mü aldın? Nasıl... Onu nasıl buldun?”
“Adamlarla pazarlık yaptım, onlar da sözlerini tuttular.”
“Ne pazarlığı Mürit, ne yaptın?”
“Özgür’ü almak için ne gerekiyorsa onu yaptım Tuna... Şu an yaptıklarımı sorgulayamazsınız, anladın mı? snei cinayet mevzusu için aradım. Sana yemin ederim onu ben öldürmedim. bunu ben yapmadım!”
“Sana bunun için ulaşmaya çalışıyordum Mürit, konuşmamız gerek.”
Mürti koridorda volta atmaya başladı, sıkıntılı bir şekilde konuşmasını sürdürdü.
“Bak... Oraya gittim. Adamı tehdit ettim ama bunu bana gerçekleri anlatması için yaptım. Kardeşim için. Adam bana bir kaç mektup gösterdi, iki tanesini ondan gizlice aldım. Adam benim oraya gittiğimi kimsenin bilmesini istemiyordu, tehtid edildiğini söylüyordu. onu öldüreceklerinden flaan bahsediyordu ve çok korkuyordu, anlıyor musun? Her şey mektuplarda yazıyordu. Bazı şeyleri çözmeye başladım. Onu ben öldürmedim, siyahlar öldürdü. Onu susturmak için. Beni bile tanıyorlar. Benimle görüştüğü için öldürüldü. Bir nevi benim yüzümden.”
“Ne demeye çalışıyorsun mürti, anlamıyorum.”
“Yetkin’in dosyasında bulduğum fotoğraf... O adamda çok daha fazlası vardı Tuna. O cinayeti işleyen her kim ise uzmana bir sürü mektup göndermiş. İki tanesini ondan aldım ve okudum. Mektuplardan biri ABD’den gönderilmiş, orada yaptığı birçok şeyi anlatıyor. Dİğer mektup da ona gönderilen en son mektuptu ve İstanbul’dan gönderilmiş. Katil burada, İstanbul’da.”
“Mektuplarda ne yazıyordu?” diye sordu Tuna. Onu artık ciddiye alıyor gibiydi.
“Adam ABD’de öldürdüğü beyazlardan bahsediyor. Hepsi beyaz üstünlükçü grup üyeleriymiş. emniyet soruşturmaları gizli yürütmüş, bu yüzden hiçbir yerde olay hakkında bilgi yok. Sonra İstanbul'daki hayranlarından bahsetmiş. Onlarda burada bulunan beyaz üstünlükçüleri öldürüp ortadan kaldırmış. Onlar hakkında pek bir şey yazmamış, bunu araştırmamız gerek. Yani siyah kurbanlara uzuvları dikilen beyazların hepsi grup üyeleriymiş ve bizim katilimiz bunu biliyor. Onları özellikle bulup seçmiş.”
Telefonda bir süre sessizlik oldu. Mürti, Tuna’nın hala telefonda olup olmadığını kontrol etmek istedi, o sırada Tuna karşılık verdi.
“Yetkin teslim olmuş. Onu sorguya aldık. Bize tuhaf şeyler anlattı. Sarhoş ya da madde etkisi altında olduğunu düşündüm.”
“Ne söyledi?”
“Bize siyahların bulunduğu fabrikada bir kütüphane olduğunu söyledi. Orada bir sürü dosya olduğunu, içlerinde senin bulduğun fotoğraftaki gibi bir sürü kurban olduğunu, hepsini farklı siyahilerin öldürdüğünü falan söyledi. Kurbanlar hem canlı hem ölü olarak fotoğraflanmış. Bana pek inandırıcı gelmemişti.”
Mürti iyice heyecanlandı.
“Evet... Evet, tam olarak bundan bahsediyordu. Yetkin haklı, o doğruyu söylüyor. onu tekrar sorgulayın. Bir de...”
Mürt durakladı. Gazeteci gencin notlarından birini gizlice aldığını, ondan da bazı konular hakkında şüphelendiğini söyleyecekti ama bundan vazgeçti. onun peşine kendisi düşecekti. Çünkü emniyetin prosedürleri uzun sürüyordu. bunlar gazetecinin kulağına girerse eğer, gizli bir şeyler yapıyorsa hareketlerine daha çok dikkat edecekti. Ama Mürit sıradan bir vatandaş olarak onun peşine kendisi düşerse, genç adamın ruhu duymazdı.
“Evet...”
“Boşver. Ben cinayet konusuyla ilgili gelip ifade vereceğim. Bİr yere kaçtığım yok, sadece Özgür’ü kurtarmak için zaman kaybetmek istemedim, kısa süreliğine ortadan kayboldum o kadar.”
“Sana bir iyi bir de kötü haberim var. Cinayet konusuyla ilgili... Ama bana ilk önce Özgür’ü nasıl bulduğunu anlat.”
Mürti koridorda dolaşmaktan sıkıldı ve bahçeye çıktı. Bir banka oturdu. hava buz gibiydi ama titreyerek, dışarıda biraz temiz hava almak istiyordu.
“O siyahilerle anlaşma yapmıştım ama bana verdikleri sözü tutmadılar. Ben de onlara inat olsun diye dövmeli adamlara gittim. bana Özgür’ü verirlerse eğer onlara siyahların mekanının adresini vereceğimi söyledim. Onlar da anlaşmayı kabul ettiler.” Mürit bunu gayet rahat bir şekilde söylemişti ama onlara bir de profil uzmanının adresini verdiğini söylememişti. Onun adresini sırf ailesi olduğundan dolayı kimseye vermek istememişti, ama adam artık ölmüştü ve ailesi evden ayrılmıştı. artık zarar verecekleri biri kalmamıştı. Tuna’ya mektuplardan bahsetmişti ama dövmeliler oraya çoktan gitmiş ve mektupları almış olmalıydılar. Bu yüzden mektuplar konusunda endişelenmesine gerek yoktu.
“Sen kafayı yemişsin! Sen gerçekten kafayı yemişsin... Bu yaptığına inanamıyorum. Resmen suçlularla anlaşma yapmışsın.”
“Evet ama polis olarak değil, sıradan bir insan olarak. kimse bana bunun hesabını soramaz. hem ucunda kardeşim vardı. Şimdi sıra sende, bana ne söyleyeceksin?”
“Cinayeti senin işlemediğin kanıtlandı.”
“Nasıl?” diye sordu Mürit, heyecanla.
“Cinayet senin silahınla işlenmiş.”
Mrüt bunu algılamakta zorlandı.
“Anlamadım, hangi silahımla?”
“şu Gamze’nin senden çaldığını söylediğini silahla. Silahını kaybettiğin an tutanak tutturmak seni büyük bir beladan kurtardı mürti. Eğer bunu yapmasaydın asla kanıtlayamazdın, adamın evinden çıkarken görülen son kişi sensin ve adam, senin üzerine kayıtlı olan bir silahla vuruldu. Bu ortaya çıkınca, senin o evden kanlı halde çıktığını söyleyen tanıkla tekrar görüştük. Adam para karşılığında yalan ifade verdiğini itiraf etti. Ucuz kurtuldun.”
Mürit başından aşağı kaynar sular döküldüğünü hissetti. Demek Gazme silahı siyahilere vermişti ya da satmıştı. Belki de başkalarına satmış ve siyahlara onlar tarafından verilmişti. hiçbir şey bilmiyordu. Ayrıca onun hakkında yalan ifade veren tanığı da kimin tuttuğunu bilmiyordu ama tahmin edebiliyordu. Yine de istediği bir şey olmuştu. birileri onun silahıyla suç işlemişti ve yakalanması an meselesiydi. Tabi cinayeti işleyen kişi dövmelilerle girilen çatışmada ölmediyse...
“Benim kapatmam gerek.” dedi Mürit, donuk bir sesle.
“Neredesin? Yanına geleyim, şu an evdeyim.”
“Bir işim var.”
Mrüt onun daha fazla konuşmasına fırsat vermeden telefonu kapattı. Hastaneden ayrılıp, yürüyerek evine gitti. ne kadar yürüdüğünü bilmiyordu. Evine girdiğinde kendisini direk koltuğa bıraktı. Başını arkaya attı ve gözlerini kapattı. Sadece biraz dinlenecek, sonra üstündeki bok kokusunu atmak için duş alacak ve hazırlanıp tekrar dışarı çıkacaktı. Üstü başı leş gibiydi ama evinin de kendisinden pek bir farkı yoktu. Bu yüzden kotuklarının kirlenmesini umursamadı. Birkaç dakika içinde uyuya kaldı.

Yorumlar
Yorum Gönder