Ölüler ve Diriler (Bölüm 26/I)
Hapse tekrar gönderilmeden önce ifadesinin alınması için nezarethanede tutuluyordu. Bir yandan tedirgin, bir yandan da rahattı. Artık o heriflerden kurtulmuştu, ona hiçbir şey yapamazlardı. Ama onların elleri kolları uzundu. Aynı koğuşta kaldığı adamla o siyahilerin bağlantısı olduklarını öğrenmişti, hapse geri döndüğünde karşısına onlardan birinin daha çıkmayacağının garantisi yoktu. Üstelik onu orada kimse sevmiyordu, herkes onu kullanıyor, eziyet ediyordu. Bir memur gelip onu nezarethaneden çıkardı ve sorgu odasına götürdü. Burada Mürit ile konuşmaya alışıktı ama şimdi onun yerine Tuna ile Can komiser vardı. Kim olursa olsun önemli değildi, her şeyi anlatacaktı. Tuna komiser onun karşısındaki sandalyeye oturdu. Can komiser de masanın diğer tarafına bir sandalye çekip oturdu.
“Anlat bakalım, en başından.” diye emretti Tuna komiser. İkisinin de yüzünde ciddi bir ifade vardı. Şu an onlarla alay etmenin ya da oyun oynamanın hiç sırası değildi.
“Başkomiserinizden mi başlayayım? O bir hain, ona sakın güvenmeyin!” dedi Yetkin, kendinden emin bir tavırla.
“Hastaneden nasıl kaçtığından başla!”
“Söylüyorum işte, başkomiserin sayesinde... O bir hain, beni kandırdı, bana yalan söyledi. Beni kurtaracağını söyleyip o piçlerin kucağına oturttu.”
“Senin aklın yok mu da onu dinledin?”
Yetki bilinçsizce sırıttı.
“Kaç yaşındasın komiserim? Karşımda bir ergen varmış gibi hissettim de.” diye sordu Yetkin, alaycı bir tavırla. “Bir başkomisere güvenmeyeceksen kime güveneceğim? O da adinin teki çıktı.”
Tuna elini sert bir şekilde masaya vurup bağırdı.
“Doğru düzgün anlatmaya başla!”
Yetkin arkasına yaslandı ve umursamaz bir tavır takınarak devam etti.
“Haberleri seyretmedin mi? Orada her şeyi söylediklerine emin değilim ama görevli bir jandarmayı darp ettiğini söylediklerine eminim. Evet, bunu yapmış.”
Tuna komiser ellerini birleştirmiş, gözlerini devirerek ona bakıyordu.
“Araca bindikten sonra ne oldu?” diye sordu, sakin kalmaya çalışarak.
“Mürit’e küfür ettim, sonra adamlar beni bayıltıp oradan götürdüler.”
“Nereye?”
“Fabrikaya. Mürit’de oradaydı, onlarla beraber çalışıyor.”
“Palavrayı bırak!Oraya hiç ummadıkları anda gittik, Mürit orada değildi.”
“Muhtemelen onlarla çalışmaya başlamadan önce gittiniz. Ama artık onlarla çalışıyor. Ayrıca orada devasa bir kütüphane vardı.”
“Yalan söylüyorsun. Sana oraya baskın yaptığımızı söylüyorum, hiçbir şey yoktu.”
“Size yalan söylemiyorum komiserim, sizinle oyun da oynamayacağım, sizi asla kaldırmayacağım! Orada her şeyi gördüm. Bütün belgeleri o kütüphanede saklıyorlar. Oradaki herkes katil! Oradaki her bir siyahi katil, anlıyor musunuz?”
Tuna geriye yaslandı, Can komiser ise sırıtıyordu.
“Orada kaldığın süre boyunca uyuşturucu kullanmaya devam ettin mi?” diye sordu Tuna komiser.
Yetkin tereddüt etti. Hayır derse ona test yapıp gerçeği öğrenirlerdi. Evet dersen de bu söylediklerine asla inanmazlardı.
“Bakın komiserim, bunun uyuşturucuyla falan bir alakası yok. Ben ne gördüğümü biliyorum, hepsi gerçekti.”
Tuna yanındaki komisere döndü.
“Götür şunu!” Sonra ayağa kalktı ve kapıya doğru ilerledi. Yetkin arkasından seslenerek onu durdurmaya çalışır.
“Komiserim... Komiserim, beni dinlemek zorundasın. Doğruyu söylüyorum.”
Tuna ona baktı, sonra hiçbir şey söylemeden çekip gitti. Can komiser de onu masadan kaldırıp ellerini kelepçelemeye çalıştı. Yetkin bu kez de onu ikna etmeye çalıştı.
“Bari sen dinle komiser bey... Yemin ederim doğruyu söylüyorum. Orada bir sürü dosya vardı, dosyalarda bir sürü ceset fotoğrafları vardı. Kurbanlar hem canlı hem ölü fotoğrafa alınmıştı. Başlarında da farklı insanlar vardı. Benim elimdeki fotoğrafla aynı fotoğraflar, aynı kurbanlar.”
Can komiser onu kelepçelerken hareketleri daha da ağırlaşmıştı. Muhtemelen onun söylediklerini düşünüyor, kafasında tartıyordu.
“Yemin ederim... Eğer bana inanmıyorsanız gidin... Oraya tekrar gidin. Orada gizli bir oda var, kütüphane... Bütün dosyalar orada. Gidin bakın, yalvarıyorum!” diye ekledi Yetkin.
Komiser onun koluna girdi ve çekiştirerek kapıya doğru götürdü.
“Amirimle görüşeceğim, bakarız.” dedi komiser, umursamaz bir tavırla. Ama Yetkin onun içten içe meraktan çatladığına emindi. Artık umudunu kaybetmişti. Bir ayyaşa, bir katile kim inanırdı ki? Belki de polisler ona inanıp oraya tekrar baskın yapana kadar oradaki herşey temizlenecek, yok edilecek ya da başka bir yere taşınacak. Boşuna...

Yorumlar
Yorum Gönder