Ölüler ve Diriler (Bölüm 25/II)


Televizyonda haber kanalı açıp, kendisine kahve yapmak için mutfağa gitti. Bir yanda haberleri dinliyor, bir yandan da ayılmaya çalışıyordu. Başka şeylere o kadar odaklanmıştı ki evininin ne kadar pislik içinde olduğunun farkında bile değildi. Ev resmen bir çöplüğe dönmüştü. Eşyaların üstünü kalın bir toz tabakası kaplamıştı. Her yerde çöpler vardı, örümcekler ve kara böcekler ortalıkta cirit atıyordu. Mutfak tezgahı ve lavabo bulaşıklarla doluydu. Kardeşinin canı tehlikedeyken bulaşık yıkayamaz, evini temizleyemezdi. Birkaç ay öncesine kadar temiz, bakımlı ve düzenli bir insandı ama şimdiki hali, eski halinin tam zıttıydı. Ocakta kaynayan suyu alıp kahve kupasının içine döktü, ardından kupaya biraz granül kahve koydu ve bir kaşık yıkamaya üşendiğinden, kupayı hafifçe sallayarak kahveyi karıştırmaya çalıştı. Dikkatini haberlerde söylenen tanıdık bir isim bozdu. Olduğu yerde nefesini tutup, sessiz kalmaya çalışarak haberi duymaya çalıştı. Sonra sessiz adımlarla salona gidip televizyonun sesini biraz daha açtı. Kendisini koltuğa bırakıp haberlere dikkat kesildi. Ekranın küçük bir kısmında, elleri arkadan kelepçelenmiş bir halde, başı önde duran Yetkin’in fotoğrafı vardı. Kadın spiker Yetkin’in cezaevinden sevk edildiği hastaneden kaçtığını ve dün akşam polisi arayarak teslim olmak istediğini anlatıyordu. Mürti taş kesildi. Neler olduğunu anlayamamıştı. Yetkin neden böyle bir şey yapmıştı ki? Bu bir felaketti! Eğer Yetkin polise her şeyi anlatırsa, polisler fabrikaya baskın yapacak ve orada ne varsa herşeyi ele geçireceklerdi. Mürit’in dövmeli adamlar için pazarlık malzemesi kalmayacaktı. Ayrıca siyahlar, Yetkin’in bu ypatığının karşılığında diğer profil uzmanını susturdukları gibi onu da susturacaklardı. Polisler harekete geçmeden önce bir şeyler yapmalıydı. Hızla oturduğu yerden kalkıp odasına geçti ve hazırlandı. O adamlardan telefon bekliyordu ama onu hala aramamışladı. Onlara ulaşabileceği herhangi bir telefon numarası yoktu, bunun için depoya gitmeliydi. Oraya vardığında, kapıyı çalmadan açıp içeri daldı ve etrafa bakınıp birilerini aradı. Kimse yoktu. Bunun üzerine ofis olarak kullanılan küçük odaya doğru ilerledi. O kapıyı da açıp içeri baktı. İçeride üç tane adam vardı, hepsi birden dönüp ona baktılar. Mürit, dün hangisiyle konuştuğunu anlamaya çalışıyordu ama onu tanıyamadı. Adamlar birbirlerine benziyordu ve Mürit’in yüz hafizası zayıftı. İçlerinden biri ayağa fırlayıp ona doğru yaklaşarak söylendi.
“Ben sana haber bekle demedim mi? Bir daha buraya bu şekilde girersen seni kapının önüne asarım.”
Mürit konuştuğu adamın o olduğunu ses tonundan hatırladı.
“Size kötü bir haberim var. Yetkin o adamların elindeydi ama onların elinden kaçmış.”
“Ne yapalım?”
“Polise her şeyi anlatabilir, polis sizden önce oraya baskın yaparsa istediğiniz hiçbir şeyi alamazsınız.”
Adam düşünceli bir halde ona bakmayı sürdürü.
“Ne istiyorsun?”
“Bana Özgür’ü verin ben de size adresi vereyim, hemen şimdi.”
Adam kaşlarını çatıp ona doğru bir adım attı.
“Patron hala karar vermedi. Daha profilcinin evine bile gitmedik, anlaşmamız böyleydi.”
“Madem patronun hala karar vermedi, ona yeni anlaşmayı anlat. Ama acele etsin. Yoksa Özgür hiçbir işinize yaramaz çünkü bu olursa eğer, katili asla bulamam. Siz de Özgür’ü boşu boşuna beslediğinizle kalırsınız.”
Mürit bunları kendinden emin bir şekilde söylemişti. Adam bir süre daha ona baktıktan sonra masada oturan diğer adamlara döndü ve başıyla işaret yaptı. İçlerİnden biri hemen masanın üzerindeki telefona sarıldı. Muhtemelen patron dedikleri adamı arayacaktı. Mürit’e dışarıda beklemesini söylediler. Mürit ofisten çıkıp deponun içinde volta attı. Sıkıntılı bir haldeydi, verecekleri cevabı çok merak ediyordu. Kendileri için doğru olanı yapacaklarına emindi ama bunu hızlı bir şekilde yapsalar iyi olurdu. Biraz sonra deponun kapısı açıldı ve içeri biri girdi. Aceleyle kapıyı kapatıp arkasını döndü ve Mürit’i görünce irkildi. Mürit şaşkınlıkla ona bakarken, o da bir an durup Mürit’e baktı ve isteksiz bir şekilde gülümseyerek ona doğru yaklaştı.
“Başkomiserim, sizin burada ne işiniz var?”
Mürit afallamıştı, hala donuk gözlerle ona bakıyordu.
“Asıl senin ne işin var?”
Bu, her olay yerinde karşılaştığı peltek gazeteciydi. Kucağında bir dosya, boynunda ise fotoğraf makinası vardı.
“Uzun zamandır görüşmüyoruz. Unuttunuz herhalde, ben bir gazeteciyim.” dedi genç adam, onun karşısında durarak. Mürit onu baştan aşağı süzdü.
“Biliyorum da burada ne işin var, burayı nereden buldun?”
“Henüz ben de bilmiyorum, birisi beni arayıp buranın adresini verdi. Röportaj vermek istiyorlarmış.”
Onlar konuşurken ofisin kapısı açıldı ve dövmeli adamlardan biri, ona eliyle işaret yaptı. Genç adam tekrar Mürit’e döndü ve yine gülümseyerek ekledi. “Ben işime bakayım, hoşçakalın.”
Mürit onun arkasından baka kaldı. Uzun bir süre sonra ofisteki tüm adamlar dışarı çıktı, gazeteci de yanlarındaydı.
“Röportajınız çok kısa sürdü, ne hakkında konuştunuz?” diye sordu Mürit, sorgulayan bir tavırla. Ama kimse onu umursamadı. Mürit, muhatabı olan adama yaklaştı. Adam ona açıklama yapmaya başladı.
“Bizimle gel, seni Özgür'ün yanına götüreceğiz. İlk önce onu göreceksin, sonra bize adresi vereceksin. Biz oraya varıp adresin doğruluğunu kontrol edeceğiz. Ancak o zaman kardeşini alıp oradan çıkacaksın.”
“O nerede?”
“Gidince görürsün.”
Adamların hepsi deponun kapısına doğru ilerlerken, Mürit bir süre onların arkasından baktı. Yutkundu. Neyle karşılaşacağını bilmediğinden dolayı korkuyordu. Ama Özgür’ü alıp evine dönene kadar biraz daha dişini sıkmalıydı. Mürit’in dikkatini çeken şey ise gazetecinin de onlarla beraber gitmesi olmuştu. Mürit’de onların peşinden gitti ve hep beraber bir minibüse bindiler. Gazeteci genç, Mürit’in yanında oturuyordu. Mürit ona döndü.
“Orada ne konuştunuz?” diye sordu merakla.
“Gazetede yazım çıkınca görürsünüz başkomiserim, şimdilik gizli.”
“Hangi gazetede çalışıyorum demiştin?”
“Ben bağımsız bir gazeteciyim.”
“Tamam ama nereye yazı veriyorsun?”
Genç adam ona döndü ve gözlerini devirerek ona baktı.
“Bağımsızlık demek bir yere ait olmadığın anlamına geliyor başkomiserim, ben sizin gibi kimsenin himayesi altında kölelik yapmıyorum.”
“Ben de köle değilim, halka hizmet ediyorum.”
“Ama sınırlarınız ve üstleriniz var.”
“Evet. Toplum gibi bizim de kurallarımız var, herkes kurallara uymak zorunda. Aksi halde bir kaos ortamında yaşardık.”
“Benim kuralım yok... Ben kaosu severim.” Genç adam sırıttı. Mürit kaşlarını çattı.
“Gerçekten mi? Bu yüzden mi her şeyden haberin oluyor?” diye sordu Mürit.
“Olabilir. Saat ve zaman kuralım yok, kimseden emir almıyorum. Tek bir kuralım var o da kendi güvenliğimi sağlamak, hepsi bu.”
“Hepsi bu kadar mı? Kendi güvenliğini sağlamak.”
“Hepsi bu kadar.”
“Anladım.” dedi Mürit, dalgın bir halde. “Başka neler biliyorsun peki? Bu kadar kuralsız ve bağımsız olduğuna göre seri cinayet davasında bizden önde olmalısın.”
“Sizden değil başkomiserim, cinayet masasından. Siz artık bir polis değilsiniz, size sadece saygıdan dolayı başkomiserim diyorum.Ama sadece bir haftanız kaldı, biraz daha dişinizi sıkın. Sonra kaldığımız yerden devam edeceğiz.”
Genç adam hala sırıtıyordu. Mürit onun söylediklerini algılamakta güçlük çekiyordu. İçinde bulundukları araç hızla bir çukurun üzerinden geçti, araç sarsıldı. Mürit, genç adamın üzerine düşmemek için önündeki koltuğa tutundu. O sırada genç adam, kucağındaki dosyanın içinden yere dökülen bir şeyleri toplamaya çalışıyordu. Mürit merakala onların ne olduğunu anlamaya çalıştı. Ama sadece üzeri yazılı bir not kağıdı ve bir fotoğraf görebildi. Fotoğrafın ne olduğunu anlayamadı bile.
“Onlar nedir? Gerçekten dava dosyası mı oluşturdun?” diye sordu Mürit.
“Bunlar başka olaylarla ilgili. Ben tek bir olaya saplanıp kalmam. Başka başarılı işlerim de var.”
Araç tekrar sarsıldı. Genç adam, açık olan dosyanın içindekileri toparlamaya çalışırken dosyadan yine bir şeyler döküldü. Genç adam bu kez öfkeyle bağırdı.
“Kahretsin! Şu aptal arabayı düzgün kullan, yoksa kafanı koparırım!”
Mürit şaşkınlıkla ona baktı. Bu adamlara bağırmaya, onları tehdit etmeye nasıl cesaret ettiğine şaşırmıştı. Daha da şaşırtıcı olan, kimsenin ona sesini çıkarmamasıydı. Aynı şeyi Mürit söyleseydi onu dövüp yola atarlardı. Genç adam dosyasından dökülenleri toplamak için tekrar eğildi. Mürit bunu fırsat bilerek el çabukluğuyla, gencin kucağında olan dosyada en üstte duran not kağıtlarından birini alıp cebine soktu. Sonra hiçbir şey olmamış gibi cama döndü ve dışarıyı seyretti. Genç, dosyasını tekrar toplarken hala kendi kendine söyleniyordu.
“Aptallar! Aptallar sürüsü...”
Araç durdu. Mürit etrafına bakındı ama nerede olduğunu anlayamadı, burayı tanımıyordu. Herkes araçtan indi. Genç adam hala yerinde oturuyordu, hiç kımıldamamıştı. Mürit onun üzerinden geçip araçtan indi ve diğerlerinin peşinden gitti. Bölge yalnızca toprak ve birkaç ölü otla kaplı, boş bir alandı. Yolun diğer tarafı ise kuru ağaçlarla kaplı ormanlık alandı. Adamlar boş olan toprak alana doğru ilerledi, Mürit’de hala peşlerindne gidiyordu. Biraz ileride tek katlı, derme çatma bir yapı gördü. Muhtemelen Özgür’ü bu köpek kulübesine benzer yerde tutuyorlardı. Adamlardan biri kapıyı açıp, Mürit’in içeri girmesi için kenara çekildi. Mürit önce adama, sonra kapıya baktı. Kapıya yaklaştı ve başını uzatıp içeriye baktı. İşte oradaydı. Özgür çıplak bir halde yerde, kendi dışkısının içinde hareketsiz yatıyordu. Boynuna bir zincir bağlanmıştı. Mürit hızla içeri girdi, o sırada kapı üzerine kapandı ama Mürit bunu umursamadı. Özgür’e yaklaştı ve küçük pencereden içeri dolan loş gün ışığında onu inceledi. Yan pozisyonda yattığı için pek bir şey göremiyordu. Onu omzundan tutup çevirdi. Özgür'ün yüzünü görünce dehşete kapıldı. Gözlerinden yaşlar akmaya, boğazı düğümlenmeye başladı. Özgür’ün her yeri kan, toprak ve dışkıyla kaplıydı. Ellerine baktığında bir parmağının yerinde olmadığını gördü. Ayrıca yüzü kurumuş kandan ve toprak kalıntılarından tanınmayacak haldeydi ama Mürit kardeşini tanımıştı. Yere, dizlerinin üzerine oturdu ve onu uyandırmaya çalıştı. Aynı anda hüngür hüngür ağlıyordu.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Ölüler ve Diriler (Bölüm 1/I)

Ölüler ve Diriler (Bölüm 5/I)

Ölüler ve Diriler (Bölüm 7/I)