Ölüler ve Diriler (Bölüm 25/I)
Akşam olmuş, hava kararmıştı. Yetkin hala odada hapisti. Bütün gün buradan kaçmak için planlar yapmış, kararlar almış ama hiçbir şey yapamamıştı. Eve sürekli birileri girip çıkıyordu ve Yetkin’in kaldığı oda tam da evin giriş kapısının yanındaydı. Odada volta atıyor, sıkıntıyla bazaya uzanıyor, bir o yana bir bu yana dönüp duruyordu. Bir türlü uyuyamamıştı. Yorgunluk ve uykusuzluktan bitkin düşmüştü. Buradan ne zaman gidecekleri belli değildi. Bir daha dışarı çıkıp çıkamayacağı da belli değildi. Yine kulağını kapıya dayadı ve içeride konuşulnalaır dinlemeye çalıştı. Herşeyi gayet net bir şekilde duyabiliyordu ama tek sorun hepsinin ingilizce konuşmasıydı. söyledikleri hiçbir şeyi anlamıyordu. Bir kez daha pencereyi açıp dışarı bakındı, buraya geldiğinden beri bunun kaçıncı denemesi olduğunu bilmmiyordu. Etrafa bakınıp dışarıda ya da pencerelerde birilerini görmeyi beklemişti ama kimseyi görememişti. İkinci katta olduklarından dolayı aşağıya, beton zemine atlamayı göze alamamıştı. Buradan atlarsa ya ölebilir ya da sakat kalabilirdi. Bu durumda buradan kaçma çabası hiçbir işine yaramazdı. Pencereyi kapatmak üzereyken aniden durdu. Pencereyi ardına kadar açıp dikkatli bir şekilde karşıya baktı. Tam karşıda, pencerede bir erkek çocuğu gördü. Heyecandan ne yapacağını bilemedi. Çocuğa ellerini sallayıp ağzını oynatarak derdini anlatmaya, yardım istemeye çalıştı ama boşuna... Karşısındaki en fazla on yaşında bir çocuktu ve bunun karşılığında Yetkin’e yaptığı şey orta parmağını çıkarmak oldu. Yetkin’de refleksle ona aynı hareketle karşılık verdi. Sonra çocuğun ya da ailesinin dikkatini çekecek bir şey düşündü. Aklına ahlaksızca bir fikri gekdi. Şişko bedenini güçlükle pencerenin kenarına kaldırdı ve dizlerinin üzerinde pervaza oturdu. Bir eliyle pervaza tutunurken diğer eliyle pantolonunun fermuarını açmaya çalıştı. Küçük çocuk meraklı gözlerle onu seyretmeye devam ediyordu. Yetkin fermuarını açınca, penisini dışarı çıkarmaya çalıştı. O sırada çocuk da üçüncü kattaki evin penceresine çıkmaya çalıştı. Yektin gibi pencerenin kenarına oturdu ama ayaklarını aşağı sarkıttı. Yetkin gözlerini kocaman açtı. Hemen penisini yerine sokup, eliyle çocuğa içeri girmesi için işaret yapmaya çalıştı ama çocuk çoktan fermuarını açmış, penisini çıkarmış ona doğru sallıyordu. Bunu kimse fark etmiyordu. Yetkin çevreden birilerinin bunu görmesi ve çocuğu uyarmasını bekliyordu ama böyle bir şey olmadı. Sonunda arkadan çıkana bir el çocuğu içeri çekti ve suratına sert bir tokat attı. O sırada Yetkin’de pencereden içeri girmeye çalışıyordu. Çocuğun kendisini işaret etmesini bekledi ama bunun yerine çocuğun annesi önce pencereyi, sonra perdeyi kapattı ve ikisi de gözden kayboldu. Yetkin’in amacı çocuğun ailesinin onu fark etmeleri ve buraya gelip ya olay çıkarmaları ya da polise haber vermeleriydi. Ama planı, küçük bir çocuğun hayatını tehlikeye atmaktan başka hiçbir işe yaramamıştı. Yetkin öfkeyle pencereyi sert bir şekilde çarptı ve kapatmaya çalıştı o sırada odanın kapısı açıldı ve kapıda tercüman belirdi.
“Ne bok yiyorsun sen, oradan atlamayı mı düşünüyorsun yoksa?” diye sordu adam, alaycı bir tavırla.
“Buradan atlasam öleceğimi sanıyorum. Sizin elinizde sakat olarak kalmak istemem.”
“İyi fikir. Sakat hayvanlar vurulur. Otur yerine, birazdan gideceğiz.”
Yetkin gözlerini devirerek ona baktı ve bazaya geçip oturdu. Ellerini bacaklarının arasına almış, kamburunu çıkarmıştı. Uzun bir süre daha odada boş boş oturduktan sonra tercüman gelip onu odadan çıkardı ve aşağı indiler. Yetkin’i araca bindirdiler. Yanına bir siyahi adam oturdu ve kapı kapandı. Ama diğer adamlar hala dışarıda, diğer araçların başında bir şeyler konuşuyorlardı. Yetkin şu an yanındaki adamı pataklayarak bayıltmayı ve oradan kaçmayı düşündü ama adam ondan çok daha güçlüyü. Bu fikirden hemen vazgeçti.
“Çişim geldi, işemem gerek.” dedi, adamın burnunun dibine girerek.
Adam ona ters ters bakarak başını ondan uzaklaştırdı ve tekrar önüne döndü.
“İki dakika kapının önüne işeyip hemen dönsem olmaz mı? Hey... Türkçe biliyor musun?”
Adam onu duymazdan geliyordu. Muhtemelen onun dilini bilmiyordu. Yektin bunu anlayınca onunla biraz eğlenmeye karar verdi. İşaret parmağıyla dışarıdaki siyahları göstererek söylendi.
“Baksana, çok şanslısınız. Karanlıkta iyi kamufle oluyorsunuz.” Parmağını indirdi ve tekrar adama baktı. “Hepinizi kıçınızın üstüne oturtacağım, hepiniz göreceksiniz! Kötü adamlar her zaman kaybeder. Sizin de sonunuz gelecek.”
Adam hala cevap vermiyordu. Dışarıdaki adamlardan biri araca dönerek eliyle işaret yaptı. Yetkin onun ne demek istediğini anlamaya çalıştı. O sırada yanındaki adam kapıyı açıp araçtan indi ve kapıyı tekrar kapattı. Yetkin şimdi araçta yalnız kalmıştı. Üstelik adamların hepsi birkaç metre ileride, diğer araçların başındaydı. Onun bulunduğu aracın etrafında kimse yoktu ama Yetkin bunu umursamadı. Sonuçta onu açık bir araçta tek başına bırakacak kadar aptal değillerdi, araç kilitliydi. Öğrenilmiş çaresizlik... Yetkin bunu düşününce, umutsuzca elini kapının koluna attı ve kolu çekti. Gözlerini kocaman açtı, kapı açıktı.
“Aptallar sürüsü...” diye söylendi kendi kendine. Bir anlık dalgınlıkla onu açık araçta yalnız bırakmışlardı. Yektin onların bu dalgınlığından faydalanmak için harekete geçti. Bir daha böyle bir hataya düşmeyebilirlerdi. Yetkin ağır ağır kapıyı açtı, başını uzatıp etrafa bakındı. Kimse onun bulunduğu yöne bakmıyordu, herkes koyu bir sohbete dalmıştı. Yetkin hızlı ve sessiz hareketlerle araçtan çıkıp kapıyı yavaşça kapattı. Sonra eğilerek aracın arkasına geçti. Heyecandan içi içini yiyordu, bayılacak gibi hissediyordu. Uzun zaman sonra ilk kez özgürlüğe bu kadar yaklaştığını hissediyordu. Eğer başarabilirse birkaç dakika sonra özgür olacaktı. En azından onların elinden kurtulmuş olacaktı. Adamlardan biri arkasını dönüp araca doğru bir adım attı ve sonra durup tekrar adamlara döndü. Burada daha fazla beklemesinin tehlikeli olacağına karar verdi. Onu kaçma girişimi sırasında yakalarlarsa işini birtirirlerdi. Hızla aracın arkasından çıkıp, hemen yanındaki park halinde duran araçların arkasına geçti ve yere eğildi. Emekleyerek oradan uzaklaşmaya çalıştı. Biraz uzaklaştıktan sonra da ayağa kalktı ve yine eğilerek, gücü yettiğince koşmaya başladı. Sokağın sonunda parlak ışıklar, vızır vızır geçen araçlar ve insanlar gördü. Sadece birkaç adım sonra, sokaktan çıkıp caddeye adımını attığında kalabalığa karışacak ve ortadan kaybolacaktı. Sokaktan bağırış sesleri duyduğunda caddeye adımını atmıştı. Artık eğilmesine ya da saklanmasına gerek yoktu, koşmaya devam etti. Nereye gideceğini ne yapacağını bilmiyordu ama şu an düşündüğü tek şey adamlar etrafa dağılıp onu bulmadan önce bir yere saklanmaktı. Saatin kaç olduğunu bilmiyordu ama etraftaki bütün marketler ve mağazalar kapanmıştı. Yetkin karşısına çıkan ilk açık dükkana daldı. Burası küçük bir bakkaldı. Hemen tezgaha yapışıp, yalvarır gözlerle adama bakarak derdini anlattı.
“Bana çok acil telefon gerekiyor, lütfen! Telefon verin bana...”
Dükkan sahibi parmaklarının ucunda yükselerek onu inceledi, kaşlarını çatmıştı. Adam onun görüntüsünü beğenmemişti. Muhtemelen bir evsiz ya da ayyaş olduğunu düşünmüştü.
“Çık dışarı! Bıktım sizin gibilerden, git bir işe gir...”
Adam tezgahın etrafından dolanıp onun yanına geldi ve bir çöp tutar gibi kolundan tutup, dışarı doğru çekiştirdi. Yetkin, adamı ikna etmeye çalıştı.
“Yalvarırım! Polisi aramam gerek, polisi arayacağım. Telefon sizin elinizde dursun, ben konuşayım...”
Adam onu bir kez daha baştan aşağı süzdü. Sonra derin bir iç çekip, tekrar tezgahın arkasına geçti. Yetkin’de onun peşinden gidip, saklanmak için tezgahın altına girdi. Adam telefonunu alırken bir yandan da söyleniyordu.
“Bana bak! Birinden mal falan mı çaldın? Peşinde çete falan mı var? Benim başımı belaya sokma!”
“Böyle bir şey yapsam polisi mi ararım?” dedi Yektin, gözlerini devirerek. Hala heyecanlıydı. Elleri titriyor, soğuk havaya rağmen terliyordu. Adam telefonundan polisi arayıp hoparlöre aldı ve kendi elinde tutarak, Yetkin’e doğru uzattı. Yetkin telefonu almak için ucundan tuttuğu sırada, adam telefonu geri çekti.
“Benim elimde konuş.”
“Tamam.”
Telefon bir kez çaldıktan sonra hemen açıldı.
“Buyurun, acil durumunuz nedir?” diye sordu bir kadın.
Yetkin hızlı ve net bir açıklama yaptı.
“Ben Yetkin KIR. Emekli profil uzmanı. İki cinayetten hüküm giydim, bir polis cinayetinden yargılanıyorum. Birkaç gün önce cezaevinden hastaneye sevk edildim ve hastaneden kaçtım. Teslim olmak istiyorum. Beni almaları için ekip gönderin, adresi veriyorum.” Yetkin şaşkınlıktan mı korkudan mı bilinmez, ağzı bir karış açık kalmış olan adama baktı ve adresi vermesi için işaret yaptı. Adam üzerindeki şoku atamada telefondaki personele adresi verdi. Telefon kapandıktan sonra adam hala şaşkınlıkla ona bakıyordu.
“Biraz önce söylediklerin gerçek miydi?” diye sordu adam.
“Hiç haber seyretmez misin? Ekranlarda haftalarca fotoğrafım yayınlandı.”
“Sen gerçekten bir seri katil misin?”
“Evet, seri katilim. Ama polis katili değilim.”
“Neden öyle söyledin o zaman?”
“Çünkü herkes öyle biliyor, o polisi benim öldürdüğümü sanıyorlar. Ama onu ben öldürmedim, ben asla polis öldürmem!”
Yetkin orada fazla beklemek zorunda kalmadı. Telefondaki personel onu tanımış olacak ki, sadece bir kaç dakika içinde iş yerinin önüne bir ekip aracı geldi. Yetkin hastaneden kaçtıktan sonra da haberlerde kendisinin hakkında bilgi verilip verilmediğini bilmiyordu. Polisler işyerine girdiğinde, Yetkin hemen tezgahın altından çıktı. Memurlar onu görür görmez biri her ihtimale karşı silahını çekti ve namluyu ona doğrulttu. Muhtemelen iş yeri sahibini rehin alacağını düşünmüştü. Yetkin hemen ellerini kaldırıp memurlara yaklaştı. Diğer memur hızla kelepçelerini çıkardı ve Yetkin’in ellerini tersten kelepçeledi. Yetkin, memurların kollarının ve işyeri sahibinin şaşkın bakışları arasında ekip aracına doğru giderken, derin bir iç çekip, gülümseyerek söylendi.
“Sonunda güvendeyim.”

Yorumlar
Yorum Gönder