Ölüler ve Diriler (Bölüm 24/II)
Sıcak bir duş aldı. Sonra traşını oldu ve yüzündeki kabuk bağlamış yaralara ilaç sürdü. Beline bağladığı havluyla banyodan çıktı ve giyinmek için yatak odasına gitti. Üzerini giyinirken telefonu çaldı, arayan Tuna’ydı. Mürit telefonu açıp hoparlöre aldı, aynı anda giyinmeye devam etti.
“Günaydın, bende seni arayacaktım. Ne olduğunu tahmin edemezsin?”
Tuna onun sözünü kesti.
“Sen ne yaptın Mürit, bunu neden yaptın? Lanet olsun!” Tuna telefonda avazı çıktığı kadar bağırıyordu. Mürit bir an durdu, onun ne demek sitediğini anlayamadı.
“Dur, sakin ol. Ne yapmışım ki?”
“Benimle dalga geçme Mürit, seni tanıyamıyorum artık. Bundan sonra benden yardım falan isteme!”
“Dur bir dakika, sen ne demek istiyorsun? Açık konuşsana!” diye bağırdı Mürit, onunla aynı ses tonuyla.
“Şu profil uzmanı, Yetkin’in arkadaşı olan. Adam evinde ölü bulunmuş, cesedini on beş yaşındaki oğlu bulmuş. Sen nasıl bir canavarsın...”
Mürit elindeki pantolonuyla öylece donup kaldı. Midesinde bir yanma hissetti.
“Sen ciddi misin? Aynı adamdan mı bahsediyorsun?”
“Yeter Mürit, bu kadar yeter! Tamam, kardeşini kurtarmaya çalışıyorsun ama herkesin bir ailesi var. O adamdan ne istedin ha...”
Mürit hareketlerini hızlandırdı ve üzerini giyindi, aynı anda konuşmasını sürdürdü.
“Bunu kimin yaptığını biliyorum. Bunu kimin yaptığını biliyorum...” Öfkeden dişlerini sıkıyor, konuşurken ağzından tükürükler saçılıyordu.
“Boşuna uğraşma Mürit. O adamla en son görüşen sesin, evinden çıkan son kişi sensin, tanık bile var. Seni almaya geliyorlar.”
“Kim?”
“Bizim çocuklar. Bir yere kaçamazsın Mürit!”
“Tanık kim?”
“Bir komşu, seni üzerin kanlı bir halde evden kaçarken görmüş, birkaç saat sonra da ceset bulunmuş. Ayrıca hastaneden iki tane mahkumun kaçmasına yardım etmişsin, onlardan biri de Yetkin. Senin işin bitti mürit!” Tuna’nın ses tonu artık daha sakindi. Mürit üzerine giyindikten sonra anahtarlarını, sigara paketini ve cüzdanını aldı. Montunu giyip kapıya doğru ilerledi. Kendi ekibinden, kendi emri altındaki polislerin gelip onu kelepçeyle götürmelerine izin veremezdi. Üstelik yok yere. Ama onu evden kaçarken, üstelik kanlı bir halde kaçarken gördüğünü söyleyen kişinin kim olduğunu çok merak ediyordu, onu bulacaktı.
“Bunların yalan olduğunu sen de biliyorsun Tuna. Ayrıca Yetkin ile diğer adamın kaçmasına yardım etmemin de bir sebebi var.” demekle yetindi Mürit.
“Ben hiçbir şey bilmiyorum Mürit. Sana o adresi vermem büyük hataydı, böyle bir canilik yapacağını düşünemedim.”
Telefon Mürit’in yüzüne kapandı. Mürit bunu umursamadan evden çıkıp aracına bindi ve depoya doğru sürdü. Oraya varınca hiç düşünmeden, hiç duraksamadan aracından inip binaya doğru yürüdü. Kapıyı çalmadan direk açıp içeri daldı, etrafa bakındı ama kimseyi göremedi.
“Kimse yok mu? Ben Mürit. Bakın, tek geldim.” Ağır adımlarla yürümeye başladı.
Biraz sonra ayak sesleri duydu. Arkasını döndüğünde, dövmeli zebanilerden birini gördü. Adam ona sert bir şekilde bakarak üzerine doğru yürüdü.
“Canın pataklanmak mı istiyor?”
“Buraya ne dayak yemeye ne kavga etmeye geldim. Ben...”
“Özgür’ü alman için tek şartı biliyorsun, kaybol buradan!”
Mürit ona doğru yaklaştı.
“Bak, eğer benimle işbirliği yaparsanız size sadece katili değil, çok daha fazlasını veririm.”
“Ne demek istiyorsun?”
“Patronun nerede? Onunla konuşacağım.”
“Patron burada değil.”
“Olmadığını görüyorum, çağır onu.”
“O burada değil, yurt dışında.”
Mürit bir süre adama baktı, sonra derdini anlatmaya karar verdi.
“Elimde iki tane çok önemli belge var, onları birinden çaldım. O kişiyle en son dün görüştüm ve ben yanından ayrıldıktan hemen sonra adamı susturmuşlar. Onda çok daha fazlası var. Belgeleri aldıklarını sanmıyorum, adam onları bir hazine gibi, evinde gizli bir yerde saklıyor.”
“Sadede gel.” dedi adam bıkkınlıkla.
Mürit ona biraz daha yaklaştı.
“Ondan aldığım belgelerin biri ABD’den, bir siyahi tarafından gönderilmiş. Sadece iki mektupta bile çok fazla şey anlatmış, kim bilir diğer mektuplarda neler vardır...”
Adam gözlerini devirdi, kollarını bağladı ve umursamaz tavrını takınmaya devam etti.
“Sıkılmaya başlıyorum, ben sıkılınca kötü şeyler yaparım.”
“Dışarıdaki seri katilin siyahi kurbanlarına eklediği beyaz uzuvların kimlere ait olduklarını biliyor musun? Onlar beyaz üstünlükçü grup üyeleri. Bir siyahi onları tek tek öldürüp, cesetleri ortadan kaldırmış. Aileleri seslerini çıkaramamış. Üye oldukları gruplar da nedenini henüz bilmediğim bir şekilde onların peşine düşmemişler ve bu ölümlerin üstü kapanmış. Sonra ortaya bir katil çıktı, onların intikamını almaya başladı. Siyahileri öldürürken de, onların ortadan kaldığı grup üyelerinin uzuvlarını kullanıyor. Üstelik bu beyazlar çok uzun zaman önce ölmemiş. Ben bizzat gördüm, hepsi yeni ölmüş bedenlerdi. Yani bu seri katil kim ise özel olarak grup üyelerinin mezarlarını kazıyor ve kimin hangi mezarda olduğunu biliyor. Öldürülen siyahiler ise katil. İçinizden birinin kaybolduğunu biliyorum. Çünkü cesetlerinden birinde bulunan başta, tıpkı sizinkiler gibi dövmeler vardı. Sizin içinizden biriydi.”
Adamın surat ifadesi gitgide değişiyor, daha ciddi bir hale bürünüyordu. Artık Mürit’i merakla dinlediği her halinden anlaşılıyordu. Bağladığı kollarını açmış, ellerini beline dayamış volta atıyordu.
“Doğru söylediğini nereden bileceğim?” diye sordu adam, buz gibi bir sesle.
Mürit, adamın peşinde dolanarak karşılık verdi.
“Ben bir cinayet masası başkomiseriyim, unuttun mu? Bu dava bizim, her detayı biliyorum. Ayrıca belgelerini çaldığım adam bizim ekiple resmi olarak çalışıyordu ama adam tehdit aldığın için çalışmayı bırakmış. Korktuğu başına geldi. Onu siyahlar öldürdü!”
“Bizden ne istiyorsun?” diye sordu adam, net bir tavırla.
“Öldürülen profilcinin evinde çok daha fazlası var. Onun evine girip o belgeleri alacaksınız. Bunun karşılığında bana Özgür’ü vereceksiniz. Ben de yine bunun karşılığında sizi siyahilerin inine götüreceğim.”
Adam ona döndü.
“Sen kendini çok mu akıllı sanıyorsun? Özgür’ü aldıktan sonra belki de bizi var olmayan bir yere götürecksin.”
“Oraya defalarca gittim. Tutuklanan profilciyi hastaneden kaçırıp onların eline bizzat kendim verdim. Bunun karşılığında bana bilgi vereceklerdi ama o adi yalancılar sözlerini tutmadılar. Şimdi diğer profilciyi benim öldürdüğümü sanıyorlar, onu en son gören kişi bendim. Benim ekibim şu an beni gözaltına almak için benim evimdeler.”
Adam düşünceli gözlerle ona bakıyordu, muhtemelen düşünüyordu. Mürit onu ikna etmek için devam etti.
“Bak, içinizden birini ortadan kaldıklarına göre onlar sizden daha güçlüler. Ama şu an sizin elinize bir fırsat geçti. Benim sayemde onları hiç ummadıkları bir anda, hazırlıksız yakalayabilirsiniz. Neye uğradıklarını şaşırırlar. Eğer bir sonraki kurban sen olmak istemiyorsan teklifimi patronuna ilet.”
Adam bu kez Mürit’in üzerine atıldı ve tek eliyle onun boğazını kavradı.
“Eğer bizimle oyun oynuyorsan asıl kurban sen olursun!”
“Oyun oynayacak durumda değilim, benim başım da dertte. Yetkin’i ve diğer siyahiyi hastaneden benim kaçırdığım ortaya çıktı. Profilcinin cinayeti benim üzerime kaldı. Bu durumda ne yapabilirim sence?”
Mürit, adamın elinden kurtulmak için hiçbir şey yapmadı. Adam onun boğazını daha sert bir şekilde sıktı ve sonra onu itip bıraktı. Yüzünde anlaması güç bir ifade vardı. Mürit’i ciddiye alıp almadığı belli değildi.
“Bana numaranı ver ve defol git, patronumla görüşeceğim.”
Mürit heyecanla adama numarasını verdi. Sonra oradan çıkıp aracına doğru ilerledi. Bir süre aracını çalıştırmadan orada bekledi. Bunu yapacağı aklının ucundan bile geçmezdi ama söz konusu kardeşiydi. O heriflerin inine tek başına gidip hiçbir şey yapamazdı. Ortalıkta da fazla dolaşamazdı. Eğer yakalanıp gözaltına alınırsa, en azından birilerinin olanları bilmesi ve bu işin peşine düşmesi gerekiyordu. Resmen bir çeteyi çökertmek için başka bir çeteyle anlaşma yapıyordu. Zaten batacağı kadar batmıştı. Bundan sonra olacak hiçbir şey onu daha kötü bir duruma sokamazdı.

Yorumlar
Yorum Gönder