Ölüler ve Diriler (Bölüm 24/I)
Saatlerdir bu odada tıkılıp kalmıştı. Buradan, bu heriflerin elinden nasıl kaçacağını düşünüyordur ama aklına hiçbir şey gelmiyordu. Buradan kaçmanın bir yolu yoktu, bu fareler her yerdeydi. Bina her ne kadar boş görünse de her yerde gözcüler vardı. Buraya girip çıkan herkesi görüyorlardı. Buraya hapsolmuştu, sonunu göremiyordu. Onların her istediklerini yapsa da ölecekti, yapmasa da... Yapamayacağı şeye kafa yormaktansa elinde olan fırsatı değerlendirmeli ve yapabileceklerine odaklanmalıydı. Masadan kalıp rafların arasında dolaştı. Bütün raflar çeşitli kitaplarla ve ansiklopedilerle doluydu. En arkalarda, gizlenmiş gibi duran bir kitaplık vardı. İçi dosyalarla doluydu. Yetkin umursamaz bir şekilde dosyalardan birini alıp sayfalarına göz gezdirdi. İsimler, telefon numaraları, adresler ve fotoğraflar... Yetkin bunların ne olduğunu anlamak için detaylı incelemeye karar verdi. Bu herifler ellerinde gereksiz bir şey tutmazlar. Masaya oturup dosyayı detalıca inceledi. Sayfalarda ilerledikçe karşısına bazı fotoğraflar çıktı. Bir aile fotoğrafı vardı. Siyahi bir aile. Genç bir adam, genç bir kadın ve iki yaşlarında bir kız çocuğu havuz başında oturmuş, gülümseyerek kameraya poz veriyordu. Başka bir fotoğrafta aynı aile bu kez bir oyun parkındaydı. Çocuklarını salıncakta sallıyordu. Başka bir fotoğrafta, bir bungalovun önünde aynı aile, aynı mutlu tablo. Fotoğrafların kalitesine bakılırsa, muhtemelen sosyal medya hesaplarından alınmışlardı. Başka bir fotoğraf... Aynı adam, bu kez yalnız. Diğer fotoğrafların aksine bu fotoğraf habersiz çekilmiş gibi görünüyordu. Adam depo benzeri bir yerin önündeydi. Etrafı kontrol ediyor gibi bir hali vardı. Diğer karede ise telefonla konuşuyordu. Başka bir karede binanın kapısı açılmış ve kapının önüne başka bir adam çıkmıştı. Yetkin’in dikkatini çeken şey iki adamın da aynı tarz giyinmeleriydi. Başka bir fotoğrafta adam bir silah dükkanına giriyordu. Başka birinde bir grup adamla beraber bir içki masasındaydı. Tüm fotoğraflar gizlice çekilmişti. Muhtemelen takip ediliyordu ama adamın bundan haberi bile yoktu. Başka bir fotoğraf. Beyaz bir erkek elleri arkadan bağlı, çırılçıplak bir halde bir sandalyede oturuyordu. Ağzı bantla kapatılmıştı. Başında ise ellerinde uzun namlulu silahlar olan iki tane siyahi adam vardı ve kameraya poz veriyordu. Yetkin içinden bir şeylerin akıp gittiğini hissetti. Tüm bedeni uyuşmaya başladı. Elleri artık tutmuyordu, dosyayı masanın üzerine bıraktı ve derin derin nefes alıp vererek, dikkatle fotoğrafı inceledi. Gözleri kararmaya başladı. Tİtreyen elleriyle dosyanın ilk sayfalarını açıp, beyaz adama ait olduğunu düşündüğü bilgileri okumaya çalıştı. Yazılar bulanıklaşmış, gözlerinin önünde dans ediyordur. Yetkin gözlerini bir kaç kere sıkıca kapatıp tekrar açtı. Bilgilerin tamamı beyaz adama aitti. Adamın ev ve iş adresi, eşinin işyeri, kızının kreş adresi, cep telefon numaraları... Yalnızca adamın değil, eşinin ve kızının bilgileri de yer alıyordu, hem de tüm bilgileri. Yetkin son sayfalara baktı. En son sayfada, Adamın son halinin fotoğrafı vardı. Delik deşik olmuş bir halde, zenindeki bir kan havuzunun ortasında yatan cansız hali. Başında ise aynı adamlar kameraya poz veriyor, acımasızca sırıtıyorlardı. Dosya baştan sona, adamın mutlu hayatından ölümüne doğru sıralanmıştı. Bir film şeridi gibi. Yetkin ağır ağır oturduğu yerden kalkıp dosyaların bulunduğu rafa gitti ve elindeki dosyayı rafa koyup, başka bir dosya aldı. Elleri hala titriyor, dizlerinin bağı çözülüyordu. Raftan aldığı dosyayı yere bıraktı ve dizlerinin üzerine çöküp, olduğu yerde dosyayı karıştırmaya başladı. Tahmin ettiği gibi son sayfalarda başka bir beyaz erkeğe ait fotoğraflar vardı. Mutlu aile fotoğrafları, gizlice çekilmiş takip fotoğrafları, kaçırıldıktan sonra canlı olarak çekilmiş çıplak haldeki fotoğrafı ve en sonunda kanlar içinde, cansız halde yatan bedeni... Başında, ellerinde silahlarla poz veren farklı siyahiler... Yetkin şaşkınlıkla kitaplığa baktı, dosyaların hepsi birbirinin aynısıydı. Hepsi onların katlettikleri kurbanların bilgileriyle dolu dosyalardı ve orada elliye yakın dosya vardı. Yetkin her şeyi anlamaya başlıyordu. Adamlar özellikle beyaz üstünlükçü grup üyelerini bulup onları izlemiş, bilgilerini toplamış, onları kaçırmış, belki de almak istedikleri bilgiler varsa hepsini almış ve sonra onları katletmişlerdi. Bu katliamları ise her defasında farklı siyahiler yapmıştı. Sonra nedenini bilmediği bir sekilde bu cinayetler polsiten ve basından gizlenmiş, cesetler gömülmüştü. Daha sonra ortaya başka bir intikamcı katil çıkmış ve onlardan intikam almak için siyah katilleri öldürmüştü. Yani katil, siyahlar tarafından öldürülen ve gizlice ortadan kaldırılan beyazların mezarlarını bulmuş ve siyah cesetlere eklemek için onların uzuvlarını kullanmıştı. Bir tane siyah katil yoktu, onu buraya hapseden ve burada bulunan bütün herifler katildi. Yektin onlarca katilin eline hapsolmuştu, üstelik bir beyaz olarak. İşlediği iki cinayetinin cezasını, bu herifler tarafından öldürülüp ortadan kaldırılarak çekecekti. Artık her şey netleşmeye başlamıştı ama hala anlamadığı bazı şeyler vardı. Bu herifler beyazları sadece öldürüp ortadan kaldırmıştı. Belki de aileleri onlar tarafından tehdit aldıklarından dolayı peşlerine bile düşememişlerdi. Peki ama arkadaşının ona gönderdiği fotoğraftaki cesetler tam olarak kimin eseriydi. Muhtemelen beyaz cinayetlerini başlatan ilk olay, fotoğraflardaki kurbandı ve Yetkin’in bildiği yalnızca iki tane vardı. Daha fazlası olduğuna ve onları yapan tek kişi olduğuna emindi. Ama hangisiydi? Burada onlarca siyah katil vardı. Bu olayı biri başlatmış, diğerleri de muhtemelen ya ona hayran olup onun işini devam ettirmek ya da ona destek olmak için beyazları öldürmeye devam etmişlerdi. Bilmediği diğer şey ise onlardan intikam alan katilin, siyahlardan aldığı uzuvları nereye sakladığıydı. Yetkin olayı az çok çözmüştü. Mürit’ten ona kazık attığı için ne kadar nefret etse de bütün bunları ona anlatmalıydı, ona bir şekilde ulaşmalı ve bu bilgileri ona vermeliydi. Bu adamlar zaten ölmüştü ama geride aileleri vardı. Üstelik hepsinin detaylı bilgileri bu katillerin ellerindeyi. Bir sürü masumun canı tehlikedeydi. Bu olay daha fazla büyüyecekti. Eğer dışarıdaki beyaz katil durmazsa bu herifler kadın, çocuk demeden bir sürü masumun canını alacak, onları katledeceklerdi. Yetkin elindeki dosyayı aldığı yere bırakıp, onları ellediği belli olmaması için düzenlemeye çalıştı ama elleri titrediğinde dolayı daha çok dağıttı. Yine de umursamadı. Adamlar onu burada yalnız bırakırken burayı kurcalayacağını zaten biliyorlardı. Bu durumda artık burada hiçbir şekilde kurtuluşu kalmamıştı. Artık onların sırrını öğrenmişti, bütün yaptıklarını biliyordu. Buradan asla sağ olarak çıkamayacaktı. Ya da ölene kadar burada onların kölesi olacaktı. Yetkin artık kendinden umudu tamamen kesmişti. Ama en azından masumlara yardım etmek, bir kez olsun iyi bir şey yapmak istiyordu. Bunun için de ne gerekirse yapacaktı. O küçük çocukların, o suçsuz kadınların bir grup aptalın ırk savaşı yüzünden yok yere ölmelerine göz yummayacaktı. Hiçbir şey olmamış gibi tekrar masaya oturdu ve boş gözlerini önündeki dosyaya dikti. Bir süre sonra kapı açıldı, içeri bir adam girdi ve onu ensesinden tutup sürükleyerek oradan çıkardı.
“Partiye ne dersin moruk?”
Yetkin tercümanı duymuyordu bile. Mürit’e ulaşabilmek için bir şeyler düşünüyor, aklına gelen fikirleri kafasında evirip çeviriyordu. Adam onu binadan çıkarıp bir araca bindirdi. Yetkin şaşkınlıkla kapıyı yüzüne kapatan tercümana baktı. Sonra araca başka siyahlar bindi. Gökyüzü griydi ve ince ince yağmur yağıyordu. En sevdiği hava. Uzun zaman sonra gökyüzünü gördüğü için mutluydu. Ama nereye gideceklerini, ne yapacaklarını bilmediğinden dolayı da gergindi. Birkaç araç daha dolduğunda konvoy halinde yola çıktılar. Yetkin ellerinin ve gözlerinin bağlanmasını bekledi ama bunu yapmadılar. Yetkin şimdi onlardan asla kurtulamayacağına emin oldu. Bir daha ne zaman dışarı çıkacaklarını bilmiyordu, bu ilk ve son fırsatı olabilirdi. Bu fırsatı iyi değerlendirmesi gerekiyordu. Birşeyler yapmalı, bu heriflerin elinden kurtulmalıydı. Araçlar şehir merkezine girdi. Şimdi otobanda ilerliyorlardı. Yerleşim yerlerine, işlek caddelere girdiklerinde ortalığın sakin olduğunu gördü. Eylemler sona mı ermiştir yoksa ara mı verilmişti? Ya da katil yakalanmış mıydı? Hiçbir şey bilmiyordu. Etrafta hala siyahiler vardı ama sadece grup halinde etrafta dolaşıyorlar, kimseye bulaşmıyorlardı. Şoför koltuğunda oturan adam grupların yanlarından geçerken cadman bağırıyo, onlara selam veriyordu ama yabancı dilde konuştuklarından dolayı, Yetkin hiçbir şey anlamıyordu. Biraz ileride nöbet tutan bir polis aracı göründü. Yetkin heyecanlandı, oturduğu yerde başını kaldırıp cama yaklaşmaya çalıştı ama yanında oturan adamların biri, iki eliyle onun kafasını tutup sert bir şekilde kucağına yatırdı. Bir süre sonra tekrar bıraktı, polislere görünememişti. Hem istese de bunu yapamayacağını şimdi anladı. Araçların camları filmliydi. Polislerin en azından filmler yüzden onları durdurmaları gerekiyordu ama bunu yapmamışlardı. Belki de ön koltuklardaki siyahiler gördüklerinden dolayı onların ağzına laf vermemek için bunu yapmamışlardı. Araç bir ara sokağa girdiğinde durdu. Herkes araçlardan inip üç katlı, sıradan bir apartman gibi duran binaya doğru ilerledi. Yetkin’i de araçtan indirip binaya doğru sürüklediler. Yetkin etrafa bakınarak nerede olduğunu anlamaya çalıştı ama yıllardır semtinden dışarın yalnızca seminerler için çıktığından, neredeyse yaşadığı şehri unutmaya başlamıştı. Şu an nerede olduğunu bilmiyordu. Binaya girip ikinci kata çıktılar. Kapıyı Yetkin’in eski koğuş arkadaşı olan adam açtı. Yektin’in yanındaki adamlar onunla yabancı dilde bir şeyler konuştuktan sonra içeri girdileri. Diğerleri de üst kata çıkıyordu. Burada ne işler döndüğünü çok merak ediyordu, içeri girdiklerinde buranın sıradan bir apartman dairesi olduğunu fark etti. Muhtemelen binayı komple kiralamışlardı. Yanındaki adamlarla beraber daireye girdi. Adamlardan biri kapıyı kapatıp kilitledi ve anahtarı yanına aldı. Yetkin göz ucuyla adama bakıyordu, anahtarı aldığını görünce derin bir iç çekti. Onu evdeki boş odalardan birine sokup kapıyı üzerine kapattılar ama kilitlemediler. Odanın duvarları yeni boyandığı anlaşılan bej rengindeydi ve tertemizdi. Üstelik içerisi taze boya kokuyordu. Odada bir tane tek kişilik baza dışında hiçbir şey yoktu. Üzerinde bir yatak bile yoktu. Yetkin sıkıntıyla bazanın üzerine oturdu ve buradan kaçmak için bir şeyler düşünmeye başladı.

Yorumlar
Yorum Gönder