Ölüler ve Diriler (Bölüm 23/II)


Uzun uğraşlar sonucu amirinden, Yetkin’in arkadaşı olan profil uzmanın adresini almayı başarabilmişti. Amiri bu işten uzak durmasını istiyordur çünkü ucunda kardeşi vardı ve Mürit’in onun için her şeyi yapacağını çok iyi biliyordur. Cezasının bitmesine çok az bir zaman kalmıştı, başını tekrar belaya sokmasını istemiyordur. Ama amiri henüz, onun hastanede Yetkini ve diğer siyahi adamı kaçırdığını öğrenmişti. Muhtemelen kimliği net olarak tespit edilmemişti. Kimliği tespit edildiğinde yine ceza alacaktı. Evinden aldığı kağıtları yağmurdan ıslanmaması için cebine koymuş, bir elini de cebine sokmuş, onları bir hazine gibi koruyordur. Adese vardığında alacaklı gibi kapıya vurdu. Uzun süre sonra kapı açıldığında, karşısına bornozlu bir adam çıktı. Karşısında Yetkin’i görür gibi oldu. Adam aynı onun gibi iri, göbekli ve sakallıydı. Tek farkı saçının ve sakalının Yetkin’in saçı ve sakalından daha düzenli, derli toplu olmasıydı. Ondan daha temiz olduğuna da emindi.  
“Buyurun, kime baktınız?” diye sordur adam, onu baştan aşağı süzerek. Onun karşısına bornozla çıkmaktan hiç rahatsız olmuş gibi görünmüyordur. 
“Ben Mürit başkomiser. İçeri girebilir miyim?” 
Mürit soruyu sorarken, aynı anda içeri girdi. Adam onun arkasından meraklı gözlerle bakarken kapıyı kapatıp, ona salonu gösterdi.  
“Yetkin sizden bahsetmişti. Bana geleceğinizi söylemişti ama size vereceğim herhangi...” 
“Daha önce gelmeye fırsatım olmadı.” diyerek, onun sözünü kesti Mürit. Sonra koltuklardan birine oturdu ve aceleyle cebindeki kağıtları çıkardı. Bunlar Yetkin’in dosyasında bulduğu, beyaz kurbana ait detayların yazılı olduğu el yazmalarının ve fotoğrafların kopyalarıydı. Mürit kağıtları ayakta duran adama uzattı. Adam kağıtları alırken aynı anda Mürit’in yanına oturdu. “Bunun hakkında bilgi istiyorum.” diye ekledi Mürit. 
“Adam bir süre fotoğrafa ve yazılara baktıktan sonra kâğıtları Mürit’e uzattı. 
“Size dedim ki, herhangi bir şey bilmiyorum.” 
Mürit kağıtları almak için hiçbir şey yapmadı, sorgulayan gözlerle adama bakıyordu. 
“Bana bunun hakkında ne biliyorsanız anlatın.” diye yineledi Mürit, emreden bir tavırla. 
Adam kağıtları koltuğun üzerine, Mürit’in yanına bıraktı. 
“Üzgünüm ama bana yapacağınız hiçbir baskı bu konu hakkındaki bilgi daracığımı genişletmeyecek.” 
Adamın bu edebi konuşma tarzı onun sinirini bozdu. Oturduğu yerden adamın üzerine çullandı ve bir eliyle saçlarını tutup, başını arkaya yatırdı. Diğer eliyle de adamın çenesini kavrayıp, tüm gücüyle sıktı. 
“Bana bak pislik! Bana bu konu hakkında ne biliyorsan anlat yoksa onca suçumun üzerine bir suç daha eklemekten hiç çekinmem, beni analdın mı?” 
Mürit dişlerini sıkarak konuşuyor, gözlerinden ateş fışkırıyordu. Kafası patlayacak gibi hissediyordu. Adam çenesini hareket ettiremeden, sadece dudaklarını kımıldatarak boğuk bir sesle bir şeyler mırıldandı. 
“Tamam... Tamam... Ama kimseye söylemeyeceksin, analdın mı?” 
Adamın dudakları balık ağzını andırıyordur. Mürit onun ne söylediğini anlayamadı adamın çenesini sıkan elin biraz gevşetti. 
“Ne?” 
“Söyleyeceğim ama bunu senden başka hiç kime bilmeyecek! burandan çıktığın an bu bilgiyi benden alığını unutacaksın.” 
“Neden?” 
“Beni öldürürler.” 
“Kim?” 
Adam cevap vermedi, gözlerini ondan kaçırdı. 
“Kim?” diye bağırarak yineledi Mürit, hala adamın üzerindeydi. 
“O fotoğrafı gönderen kişi.” 
“Nereden biliyorsun? O fotoğraf sana yıllar önce gelmedi mi?” 
“Evet ama adam peşimi bırakmadı. Bana yıllarca tehdit mektupları göndermeye devam etti.” 
“Amacın ne?” 
“Üzerimden kalkar mısın?” 
Mürit, adam bir süre daha baktıktan sonra üzerinden indi ve tekrar yerine oturdu. Adama olabildiğince yakın duruyor, onu dikkatli gözlerle seyrediyordu. 
“Konuş!” diye tekrar emretti Mürit. Adam üzerindeki bornozuyla bacaklarını kapatmaya çalışırken, diğer yandan da korku dolu gözlerle Mürit’e bakıyordu. Korktuğu kişi sadece Mürit değildi, başkalarından korktuğu da açıkça belli oluyordur. Adam yutkundu, konuşup konuşmamak konusunda kararsız görünüyordu. 
“O fotoğrafı ve açıklamayı bana göndermesinin amacı belliydi. İşlediği suç karşılık bulduğunda, polislerin o kişiyi daha kolay yakalaması ve intikamını almasının engellenmesiydi. O ABD'de istediği kadar cinayet işledi, istediği her şeyi yaptı ama bun yaptığının karşılığının aynı şekilde olmasını istemiyordur. Bu ip ucu sayesinde intikam işi yarım kalacak ve bu, intikamcıyı daha da öfkelendirecekti. İnsanlar intikam ateşiyle yanıp tutuştuğunda bir şey yapamaz ya da yapmaları engellenirse daha delirir. Sonra da farklı yollara başvurur. Onun amacı intikamcının önünü kesecek ve bu sayede ne yapacağını ne kadar ileri gidebileceğini öğrenekti. Bir nevi kendisine ulaşmasını, kendisini bulmasını ve onunla savaşmasını istiyordu.” 
Mürit bir süre anlamamış gözlerle adama baktı. Sonra ellerini iki yana açıp, öfkeli bir şekilde bağırdı. 
“Sen ne anlatıyorsun be? Ben sana ne soruyorum sen bana ne anlatıyorsun? hiçbir halt anlamıyorum, bana sorumun cevabını ver.” 
Adam irkildi, oturduğu yerde biraz daha yana kayarak Mürit’ten uzaklaştı. 
“Olanları anlatıyorum. Siz anlamıyorsanız benim ne suçum var? O zamandan beri gönderdiği bütün mektuplar elimde. Hepsini saklıyorum ama Yekin bunu bilmiyor, bunu hiç kimse bilmiyor. Yetkin’e sadece bir kopyası kalması için o resmi ve yazıyı gönderdim. Ne olur ne olmaz diye.” 
“Ne olacağını düşünüyordun?” 
“Size tehdit edildiğimi söylüyorum başkomiserim! Eğer bana bir şey olsaydı Yetkin devreye girecekti.” 
“Ne yeni, Yetkin bütün bunları biliyor muydu?” 
“Hayır. Ona sadece fotoğrafla yazıyı saklamasını, ihtiyaç olduğunda ben hayatta olmazsam onları kullanmasını ve gerekli yerlere iletmesini söyledim.” 
“Bunları onun dosyalarının arasından ben buldum, o hiçbir şey yapmadı. Olayı hatırlıyordu ama belgeleri bulamamıştı.” 
“Bekleyin.” Adam kalktı ve salondan çıktı. Mürit onun kaçtığını düşünecekti ki, üzerinde bornozla hiçbir yere gidemeyeceğini düşünüp, bu düşünceden vazgeçti. Adam bir süre sonra elinde bir sürü zarfla geri döndü. Üzerinde hala bornozu vardı. 
“Bunlar bana gelen tehdit mektupları.” diye ekledi adam, zarfları Mürit’e uzatırken. Mürit zarfların hepsini adamın elinden çekip aldı. Üzerlerinde yazan yazılara baktı. Yazılar ona tanıdık gelmişti. Zarlardan birini, ceset detaylarının yazılı olduğu kağıt ile karşılaştırdı. O sırada adam devam etti. 
“O yazı da aynı kişiye ait, katile... Ayrıca benim Yetkin’e gönderdiklerim sadece kopya, orijinalleri bende.” 
Mürit, adama şaşkınlıkla baka kaldı. Adam resmen ülkenin en vahşice işlenen cinayetlerin sebebini öğrenmelerini sağlayacak anahtarları saklıyordu, ama bunlardan hiç kimsenin haberi yoktu.  
“Bunları ne zaman ortaya çıkarmayı düşünüyordun?” diye sordu Mürit, öfkeyle. 
“Hiçbir zaman.” dedi adam, kendinden emin bir şekilde. “Çünkü bunu Yetkin ortaya çıkaracaktı.” 
“Onun elinde olan tek şey fotoğraf ve el yazısı.” 
“Doğru kullandığınız sürece iki malzemeyle her şeyi yapabilirsiniz başkomiserim. Gerisi beni ilgilendirmez. Size söyledim, beni öldürürler.” 
“Bunların hepsinin ABD'den geldiğini söylüyorsun.” 
Adam sıkıntılı bir şekilde karşılık verir. 
“Son mektup hariç. O burada. İstanbul'da.” 
Mürit şaşkınlıkla adama baktı, diğer yandan da heyecanlanmıştı.  
“Burada mı?” 
“Size söylüyorum başkomiserim. Bir daha sakın evime gelmeyin. Ekip arkadaşlarınıza da söyledim. Artık benden uzak durun, beni bu işe bulaştırmayın.” 
“İyi ama ekibimle resmi olarak çalıştığını duydum.” 
“Zaten son mektup ondan sonra geldi. Ben de ekibinize bu işten uzak durmak istediğimi söyledim ve anlaşmayı sonlandırdım. Şimdi kendi kâğıtlarınızı alın ve evimden gidin. Bir daha da benimle hiçbir şekilde iletişim kurmayın.” 
“Birisi buraya geldiğimi öğrenirse sadece arkadaşınım, merak etme.” 
Adam sırıtarak karşılık verdi. 
“Onlar aptal değil başkomiserim, sizin kim olduğunuzu ve buraya neden geldiğinizi çok iyi biliyorlar.” 
Mürit yanında getirdiği kağıtları alırken adam ayağa kalktı. Adamın kendisine bakmadığını fark edince el çabukluğuyla mektuplardan iki tanesini kâğıtların arasına sokup, hızla cebine koydu. Adam ona kapıyı gösterirken aynı anda mektupları alıp hepsini toparladı ve Mürit’i yolcu etti. Zarfların eksik olduğunu anladığında Mürit çoktan evine gitmiş olacaktı. Mürit kendinse yardımcı olması için kardeşinden bahsedebilirdi. Ama adamın tanımadığı iki kişi iççin başını asla belaya sokmayacağına emindi. Mürit’in o katili dövmelilere vereceğini öğrenseydi, ona tek kelime etmezdi. Şu an bile bu mektupları gönderen kişiden deli gibi korkuyordu. Mektuplarda ne yazığını çok merak ediyordu. İki tanesi elindeydi ama diğerlerinde ne yazdığını belki de asla öğrenemeyecekti. Evine girer girmez hiçbir şey yapmadan, üzerini bile değiştirmeden salona gidip mektupları çıkardı ve birinin üzerindeki gönderen adresine baktı. Bu mektup ona, polislerle çalışmaya başladıktan sonra buradan gönderilen son mektuptu. Hemen içindeki kağıdı çıkarıp okumaya başladı. 
Galiba benim dünyanın öbür ucunda olmam sana cesaret verdi, kendini güvende hissettirdi. Ama artık senin dünyana çok yakınım, çok fala yakınındayım. Bakarsan görürsün. Ne yaptığını, nereye gittiğini, kimlerle görüştüğünü çok iyi biliyorum. Sana o pisliklerden uzak durmanı emrediyorum! O polislerle olan tüm bağlantını koparacaksın. Onlarla hiçbir şekilde iletişime geçmeyecek, onlarla muhatap olmayacak, tüm bağlantını keseceksin. Gerekirse bu iş bitene kadar, ben o katili bulup işini halledene kadar kısa bir tatile çıkacaksın ve hiçbir polisle görülmeyeceksin. Çünkü biliyorum, senin işin polislerle. Bu yüzden hangi polis olursa olsun onlarla iletişime geçmeyi bırakacaksın. Seni izliyorum. Hem de her an. Bu dava ile ilgilenen polisleri de izliyorum. Sana tavsiyem, beni boş palavralar atan zibidilerle karıştırma sakın. Bana inanman için sana bir detay vereyim. Soruşturmayı yürüten ekibin başkomiseri görevden uzaklaştırıldı. Ayrıca intikamımı almaya çalışan o herifi de bulacağım ve kim olduğumu bütün dünyaya göstereceğim. Bu senin için yeteli olur mu? Arkanı kolla... 
Mürit mektubu okumaya bitirdiğinde şaşkınlıkla kala kalmıştı. Kağıt hala ekindeydi ama gözleri başka yerdeydi. Onun görevden uzaklaştırıldığını bilecek kadar yakındı. Ama diğer tüm tehditler boş laf kalabalığından ibaretti. Adam sadece onu her an izlediğini, takip ettiğini ve emirlerini uyması gerektiğini yazmıştı. Ona zarar vermekten bahsetmemişti. Bu durumda profil uzmanının korkusu farklı olabilirdi. Mürit düşüncesini hemen değiştirdi. Diğer tüm mektuplar uzmanın elindeydi, onlarda ne yazdığını bilmiyordu. Belki de onu korkutan asıl tehditler o mektuplardaydı. Mürit hızla diğer zarfı aldı ve önce üzerinde yazan yazıyı okudu. ABD'den gönderilmiş mektuplardan biriydi. İçindeki kağıdı çıkarıp yazıyı okumaya başladı.  
Merhaba beyefendi, yine ben... 
Sana söylediğim talimatları uyguladığını umuyorum. Umarım uyguluyorsundur. Gerçi bunları yapmasan bile dünyanın öbür ucundayım. Kurallarımı hiçe sayarsan bunu bilemem ve gelip sana bir şey yapamam, öyle değil mi? Ama kim bilir, belki de bir gün buluşuruz. Belki de karşılıklı bir kahve içeriz. Bunu sende istersin biliyorum. Neyse... Hayallerimizi sonra konuşuruz. Bunu yapmaktan sıkıldım çünkü sen bana karşılık vermiyorsun. Sanki kendi kendime konuşuymuş gibi hissediyorum. Sana söylemek istediğim bir şey var. Bugün birini daha temizledim. Harikaydı... Bunu yatığımda içim o kadar rahatlıyor ki sana anlatamam. Sanki kendimi vaftiz oluş, arınmış, hafiflemiş hissediyorum. Bu duyguyu o kadar çok seviyorum ki, sen bunu anlayamazsın. Onları öldürmenin verdiği o huzuru tarif edemem. Onların gözlerimin önünde acıyla kıvranarak bana yalvarışlarını, ne istersem yapacaklarını söylemeleri, acıyla can çekişlerini, hele dudaklarını mühürlediğimde konuşmak isteyip hiçbir şey söyleyememeleri... Bunlar, onların en kadar aciz insanlar olduklarını gösteriyor. Normal hayatlarında başkalarını aşağılıyor, onlara köpek gibi davranıyor, eziyor, hayvan yerine koyuyorlar. Ama son anlarında acı ve işkence görürken, öleceklerini anladıklarında nasıl da dönüyorlar. Karaktersiz, haysiyetsiz, şeref yoksunu, adi insanlar... Ben olsam son anıma kadar savunduğum şeyin arkasında dururdum. Diri diri yansam bile kimse beni davamdan vazgeçiremezdi. Ben olsam normal hayatımda insan yerine bile koymadığım eziklere asla yalvarıp yakarmam, asla onların karşısında aciz bir insana dönüşmem, son nefesimi verene kadar başım dik durur, ölümü beklerim. Bu anlattıklarımdan dolayı beni bir canavar, bir cani olarak gördüğünü biliyorum ama hayır. Ben cani değilim. Sadece davamın arkasındayım. Irkımı korumaya, onların da bir insan odluğunu ve benim ırkımı bir leş olarak gören ırkçı pisliklerin son anlarında ne kadar aciz ve ne kadar lanet bir insan olduklarını göstermeye çalışıyorum. En önemlisi de onların bir tanrı olmadığını, son anlarında onlara ölüm korkusunu, bana ise güç veren gerçek bir Tanrı olduğunu anlatmaya çalışıyorum. Hiçbirimiz tanrı değiliz, hepimiz birer aciz kullarız ama onlar kendilerini tanrı gibi görüyorlar. Tanrıya meydan oluyorlar. Öldürdüklerim sıradan beyazlar değildi. Onlar beyazların üstünlüğünü savunan ırkçı aktrist pisliklerdi. Ben sadece kendini tanrı sanan zavallıları temizledim, hepsi bu. Masumlara zarar vermedim. Birileri benim bu yaptığımı öğrenip beni bir nevi taklit etmiş. İstanbul'da bulunan, benimle aynı davayı savunan hayranlarım da benim öldüğünüm türden insanları öldürmüş. Hepsi beyaz üstünlükçü gruplara üyeymiş. Onlara elimi bile sürmedim, emin ol. Sadece birileri benim yolumdan geliyor o kadar. O cinayetlerden polislerin haberi bile yok. Ölen insanların tamamı yalnız yaşayan, ailesi olmayan insanlar. Mensup oldukları guruplar, yedikleri haltların ortaya çıkmaması için polise bile gidemiyorlar. Bu sayede olaylar ortaya bile çıkmadı ama hayranım bana her cinayetin ardından bir fotoğraf ve bir mektup gönderdi. Bu yüzden bunların hepsini biliyorum. Benim işlediğim cinayetleri polisler biliyor ama yalnızca eyalet polis. Cinayetlerimim sadistliğinden ve amacından dolayı bunu basına ve dünyaya duyurmak istemiyorlar. Beni sessizce arıyorlar ama bulamıyorlar. Basına bilgi verirlerse halk ayaklanır ve polis, halkın gözünde işe yaramaz bir konuma gelir, üzerlerinde baskı oluşur. Ama bunu halka duyurmadıkları için insanlar tedbir alamıyor. Bu sayede kendime kolayca kurban bulabiliyorum. Benim amacımı bilen tek kişi değilsin elbette ama banları birine anlatırsan, başına gelecekleri biliyorsun. Yerinde olsam ona göre davranırım.  
Hoşça kal... 
Mürit mektuba baka kaldı. Artık zihni bulanıklaşmış, beyni durmuştu. Anladığı tek şey siyahi cinayetlerinde uzuvları kullanılan cesetlerin, başka siyahiler tarafından öldürülen ve hiç kimsenin haberdar olmadığı beyaz üstünlükçüler odluğuydu. 



Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Ölüler ve Diriler (Bölüm 1/I)

Ölüler ve Diriler (Bölüm 5/I)

Ölüler ve Diriler (Bölüm 7/I)