Ölüler ve Diriler (Bölüm 16/II)


Bugün Yetkin’in duruşması vardı, oraya gitmeyi çok istemişti ama aynı zamanda bir şehit cenazesi vardı. Yetkin’in saldırdığı düşünülen polisin cenazesi. Otopsisi tamamlanmıştı ve öğlen cenaze töreni düzenlenecekti. Yetkin’in mahkeme sonucunu ise Can komiserden öğrenmişti. İki cinayetinden dolayı ağırlaştırılmış hapis cezası almıştı, ama polis memurunun davası ileri bir tarihe ertelenmişti. Memurun otopsi raporu, olay yeri incelemesi, detaylı soruşturma ve savcının iddianamesinin hazırlanması gerekiyordu. Bütün bunlar olmadan ona herhangi bir ceza verilemezdi, ama Mürit’te herkes gibi bunu Yetkin’in yaptığına emindi. Ne de olsa hapisten asla çıkamayacaktı, ama iki cinayetin katil zanlısı olmak ile bir polis katili olmak farklı şeylerdi. Polisin cinayetinden de suçlu bulunacağına emindi. Üstüne bir takım elbise giymiş, ekip arkadaşlarıyla aynı safta yer almıştı. Cenaze namazının ardından tören düzenlendi, tören sırasında Mürit’in gözleri etrafı tarıyordu. Nedenini bilmiyordu, sebepsiz yere etrafa bakınıyordu. Bunu iç güdüsel olarak yapıyordu. Cenazelerde hep en çok ağlayıp perişan olanlar genelde katil çıktığından, Mürit katıldığı cenazelerde hep etraftaki insanları gözetliyor, kendi kendine insanlar hakkında fikir yürütmeye çalışıyor, kimin ölen kişinin arkasından gerçekten üzüldüğünü ya da kimin mutlu olduğunu anlamaya çalışıyordu. Ama bu kez katil yakalanmıştı. Ya polisin elindeydi ya da çoktan ceza evine gönderilmişti. Ama mürtü bunu yapmaktan vazgeçmiyordu. Karşı tarafta biri dikkatini çekti. Peltek gazeteci orada durmuş, boynuna astığı makinasıyla fotoğraflar çekiyordu. Her zamanki gibi yine karşısına çıkmıştı. Bu adamın başka işi gücü yok mu diye düşünürken, adamın zaten işini yaptığını hatırladı. Bunu yapmaya hiç üşenmiyordu, her zaman her olayda ortaya çıkıyordu. Mürit henüz fark etmemişti anlaşılan, dikkatli bir şekilde tabutu ve etrafında bulunan askerleri seyrediyor, her anı kayıt altına almak istercesine art arda fotoğraflar çekiyordu. Mürit, Tuna’ya döndü.
“Şuradaki gazeteciyi kim çağırdı?” diye sordu fısıldayarak.
“Şu son kurban ile ilgili bilgi almak için beni aradı, ben de ona cenaze töreninden bahsettim.”
“Kurban hakkında bilgi verdin mi?”
“Hayır tabi ki, ama eminim ki haberlerde yine bir şeyler göreceğiz.”
“Olabilir. Ama eminim, o kurbanın da diğerleriyle bağlantısı var.”
“İyi de otopsi raporu henüz çıkmadı.”
“Sana canlı canlı gördüm diyorum, yakından gördüm. Aynıydı.”
Tuna etrafına kaçamak bir bakış atıp Mürit’e döndü.
“Şu an cenazedeyiz Mürit, bunu mu konuşacağız?”
Cenaze marşının sesinden dolayı şu an onları kimse duyamazdı, mürt bu yüzden bu kadar rahat konuşabiliyordu.
“Ben ne gördüğümü biliyorum. Sorguladığımız o dövmeli herifin ne dediğini hatırlıyor musun? Bize o gece bir siyahın daha öleceğini söylemişti. Bunu onlar yapıyor Tuna.”
Mürit bunu aniden söylemişti, açıklama yapacak durumda değildi ama Tuna onu ciddiye almadı.
“Depo ve oradan alınan aletler incelendi, hiçbir şey çıkmadı. Belki de aletleri bam başka şeyler için kullanıyorlardır. Senin dediğin gibi olsaydı illaki bir şey bulunurdu.”
“Yetkin ile bir daha konuşun.”
Tuna gözlerini devirdi ve tekrar önüne döndü.
“Yetkin ile işimiz bitti Mürit, o dövmeli atmaların da bu olaylarla hiçbir bağlantılarının olmadığı ortaya çıktı. Soruşturma başka yöne çevrilecek. Şimdiye kadar hep yanlış yerlere bakmışız.”
“Göz altına aldığınız adamdan bir şey çıkmadı mı?”
Tuna bir şeyi hatırlamış gibi aniden ona döndü.
“Çıktı ama fazla bir detay yok. Biri ona cesedi onun istediği yere istediği pozisyonda bırakması için yüklü miktarda para ödemiş. Hepsi bu kadar.”
“Ee... Şahsı tarif etmedi mi?”
“Hayır, edemedi. Adamı hiç görmemiş.”
“Nasıl yani?”
“Adamın oraya ihtiyacı varmış. Bir tanıdık vasıtasıyla bir yere gitmiş ve orada, ayna camın arkasındaki biriyle konuşarak anlaşmış. Sadece sesini duymuş ama büyük ihtimal sesini değiştirmiş. Ses tonunu tanıyamayacağını söylüyor, ama bir erkek olduğuna emin.”
“Sesini değiştirmiş bir kadın da olabilir.” diyerek fikir yürüttü Mürit.
“Bilmiyorum, olabilir. Şahıs mekânı da tarif etti. Depo gibi boş bir mekânmış. Onu tanıdığı adam götürmüş ve iletişimi ayna camın arkasından kurmuş. Sonra ona bir araç anahtarı vermişler, ceset aracın bagajındaymış. Ayrıca araçta kendisini gizlemesi için bazı giysiler varmış. Onu oraya götüren şahsı da bulduk ama adamın hiçbir şeyden haberi yok. O yalnızca uyuşturucu ve silah ticaretiyle ilgili konuştu o kadar.”
“Uyuşturucu ve silah mı?”
“Evet. Eşeledikçe altından pislik akıyor.”
Mürit başını öne eğdi, bir süre düşündü. Sonra sordu.
“Peki hangi cesedi o bırakmış?”
“Yalnızca son cesedi bıraktığını söylüyor. Demek ki katil cesetlerin hepsi için farklı kişiler kullanıyor. Olayı daha karmaşık hale getirip bizi kendisinden uzaklaştırıyor. Gayet zekice.”
“Bakıyorum da onu taktir ediyor gibisin.”
“Hayır, sadece seçtiği taktiğin mantıklı olduğunu söylüyorum.”
“Balistik sonuçları ne oldu.”
“Börek salonundan alınan kovanlarla yoldan toplanan kovanlar birbirlerinden farklı. Birinde tabanca kullanılmış, diplerinde uzun namlulu silahlar. Parmak izi çıkmadı. Adamlar temiz çalışıyor gibi görünüyor. Ayıracı salonda yaralanan genç taburcu olmuş, babasının öldüğünü öğrenmiş. Bir de...”
“Bir de ne?”
“Çocuk, doktoruna tuhaf şeyler anlatmış. Doktoru da onu bir psikiyatriste sevk etmiş. Yaşadığı olayın onda büyük bir travmaya sebep olduğunu söylemiş.”
“Ne anlatmış?”
Onları konuşurken şehidin cenazesi askerler tarafından omuzlanmış, memleketine götürecek olan uçağa bindiriliyordu. Konuşmaya bir süre ara verdiler. Cenaze uçağa konulduktan sonra tören dağılmaya başladı. Tuna ile Mürit, yürüyerek konuşmaya devam ettiler.
“Biri çocuğun odasına girmiş. Ona, babasına ve ona bunu yapanlardan intikam alacağını söylemiş.” dedi Tuna.
“Kimmiş bu?”
Tuna bir süre durakladı, sonra Mürit’e dönü.
“Yetkin’in bahsettiği kişi. Kırmızı gözlü, siyah giyimli bir erkek.”
Mürit’te şaşkınlıkla ona baktı. Buna söyleyecek söz bulamadı. Demek Yetkin doğruyu söylemişti.
“O halde memuru şehit eden kişi Yetkin değil.”
“Bilmiyoruz, henüz başka bir kanıtımız yok. Dediğim gibi... Doktor bir çeşit travma sonrası stres bozukluğuna bağlı halüsinasyon görmüş olabileceğini söylemiş.”
“Yetkin ile aynı halüsinasyonu mu gördü yani?” diye sordu Mürit öfkeyle ve olduğu yerde durdu. “Zaman kaybediyorsunuz! Yetkin de o çocuk da birer eşkal vermiş, daha neyi bekliyorsunuz?” diye ekledi.
“Ne yapalım istiyorsun, emir ne ise onu yapıyoruz.”
“İyi, bunu ben kendi başıma hallederim.” dedi Mürit. O sırada aklına bir ayrıntı takıldı. Peşinde oldukları katil beyazlara değil sadece siyahlara zarar veriyordu. O gence, onların intikamını alacağını söylemişti, onları savunuyordu. Eğer kırmızı gözlü biri gerçekten varsa ve o kişi aradıkları katil ise beyaz bir polis memurunu neden şehit etmişti? burada bir çelişki vardı. Belki de bu suçun Yetkin’in üzerine kalması için yapmıştı, ama bu da çok saçma bir sebepti. Yetkin zaten hapse girecekti. Ortada başka bir sebep olmalıydı. Belki de katil o sırada Yetkin’e yaklaşmaya çalıştı ve polis memuru onu fark etti. Bu yüzden onu ortadan kaldırması gerekti. Beraber Tuna’nın aracının başına gittiler ve birer sigara yaktılar, o sırada yanlarına peltek gazeteci yaklaştı.
“Merhaba başkomiserim.” dedi Mürit’e bakarak. Mürit içine çektiği dumanı geri verirken adama baktı. Genç adam elini savurarak dumanı dağıtmaya çalıştı, aynı anda öksürüyordu.
“Ne istiyorsun?” diye sordu Mürit, ama bunu sorduğuna hemen pişman oldu. Onu tehdit ettiğini, genç adamın da onların tüm konulmalarını ses kaydına aldığını hatırladı. Bunu birilerine dinletmemesi için onu fazla kızdırmamaya çalışıyordu. Gerçi yaptığı şey ona göre büyük bir suç değildi. Ama polis olarak, birini işlemediği bir suçu üzerine yıkmakla tehdit etmişti. Bu yaptığı, başkalarının ona olan güveninin sarsılmasına neden olabilirdi.
“Öncelikle hepimizin başı sağ olsun.” dedi ve hafifi bir şekilde başını salladı. Sonra devam etti. “Bilmem gereken herhangi bir şey var mı başkomiserim?”
Mürit önce Tuna’ya baktı, sonra tekrar gazeteciye döndü.
“Ben şu an görevde değilim. Ona sor.”
Genç adam Tuna’ya döndüğü sırada, Tuna sigarasından derin bir nefes alıp yere attı ve üzerine bastı. Sonra aracın şoför kapısını açıp cevap verdi.
“Şimdilik bilmen gereken bir şey yok. Başak işlerle ilgilenebilirsin.”
“Ama ben sizi aradığımda...”
“Sen beni aradığında da aynı şeyi söylemiştim. Buraya sadece cenaze için geldin. Şimdi gidebilirsin.” dedi Tuna ve onun daha fazla konuşmasına fırsat vermeden araca bindi. Mürit’de ön yolcu koltuğuna bindiğinde, gazeteci bu kez şoför kapısının yanına gelip cama vurdu. Tuna derin bir iç çekip camı indirdi.
“Sen ne kadar yapışkan bir şeysin... Sana bir şey yok diyorum, anlamıyor musun?” dedi Tuna, öfkeli bir şekilde.
“Geçen gün yol kenarında bir ceset daha bulundu komiserim. Üstelik siyahlar tarafından bir saldırı yapıldı, polise ateş açıldı, molotoflar atıldı. Bunların hepsini haberlerde gördüm. Ne yani, gerçekten bana söyleyeceğiniz hiçbir şey yok mu?” Genç adam bunları öfkeli bir şekilde, ses tonunu yükselterek söylüyordu. Tuna Mürit’e döndü ve istemsizce sırıttı. Sonra tekrar gazeteciye döndü.
“Sinirlenince daha komik görünüyorsun?” dedi ve pencereyi kapatıp aracı çalıştırdı. Onlar araçla uzaklaşırken, Mürit dikiz aynasından arkaya baktı. Genç adam onların arkasından baka kalmıştı. Gerçekten de sinirlenince daha komik ve daha sevimli görünüyordu. Küçük adam. Mürit bacağında bir titreşim hissetti. Cenazede sessize aldığı telefonu çalıyordu. Ekrana baktığında kayıtlı olmayan bir numaranın aradığını gördü. Merakla cevapladı.
“Buyurun...”
“Abi, benim Özgür.”
Mürit gözlerini kocaman açtı. Oturduğu yerde kımıldandı.
“Ne oldu, beni nereden arıyorsun?” diye sordu merakla.
“Beni adli kontrol şartıyla serbest bıraktılar. Dışarıda, ankesörlü telefondan arıyordum. Buluşmamız gerek.”
Mürit bir süre düşündü. Onu evine gönderemezdi çünkü depodan aldıkları adamalar serbestti. Evinin adresini biliyor olmalıydılar, onu asla rahat burkamazlardı. Kendi evine de götüremezdi. Onun söylediğine göre mürtün evini de biliyorlardı.
“Neredesin şimdi?”
“Semt karakolunun karşısındayım. Ne olur ne olmaz diye burada bekliyorum.”
“Tamam. İçeri gir ve orada bekle, gelip seni alacağım.”
“İçeride kalmama izin vermediler. Dışarı çıkardılar.”
Özgür içeride kalmak için onlardan izin istemiş, dışarı çıkarılınca bile karakolun önünden ayrılmamıştı. Demek durum bu kadar ciddiydi, Özgür gerçekten korkuyordu.
“Onlara benim adımı ver, birazdan orada olacağımı söyle.”
Mürit telefonu kapatıp Tuna’ya semt karakoluna doğru sürmesini söyledi. Oraya gittiklerinde Özgür karakolun içinde, bir sandalyede oturmuş bekliyordu. Ürkek bir hali vardı. Memurlar onların kimliklerini görmek istediklerinde Mürit bir şey gösteremedi, ama Tuna kendi kimliğini göstererek memurların tatmin olmasını sağladı. Özgür’ü alıp oradan çıktılar ve bir otele gittiler. Şimdilik onun için en güvenli yer otel odasıydı. Sonuçta o adamlardan hiçbiri şehirde otel otel dolaşıp onu bulmaya çalışmazdı. Bir otelde olduğu aklılarına bile gelmezdi. Ama ne Mürit’te ne de Özgür’de otele verecek para yoktu, üstelik Mürit’in bir sürü borcu vardı. Bu yüzden bir haftalık kiraladıkları odanın parasını Tuna ödedi, şimdi bir de ona borçlanmıştı. Beraber odaya çıktılar. Özgür sıkıntılı bir şekilde odanın içinde volta atarken Tuna pencereyi açıp bir sigara yakmış, Mürit ise yatağın kenarına oturmuştu.
“O adamlar nerede, hala göz altında mı tutuluyorlar?” diye sordu Özgür, tedirgin bir şekilde.
“Hayır, serbest kalmışlar. Ama sen bana bunları anlatmadan önce.”
Özgür, Tuna’ya kaçamak bir bakış attı. Mürit onun derdini anlamıştı.
“Ondan çekinmene gerek yok, her şeyi biliyor.” diye ekledi Mürit.
“Şimdi ne olacak, hayatımın geri kalanını böyle saklanarak mı geçireceğim?” diye sordu Özgür.
Mürit bir an onu azarlamak istedi ama bundan hemen vazgeçti. Uyuşturucu kullanmasının dışında başına gelenlerden hiçbir onun hatası değil. Elbette buna sebep olan şey yine uyuşturucu olmuştu. Tuna araya girme gereği duydu.
“Bu bir bakıma senin hatan Özgür.”
Özgür ona döndü, öfkeden dudağını ısırdı.
“Benim hatam mı? beni kandırdılar, bir sahtekara inanmak benim hatam mı? Hayatım boyunca böyle bir şey ilk kez başıma geldi, ben de bir insanım.”
“Kandırılmandan bahsetmiyorum, aşırı meraklı olmandan bahsediyorum.” dedi Tuna ve tekrar pencereye dönüp sigarasını içmeye devam etti. Şu an Özgür’ü hiç de umursuyormuş gibi görünmüyordu. Ona kızgındı. Mürit’in onun peşinde ne kadar koştuğunu, onun için ne kadar uğraştığını, Özgür’ün ise her defasında abisine kazık attığını biliyordu. Bu yüzden başına gelenleri hak ettiğini düşünüyordu. Bir bakıma haklıydı, Özgür fazla meraklıydı. Merakından uyuşturucu kullanmaya başlamıştı, merakından o adamın peşinden o binaya girmişti ve başına gelen tüm bu şeyler merakından dolayı gelmişti.
“Bunun yanımızda ne işi var ki?” diye sordu Özgür, abisine dönerek. “Neden ona her şeyi anlatıyorsun, aramızda özel hiçbir şey olmayacak mı?”
“Başına gelenler aramızda kalacak ya da benim tek başıma halledebileceğim şeyler değil Özgür. Ne yapmamı istersin, her şeyle tek başıma uğraşamam. Sen nasıl insansan ben de insanım.”
Mürit bunları ses tonunu yükselterek söylemişti. Kardeşine öfkeliydi. Ona yaşattıklarına artık katlanamıyordu. Sürekli bir sorun, bir olay çıkarıyordu. Mürit kardeşiyle ilgilenmekten işine bile doğru düzgün odaklanamıyordu. Her gün, acaba bugün ne halt yiyecek diye düşüyordu ve gerçekten de her defasında yeni bir halt yiyordu. Mürit bir kez daha ondan kurtulmanın tek yolunun hapse girmesi olduğunu düşündü. Ama bu düşünceyi kafasından atmaya çalıştı. Sonuçta bu onun meslek hayatını da kötü yönde etkilerdi.
“Olan oldu artık, ne yapabilir. Bundan sonra ne yapacağım?” diye bağırdı Özgür. Suratı kızarmıştı. Elleri titriyor, hızlı hızlı nefes alıp veriyordu.
“Düşünüyorum.” diye bağırdı Mürit.
“Burada kalamam! kapalı yerde kalamam, beni anlıyor musun? daralıyorum. Ben dışarı çıkmak istiyorum.”
Mürit aniden ayağa fırladı ve Özgür’ün tam karşısına geçti.
“Öyle mi? Daralıyor musun? dışarıda sürtmek mi istiyordun? Git sürt o zaman, beni ne diye aradın?” diye bağırdı.
“Senden yardım isteyende kabahat, böyle mi yardım ediyorsun?”
“Benden ne istiyorsun? ne yapmayım istiyorsun söylesene! çok biliyorsan git pisliğini kendin temizle!”
Tuna sigarasını pencereden dışarı atıp onlara yaklaştı ve ortalığı sakinleştirmeye çalıştı.
“Bu şekilde hiçbir şey çözülmeyecek, ikiziniz de sakin olun”
Özgür bu kez ona döndü.
“Nasıl çözülecek? çok bilmiş... Söyle de düzeltelim, sen her haltı çok biliyorsun.” diye bağırdı.
“Onunla düzgün konuş.” diye araya girdi Mürit. Özgür bu ke z de abisine döndü.
“İstediğim gibi konuşurum. Sana mı soracağım...”
Mürit ona bir tokat atmak için elini havaya kaldırdı. Özgür kendisini korumak için ellerini başına siper ederken, Tuna Mürit’in bileğini yakaladı ve engel oldu.
“Saçmalıyorsun Mürit! gel biraz dışarıya çıkalım.” dedi ve onu çekiştirerek odadan çıkardı.
“Pislik! sadece işi düştüğünde beni tanıyor, ne yapsak yaranamıyoruz... Adi pislik! Beğenmiyorsan defol git, ne halin varsa gör.” diye söyleniyordu mürtü, kardeşinin onu duyması için bağırarak.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Ölüler ve Diriler (Bölüm 1/I)

Ölüler ve Diriler (Bölüm 5/I)

Ölüler ve Diriler (Bölüm 7/I)