Ölüler ve Diriler (Bölüm 15/II)
Birkaç dakikadır Tuna’nın evinin önünde bekliyordu. Tuna evde değildi, telefonunu da açmıyordu. Büyük ihtimal hala emniyetteydi. Burada durup beklemenin zaman kaybı olacağına karar verdi ve oradan ayrıldı. Emniyete gidemezdi, bu yüzden evine dönmeye karar verdi. En azından Tuna onun telefonlarına geri dönene kadar haberlere bakabilirdi. Yeni kurbanla ilgili bilgileri çok merak ediyordu. Bunun da diğerleri gibi bir cinayet olduğuna emindi. Olay yerinde yangını söndürmeye ve kendisini mermilerden korumaya çalıştığından, cesede dikkatli bakamamıştı. Tek görebildiği şey cesedin siyah olduğuydu. En son sorguladıkları dövmeli adam onlara, o gece bir siyahın öleceğini söylemişti. Dediği gibi olmuştu. O gece bir siyah ölmüştü. Bir de Yetkin'in cesetleri gömerken mezarlıkta gördüğü kişi vardı. Bir mezarlıktan bir uzuv çalmıştı. Yeni eser için hazırlık. Her şey yavaş yavaş ortaya çıkıyordu, katile yaklaşmaya çok az kalmıştı. Ama Mürit’in görevden uzaklaştırılması, bu süreci uzatabilirdi. Belki de uzatmayacaktı, her şey hızla ilerleyecekti ama Mürit’in bunların hiçbirinden haberi olmayacaktı. Bir de cesetleri yerleştirildiğini düşündükleri şahıs vardı. O gencin sorguda ne anlattığını bilmiyordu ama gerçekten cesetleri yerleştiren kişi o ise ortada başka bir yardımcı daha vardı. Yeni kurban ortaya çıktığında o genç göz altındaydı. Elbette cesedin bulunduğu yere tam olarak ne zaman bırakıldığını, onu bırakan kişi dışında kimse bilmiyordu. Belki de daha önce bırakılmıştı ama kimse fak etmemişti. Her ne ise... Mürit bunu yapanların birden fazla kişi olduklarını düşünüyordu. Birden fazla canavar. Özgür’ün ona depodaki dövmeli adamlarla ilgili anlattıkları da bir türlü aklından çıkmıyordu. Bu işi nasıl halledecekti onu da bilmiyordu. Eğer kardeşi haklıysa, o adamları toplamak ve hapse atmak çok zor olacaktı. Depodaki aletlerin üzerinde yapılan inceleme sonuçlarından henüz haberi yoktu, ama ellerinde hiçbir somut kanıt da yoktu. Buna rağmen onların hakkında şikâyette bulunup göz altına aldırırsa, kanıt olmadığı için serbest kalacaklar ve bu kez dediklerini yapıp hem özgürün hem de Mürit’in işini bitireceklerdi. Güç gösterisi yapmaya gerek yoktu, Mürit o heriflerden korkuyordu. Sonuçta o da bir insandı. Eğer bir gün başına bir şey gelirse diye, bu olayı en azından bir kişiye anlatmalıydı. O kişi de elbette Tuna olacaktı. Televizyonda haber kanallarını gezerken bir kanalda durdu. Dün akşamki olay hakkında bilgi veriliyordu. Hem de görüntülerle. Olay yerinde bir tane bile gazeteci yoktu ama oldukça profesyonel, üstelik olay yerine çok yakın bir mesafeden çekilmiş görüntüler vardı. Her detay görünebiliyordu. Mürit televizyonun sesini açtı ve dikkatle dinlemeye başladı. Seri cinayetlerin devam ettiğinden, uzun bir aradan sonra diğer siyah cesetlerle aynı olan bir ceset daha bulunduğundan bahsediliyordu. Ceset bulunalı henüz bir gün bile olmamıştı. Bu kadar kısa bir sürede, medyaya bu kadar detaylı bilgi verilemezdi. Ayrıca olay yerindeki polislere saldıran siyahlardan da bahsediliyordu. Mürit orada, o peltek gazeteciyi de görmemişti. Bu kadar bilgiyi medyaya kim vermişti? Bu saldırıyı yapan siyahlar kimdi? Yetkin’i kaçıran ya da en azından onun böyle söylediği siyahlarla bir akaları var mıydı? Mürit’in düşüncelerini çalan telefonunun sesi bozdu. Mürit hemen telefona sarıldı, arayan Tuna idi. Heyecanla cevapladı.
“Neden telefonlarımı açmıyorsun? evde de yoktun.”
“Hiç sorma... Şu an burada olmanı isterdim.”
“Ne oldu?”
“Yetkin’i mezarlıya yer göstermeye götürdük. Ona göz kulak olması için yanında bıraktığımız memura saldırmış. Boynunu kırıp şehit etmiş.”
Mürit yerinden fırladı. Salonun içinde volta atıyor, öfkeden burnundan soluyor, yumruğunu sıkıyordu. Vücudunda aniden meydana gelen bu değişimler içinin sıkılmasına neden oldu.
“Ne yapmış?” diyerek, duyduklarını teyit etmeye çalıştı.
“Duydun işte. Adi pislik! Can ona saldırmaya çalıştı. Bu yüzden sorgusuna başka komiserler girdi. Aptal aptal şeyler anlatmış.”
“Ne anlatmış?”
“Siyah giyimli, kırmızı gözlü birini gördüğünü, polise onun saldırdığını falan zırvalamış. Herif resmen bir hayaletten bahsediyor.”
Mürit şimdi anlamaya başladı. Yetkin akıl sağlığının yerinde olmadığı izlenimini yaratmak ve polis cinayetinden yırtmak istiyordu. Bu yüzden böyle aptalca bir bahane üretmişti. Bu adam tam bir ölüm makinası haline gelmişti. Tam bir canavar. Uyuşturucunun yiyip bitirdiği beyni artık hiçbir şeyi ayırt edemiyor, hiçbir şey algılayamıyordu. Ama bir suçtan sıyrılmak için saçma sapan bir bahane üretebiliyordu. Burada bir çelişki vardı.
“Başka ne anlattı?” diye sordu Mürit, buz gibi bir sesle.
“Nezarethanede beraber kaldığı dövmeli adamlarla ilgili bir şeyler anlattı. Onun yanında suçlarını itiraf etmişler falan.”
“Nasıl yani?”
“İçlerinden biri hiçbir şey bulunamayacağını, suçlarını ulu orta işlemeyeceklerini falan söylemiş. Bu bana hiç inandırıcı gelmedi, eğer böyle bir şey olsaydı önceki sorguda bunları da anlatırdı. Şu an kendisini kurtarmak için her şeyi yapabilecek bir konumda. Herkesi ispiyonluyor, iftira da atabilir.”
Mürit camı açıp başını dışarı uzattı ve derin bir nefes aldı. Şimdi tam sırasıydı.
“Hayır, iftira atmıyor, doğruyu söylüyor.” dedi aniden.
“Ne?”
“Müsait bir yere geç, kimse seni dinlemesin. Bu anlattıklarım ikimizin arasında kalacak, şimdilik.”
Bir süre sessizlik oldu, muhtemelen Tuna yer değiştiriyordu. Biraz sonra sesi tekrar duyuldu.
“Ne anlatacaksın? Ne oldu?”
“Özgür’ü görmeye gittim. Bana o adamlarla ilgili bir şeyler anlattı.”
Mürit şu an yok yere şehit olan polis memurunu düşünmekten kardeşine üzülemiyordu bile.
“Ne anlattı?”
“Adamlardan mal alıyormuş. İçlerinden biri onu bir bahaneyle depoya götürmüş. Ona bazı suç aletleri gösterip her şeyi itiraf etmiş. Aletlerin hepsi kanlıymış. Ona bunları gösterdikten sonra ölmesi gerektiğini, aksi halde kendilerine para vermesi gerektiğini söylemiş. Beni de tanıyorlar, benimle ilgili de tehdit etmişler. Ayrıca ona ceset fotoğrafları da göstermişler. O da tüm bunları kimseye anlatamamış, o yüzden durmadan apara peşinde koşuyormuş.”
Yine sessizlik oldu. Mürit, Tuna’nın onu dinlediğine emin olmak için sordu.
“Orada mısın?”
“Evet.” dedi Tuna. Ses tonu daha da donuklaşmıştı. “Emin misin? Yani bunların gerçekten olduğuna... Özgür sana duygu sömürüsü yapıyor da olabilir.”
Mürit öfkelendi.
“Ben neye inanıp neye inanmayacağımı biliyorum Tuna! Onunla yüz yüze konuştum, o anki halini görseydin yalan söylemediğini anlardın.”
“Sadece fikrimi söyledim. Seninle ilgili nasıl tehdit etmiş olabilirler ki?”
“Onu benim evimde benim silahımla öldüreceklerini söylemişler. Eper istedikleri parayı vermezse hem onun hem de benim işimi bitireceklermiş. Özgür çok korkuyor, bunu kimseye anlatmak istemiyor çünkü elinde kanıt yok. Adamalar tutuklanmayacak.”
“Orası belli olmaz. Depodan alınan aletlerin incelmesi tamamlanmış, raporları bekliyoruz ama Özgür’ün bahsettiği konu hakkında bir şey söyleyemem. Kanıtı yoksa, dediğini gibi bu ifadeyi vermesi bir işe yaramaz.”
“Siz ne yaptınız?” diye sordu Mürit, pencerenin yanından ayrılırken. “Dün olay yerine gittiniz mi?”
“Evet. Biz gittiğimizde ortalık karışıktı, senin de orada olduğunu duydum. Hatta cesedi korumaya çalışmışsın. Orada ne işin vardı?”
“Tesadüfen oradan geçiyordum. Medyaya bilgi verdiniz mi? Ya da görüntü...”
“Emniyetten kimse görüntü almamış. Hem medyaya henüz bilgi vermedik. Yayın yasağı yok ama şimdilik detaylı bilgi de yok, ceset otopside.”
“Biraz önce haberlere baktım. Hem olaylarla ilgili görüntü vardı hem de cinayetle ilgili detaylı bilgi. Bunlara nereden ulaştılar?”
“Orada bizden önce sen vardın. Etrafta herhangi bir gazeteci görün mü? ya da kayıt yapan birini?”
“Hayır görmedim, ama bu konuyu araştırın. Birisi her detayı medyaya veriyor. Ya bunu içimizden biri yapıyor ya da yine içimizden biri başka birini bilgilendiriyor.”
“Haklısın. Tamam araştıracağım. Bugün Yetkin’in kaçırıldığını söylediği yere gideceğiz. Yetkin’de hala nezarethanede. Keşke sen de burada olsaydın.”
Mürit dudağını ısırdı. Bunca önemli olayın ortasındayken görevden uzaklaştırılması onun sinirini bozuyordu, öfkeden içi içini yiyordu.
“Başka bir gelişme var mı?” diye sormakla yetindi.
“Evet. Dediğini yapıp ülkedeki siyah katilleri araştırdık. Birkaç kişi bulduk, üçü ceza evinde, ikisi ise firari. Bizim firari olanları bulmamız gerek. Katil onların da peşine düşecektir. Ayrıca ilk iki kurbanın bedeninde bulunan uzuvların hepsinin sahiplerinin kimlikleri tespit edildi. İçleklerinde Müslüman da var Hristiyan da Yahudi de... Yetkin’in cesetlerin pozisyonlarıyla ilgili söylediklerine göre dini bir aşağılama var. Muhtemelen katilin dini inancı yok. Kendisini tüm dinlerden, inançlardan soyutlamış. Bu çok karmaşık, kafamı daha fazla yormak istemiyorum. Bunu katili bulduğumuzda ona sorarız.”
“Kimlikleri tespit edilen kişiler hakkında ne öğrendiniz?”
“Hepsi bazı gruplara üye. Tahmin ettiğim gibi. Katil özellikle üyelerin uzuvlarını kullanıyor. Ama bunu onalar karşı bir hakaret olarak mı yapıyor yoksa onları üstün göstermek için mi onu anlayamadık.”
“Sakın bu konular hakkında Yetkin’e bir şey sormayın! artık o piçe hiçbir bilgi vermeyin, ona danışmayın.”
“Cehennemin dibine kadar yolu var. Yeni gelişmeler olursa seni ararım. Şimdi kapatmam gerek.”
Telefon kapandığında, Mürit tekrar televizyona döndü. Ama fazla odaklanmadı, peltek gazeteciyi arayıp onunla görüşmek istediğini söyledi. Adam hiç düşünmeden kabul etti. Mürit şaşardı ama fazla sorgulamadı. Adam bu buluşmayı muhtemelen Mürit’ten bilgi alacağını düşünerek kabul etmişti, ama aksine, Mürit ondan bilgi alacaktı. Evde biraz oynadıktan sonra buluşma saati geldiğinde, hazırlanıp evden çıktı. Mürit’in buluşma yerini, kendi evine yakın bir yerde bulunan bir kafeyi belirlemişti. Kafeye girdiğinde, gazeteciyi bir masada oturmuş halde buldu. Adam ya dakikti ya da bu buluşmayı fazla önemsiyordu. Buluşma yerine tam vaktinde gelmişti. Avuçlarının arasında bir su bardağı tutuyordu, Mürit beklerken boş kalmamak için önden siparişini vermişti. Mürit adamın yanına yaklaşırken, genç adam başını kaldırdı. Onu görünce sahte bir gülümsemeyle selamladı ama yerinden hiç kımıldamadı. Mürit onun karşısına oturdu, o sırada yanlarına bir garson geldi ve Mürit’in siparişini aldı. Mürit kendisine sade bir kahve sipariş etti. Garson kadın gazeteciye dönüp başka bir şey isteyip istemediğini sordu, adam utangaç bir tavırla su ile idare edebileceğini söyledi. Genç adam oldukça utangaç ve sıkılgan görünüyordu, belki de gergindi ama gerginliğinin sebebinin ne olduğu tam olarak belli değildi. Burada Mürit ile buluşmak mı onu germişti yoksa kendi işiyle veya seri cinayetlerle mi alakalıydı, o da belli değildi. Belki de haberleri görmüştü ve Mürit’in bu konuyla ilgili ona hesap soracağını biliyordu. Şimdiden ona nasıl hesap vereceğini düşünüyordu.
“Nasıl gidiyor?” diye sordu Mürit, yapmacık bir ilgiyle. Genç adam onun bu isteksizliğini anlamış olmalıydı.
“Kendinizi zorlamayın başkomiserim, beni buraya ne için çağırdınız?”
Mürit cevap vereceği sırada garson kadın kahvesini getirip masaya bıraktı Mürit cevap vermek için kadının uzaklaşmasını bekledi. Sonra gazeteciye döndü.
“Sadece konuşmak için.”
“Ne konuşacaksınız?”
“Belli ki medyaya birileri bilgi sızdırıyor. Ya sizin içinizden ya bizim içimizden birileri. Sen medyanın içindesin. Senden istediğim o kişiyi bulman. Bunu kim yapıyorsa onu bul ve bana haber ver.”
Genç adam kaşlarını çattı ve başını yana eğerek, bir süre düşünceli gözlerle ona baktı.
“Beni bunun için mi çağırdınız?” diye sordu.
“Evet, bunun için çağırdım.” dedi Mürit ve sandalyesini masaya iyice yaklaştırıp, ses tonunu alçaltarak devam etti. “Bak, olayın ciddiyetinin farkında değilsin her halde. Davaya yayın yasağı vermiyorlar. Biz medyaya olabildiğince az bilgi vermeye çalışıyoruz ama birileri çok daha fazla bilgi veriyor. Bu olayın detayları ne kadar açıklanırsa, siyahiler o kadar vahşileşiyor, beni anlıyor musun?”
Genç adam başını çevirip gözlerini kaçırdı. Sonra tekrar ona dönüp derin bir nefes aldı ve suyundan bir yudum içti.
“Bakın başkomiserim. Haklısınız ama ben bahsettiğiniz kişinin bizim içimizden biri olacağını sanmıyorum. Sizden birileri detay vermeden biz hiçbir bilgiyi öğrenemeyiz ve yayınlayamayız.”
“Bana bak!” dedi Mürit, ses tonunu sertleştirerek. “Ya bana o kişiyi bulursun ya da bütün suçu senin üzerine yıkarım!”
“Ne? Banu yapamazsınız başkomiserim!”
“Çok güzel yaparım. Gittiğimiz her olay yerine sen vardın, hiçbir gazetecinin haberi yokken tüm olaylardan senin haberin oluyordu. Belki de bunu yapan kişi sensin, bunu nereden bileceğim?”
“İstediğiniz araştırmayı yapabilirsiniz başkomiserim. Benim bu olayla hiçbir ilgim olmadığını siz de görürsünüz.”
“O zaman istediğimi yapacaksın, bunu yapan kim ise onu bulacaksın, anladın mı?”
Mürit masadan kalktığı sırada genç adam onu durdurdu.
“Bir dakika başkomiserim. Sizin görevden uzaklaştırıldığınızı duydum. Doğru mu?”
Mürit şaşkınlıkla ona baktı, bir süre düşündü. Bir şeyler söylemek için dudaklarını araladığı sırada genç adam ekledi. “Bu durumda hiçbir şey için yetkiniz yok, yani benden istediğinizi yapmak zorunda değilim.”
“Sen bunu nereden biliyorsun?” diye sordu Mürit merakla.
“Bir anlaşma yapalım başkomiserim.”
Mürit bunu duyunca masaya tekrar oturmak zorunda kaldı.
“Ne anlaşması?” diye sordu öfkeyle.
“Siz bana benim bilmediğim bilgileri verin ben de bu görüşmeyi unutayım.”
“Unutmak zorunda değilsin, şu an yasa dışı bir şey yapmıyorum. Sadece...”
“Bütün konuşmalarımızı kayda aldım başkomiserim. Beni tehdit ettiniz. İşlemediğim bir suçu üstüme yıkacağınızı söylediniz.” dedi genç adam ve cebinden telefonunu çıkarıp, ekranını Mürit’e doğru çevirdi. Gerçekten de telefon şu an her şeyi kayda alıyordu.
“Bunu yapamazsın! benden izinsiz bir şekilde, üstelik gizlice aldığın bir kayıt hiçbir işine yaramaz.” dedi Mürit, kendinden emin bir şekilde. Ama hiç de kendinden emin değildi. Genç adam eğer isterse o kaydı bir şekilde kullanabilirdi.
“Size anlaşma teklif ediyorum başkomiserim. Siz benim istediklerim yapın ben de hem bu buluşmayı hem de kaydı unutayım.” dedi genç adam gülümseyerek.

Yorumlar
Yorum Gönder