Ölüler ve Diriler (Bölüm 12/I)


Adamlar onu tam olarak aldıkları yere bırakmışlardı. En azından evine bırakmalarını tercih ederdi. Çünkü yorgunluk ve bitkinlikten ayakta duracak durumda değildi. Bu da neydi şimdi? Bu herifler onu nasıl bulmuşlardı? Neden özel olarak onu istemişlerdi? Bunu uzun bir süre düşündükten sonra analdı. İkinci cesedin olay yeri fotoğraflarını isteyen meslektaşına hayır dediği için haberlerde şüpheli olarak fotoğrafı yayınlanmıştı. Muhtemelen eski mesleğinden de bahsedilmişti ve adamlar onu bu şekilde bulmuşlardı. Başındaki bela sayısı üçe çıkmıştı. Aklı hem ortadan kaldırdığı cesetlerde hem ondan haber bekleyen polislerde hem de ne halt ettikleri anlaşılmayan siyahi heriflerdeydi. Hangi biriyle uğraşacağını şaşırmıştı. Kafası bu kadar çok sorunu kaldırmıyordu. Evine girmeden önce bir dönerciye girmiş ve kendisine bir döner ısmarlamıştı. Eve kadar dayanamayacağından dolayı dönerini orada yemişti. En azıdan onu kaçıranlar parasını almamışlardı. Dertleri para değildi. Onu gören günlerce aç kaldığını, parayı bulur bulmaz da yemeklere yumulduğunu sanırdı. Bir bakıma öyleydi, en son dün öğle saatlerinde yemek yemiş olsa da şu an en son ne zaman yemek yediğini hatırlamıyordu. Zaten iri bir cüssesi vardı, bu yüzden doymak bilmiyordu. Ayranının kalanını da kafasına diktikten sonra bıyıklarına bulaşan kalıntıları elinin tersiyle sildi ve hesabı ödeyip oradan ayrıldı. İnsanların ona tuhaf bakışlarını umursamıyordu ya da farkında değildi. Aslında yemek yemesi dışında pek de dikkat çekici bir özelliği yoktu. İnsanlar onu haberlerde görmüştü ve onu tanıyanlar, suçlu olduğunu düşündüklerinden dolayı bakıyorlardı. Bu bakışlar aşağılayıcı bakışlardı. Evine doğru yürürken pantolonunun cebinden adamların ona verdikleri kağıdı çıkarıp, boş gözlerle kağıtta yazanlara baktı. Onlarla her buluşmaları farklı adreslerde olacaktı. Ayrıca her buluşmada bir sonraki buluşmanın yerini bildireceklerdi. Yetkin’i hiçbir önlem almadan kendi mekanlarına götürürken, diğer yandan bu kadar önem almaları garipti. Muhtemelen Yetkin’in dikkatsiz davranarak peşine birileri takacağından ve mekanlarının ortaya çıkacağından koruyorlardı. Ona ilk buluşma için sadece iki gün vermişlerdi. İki gün içinde katille ilgili bir şeyler bulup onlara götürmesi gerekiyordu. Ama zaten katille ilgili bir şeyler biliyordu. Onu mezarlıkta görmüştü. Ayrıca Yetkin’e göz dağı vermek için açık olan bagaj kapısını kapatmıştı. Belki parmak izi bırakmış olabilirdi. Sonra bu düşünceden hemen vazgeçti. Bunca vahşi suçu işleyip yakalanmayacak kadar tertipli bir katil bu hatayı yapmazdı. Ama biri yapmıştı. Richard Ramirez, tüm suçlarını gayet tertipli ve dikkatli bir şekilde işlemişti. Üstelik onun suçlarını işlediği dönemde DNA teknolojisi henüz gelişmemiş olduğundan, sabıka kaydı olmasına rağmen tecavüz ettiği kurbanlarından alınan vücut sıvılarından bile yakalanamamıştı. Onu ele veren şey çaldığı bir aracın aynasında yanlışlıkla parmak izini bırakması ve bunu düşünememesi olmuştu. Bu hatayı profesyonel bir suçlu yaptıysa başka bir profesyonel suçlu da yapabilirdi. Yetkin’in hatırladığı diğer şey ise bagajının hala kanlı olduğu ve çamurlu kazma ile küreğinin hala orada durduğuydu. Etrafta insanlar dolaşıyordu ama aracının bagajını temizleyen biri kimsenin dikkatini çekmezdi. Evinden temizlik için bir kova su ve bir temizlik bezi aldı. Aracının bagajını özensizce temizlemeye başladı. Yaptığı işi beğenmedi ve temizliğe en baştan başladı. Bu kez beğenmişti, bagajda gözle görünür hiçbir kir kalmamıştı. Geriye kazma ile küreği kalıyordu. Bunun için de aklına bir fikir geldi. Üzerindeki montunu kullanarak saplarını iyice silip, tüm parmak izlerini temizledi. Sonra onları sokağın diğer ucundaki çöp konteynırının yanına bıraktı. Etrafına bakındı, kimsenin onunla ilgilenmediğini görünce rahatladı.
Bunlar sağa sağlam ve yeniydi. Bunları almak isteyen biri mutlaka çıkacaktı. Şimdi tek istediği yatağına girip uyumaktı. Ertesi gün uyandığında yine öğlen olmuştu. Telefonuna baktığında kızından iki, kayıtlı olmayan bir numaradan da bir tane cevapsız arama gördü. Önce kayıtlı olmayan numarayı aramaya karar verdi. Telefona, genç olduğu anlaşılan bir erkek sesi çıktı. Arkadan da bir sürü telsiz sesleri geliyordu.
“Buyurun.” dedi Yetkin, uyuşuk sesle. Telefonun arkasındaki ses son derece dinçti.
“Yetkin KIR ile mi görüşüyorum?”
“Ta kendisi. Sen kimsin?”
“Ben semt karakolundan polis memuru Ali. Kızınız iki kişi hakkında kayıp ihbarında bulunmuş, ifadesinde sizin de adınız geçiyor. Bugün içerisinde karakola gelip ifade vermeniz gerekiyor.”
Yetkin midesinin yandığını hissetti. Bu da nereden çıkmıştı şimdi.
“Haberim var. Aslında, kızımın bahsettiği şeyden haberim var ama olayla hiçbir ilgim yok memur bey.”
Tedirgin edici bir sessizlik oldu, sessizliği bozan ise memurdu.
“Ben size olayla olan ilginizi sormuyorum beyefendi, sadece ifade vermeye gelmeniz gerektiğini söylüyorum.”
“Benden ne diye bahsetmiş?” diye sordu Yetkin öfkeyle. Yatağında doğrulmuş oturuyordu, üzerinde hala bir önceki gün evden çıkarken giydiği kıyafetleri vardı.
“Bu konu halkında bilgi veremem. Eğer bugün ifade vermeye gelmezseniz hakkınızda zorla getirme kararı çıkar. İyi günler.”
Telefon kapandı. Yekin bir süre ekrana baka kaldı. Sonra hemen kızını aradı. O sırada yataktan çıkıp mutfağa girdi ve buz dolabını açıp bir bira kurusu aldı. Kutuyu tezgahın üzerine koyup tek eliyle açarken, telefonda Banu’nun ses duyuldu.
“Alo...”
“Beni karakoldan çağırıyorlar, anne ve şu it herifle ilgili.”
“Ne olmuş?”
“Neden? Onlara ne söyledin?”
“Sadece olanları baba, ne olduysa onu söyledim. Git ve ifadeni ver.”
“Tamam ama neden, beden mi şüpheleniyorsun?”
“Senden ne için şüphelenmem gerekiyor baba? Sadece onları en son gören kişinin sen olduğunu söylemdim, hepsi bu.”
Yetkin bira kutusunu kafasına dikti ve büyük bir yudum aldı. Sonra geğirdi ve devam etti.
“Nereden biliyorsun? Buradan çıktıktan sonra onları yüzlerce insan görmüş olabilir, hangisinin en son gördüğünü nereden bileceksin.”
Yetkin kendini koltuğa bıraktığında, kızının derin bir iç çektiğini duydu.
“Yine mi içiyorsun baba?”
“Eğer beni bir daha annen ya da o piç için rahatsız edersen seni evlatlıktan reddederim.”
Yetkin telefonu kızının yüzüne kapattı ve telefonu kenara koydu. Sonra kumandayı aldı, televizyonu açıp haberlere göz attı. Aynı anda birasını yudumlamaya devam ediyordu. Haber kanallarının hepsi aynı şeyleri gösteriyordu. Siyahilerin olayları ve eylemleri. Olaylar çıktığından beri üçü polis olmak üzere, toplam yirmi kişi yaralamıştı. Siyahlar ellerindeki sopalarla araçların ve iş yerlerinin camlarını parçalıyor, onlara karşı koymaya çalışan iş yeri sahiplerine saldırıyor, müdahale etmeye çalışan polislere direniyorlardı. Tomalar tazyikli suyla, çevik kuvvet polisleri coplarla ve biber gazlarıyla onları dağıtmaya, motosikletli polisler ise yakaladıklarını göz altına almaya çalışıyordu. Dikkat çeken bazı görüntüler de vardı. Birinde iki tane siyah bir polisi yerde tekmeleyerek dövüyor, başka bir polis de arkadaşını onların eklinden kurtarmaya çalışıyordu. Başka bir görüntüde ise yine bir siyah, bir polis yere yatırıp başını bacaklarının arasına almış onu bir yandan boğmaya, bir yandan da başındaki kaskını çıkarmaya çalışıyordu. Polis yerde çırpınıp adamın elinden kurtulmaya çalışırken, onu boğmaya çalışan adamın sırtına cop darbeleri iniyordu. Bu herifler tüm talimatlara ölümüne uyan birer zombiye, hatta robota dönüşmüşlerdi. Hiçbir şey onları durduramıyordu. Yedikleri onca dayağa ve biber gazına rağmen güçleri hiç tükenmiyor, hiç etkilenmiyorlardı. Yetkin tüm bu adamları kontrol eden ve onları yöneten birileri olduğuna emindi. Bütün bunları kendi istekleriyle yapmıyorlardı, birilerinin emriyle yapıyorlardı.
Sanki düşmana karşı ülkelerini korumaya çalışan askerler gibiydiler. Hiçbir şey onları kokutmuyor, durdurmuyordu. Şimdiye kadar hiçbir haber kanalında faklı şehirlerde bu tür eylemler ya da saldırılar yapıldığına dair bir haber görememişti. Tüm bu olaylar yalnızca burada, İstanbul’da oluyordu. Siyahların vahşice öldürülüp aşağılandığı şehirde. Bunun anlamı tam olarak buydu. Katilin bu şehirde olduğunu biliyorlardı. Ama bütün bunları yaparak ellerine ne geçecekti? Bu olaylardan dolayı polis bir türlü bulamadığı ya da bulmaya bile yaklaşamadığı katili eliyle koymuş gibi bulmayacaktı. Ya da bu olayları sonlandırmaları için yetkililer onlara birtakım vaatlerde bulunmayacaktı. Ya da katil bu olaylardan korkup, cinayetlerini sonlandırıp ortaya çıkmayacaktı. Siyahların şu an yaptıkları şey yalnızca araç sahiplerine ve esnafa zarar vermekti. Hiçbir suçu olmayan sıradan insanlara, hepsi bu. Yetkin, bu adamların göz dağı vermeye çalıştıkları kişi ya da kişiler her kim ise bu heriflerden zerre kadar korkmadıklarına, hatta onlara karşı çok daha büyük bir plan hazırladıklarına emindi. Bu işin sonu nereye varacaktı belli değildi. Birasının kalanını lıkır lıkır içip bitirdi. Sonra tuvalete gidip işedi ve yine ellerini yıkamadan çıkıp telefonunu ve anahtarlarını, bir de sigara paketini alıp evden çıkıt. Üzerini değiştirmek aklına bile gelmemişti. Düzenli, temiz ve tertipli olmak onu yoruyordu, kendine bakım yapmaya üşeniyordu. Üşenmediği tek şey işlediği cinayetlerin ardından yaptığı temizlikti. O temizlikleri yapmasa yakalanıp hapse girebilirdi ama bakımlı olmadığı için kimse onu hapse atamazdı. Bir sigara yaktı ve aracına doğru ilerledi. Aracının yanına vardığında, ön camın sileceğinin arasına bir kağıt daha buldu. Bıkkın bir şekilde kağıdı çekip aldı ve üzerinde yazanları okudu. Aynı anda sigarasından derin nefesler çekiyordu.
‘Bu gece ilk karşılaştığımız yere gel.’
Yetkin gözlerini devirdi. Bu kişi her kim ise onun peşini bırakmaya hiç niyeti yoktu. Bir de liseli aşıklar gibi onunla bir buluşma ayarlayıp not yazmıştı. Yetkin’ni aklına bir fikir geldi. Onunla buluşabilir, onun hakkında bir şeyler öğrene bilir ve onu kaçıran siyahilere verebilirdi. Sonunda onlara verecek bir şeyleri olacaktı. Bu bilgileri polisle paylaşamazdı. O da Yetkin’in o mezarlığa ceset gömdüğünü söylerdi. Ama siyahlara söylemesi bir anlam ifade etmezdi. Ama ya ederse? Ya bu kez de siyahlar ona şantaj yapıp onu ellerinde oyuncak yaparsa. Onlara bilgi vermezse de başına çok kötü şeyler gelecekti, adamlar onun balına bela olacaktı. Yetkin yarıya bile gelmemiş olan sigarasını yere atıp, sert bir şekilde üzerine bastı. Şu an tam bir çıkmazda kalmıştı. Hangi yöne dönerse önü kapalıydı. Resmen kapana kısılmıştı. Bu durumdan nasıl kurtulacaktı bilmiyordu, aklına hiçbir şey gelmiyordu. Sıkıntıyla alnını sıvazladı. Ona not bırakan adama küfürler yağdırarak aracına bindi ve bir kırtasiyeye sürdü. Bir koli bandı ve beyaz tebeşir alıp, aracını tenha bir ara sokağa sürdü. Araçtan inip etrafa bakındı. Onu kimsenin görmediğine emin olunca işe koyuldu. Kutudan bir tebeşir çıkarıp, yerde ezerek toz haline getirdi. Sonra bagajın kapağını açtı ve tebeşir tozlarını tutam tutam alıp, kilit kısmına yakın olan tüm bölgeye serpti. Fazla tozu üfleyerek koli bandından büyü parçalar kopardı ve tebeşir tozlarının üzerine yapıştırdı. Koli bandında çok fazla parmak izi görüyordu ama bunların içinde katile ait bir iz olup olmadığını bilmiyordu. En azından elinde bir kanıt bulunması için bütün izleri aldı. Bozulmamaları için bantların tozlu kısımlarının üzerine aynı uzunlukta bantlar yapıştırdı. Tıpkı olay yeri inceleme ekiplerini yaptığı gibi temiz iş olmuştu. İşini hallettikten sonra bantları dikkatli bir şekilde aracın torpidosuna koydu. Sonra bagajın kapağını kapattı ve montuyla tüm toz kalıntılarını sildi. Yine etrafına bakınarak aracına bindi ve semt karakoluna doğru yola çıktı. Karakola girip ifade vereceği bölüme gitti. Karşısında, henüz çaylak olduğu anlaşılan genç bir polis memuru vardı. Yetkin’in işi memur ile kolay olacaktı. Ama ifadesinin ne kadar geçerli olacağı, söyleyeceği profesyonel yalanlara bağlıydı. Memur ona ilk önce Yeliz ile ilgili sorular sordu. Yetkin kızına anlattıklarını ona da anlattı. Yeliz’in dava ile ilgili konuşmak için onun evine geldiğini, sonra rahatsızlandığını, geceyi onun evinde geçirdiğini, ertesi gün öğle saatlerinde ise AVM’ye gitmek için onun yanından ayrıldığını söyledi. Timur denen zibidi için ise basit bir hikaye uydurdu. Yeliz’e ulaşamayınca onun evine geldiğini, kısa bir görüşme yaptıktan sonra çıkıp gittiğini söyledi. O anda midesine bir taş oturduğunu hissetti. Timur onun evine geldiğinde, elinde telefonuyla video kaydı alıyordu. Ona sorular soruyordu. Sonra telefonu cebine koymuştu ve zorla onun evine girmeye çalışmıştı. Yetkin adamı öldürdükten sonra cebinden telefonunu aldığında, video kaydının hala açık olduğunu ancak cebinde durduğundan dolayı görüntü yerine yalnızca ses aldığını görmüştü. Bu kaydı daha sonra silmek için telefonu bir kenara koymuştu. O an ilgilenmesi gereken tek şey cesetti. Telefonu işlek bir caddedeki, kaldırım kenarına bırakmıştı ama o anki dalgınlıkla videoyu silmeyi unutmuştu. Telefon her şeyi kaydetmişti. Timur ile Yetkin’in tüm konuşmalarını kaydetmişti. Timur’un Yeliz’in cesedini gördüğünde söylediklerini, cesedi ortadan kaldırmak için yardım telifi ettiğini, ona kumpas kurmak için pencereden atlama planını, kapıyı yumruklayarak yardım isteyişini, Yetkin onu öldürürken çıkardıkları sesleri... Her şeyi kaydetmişti. Yetkin’in vücudunu öyle bir acı sarmıştı ki, tıpkı onu kaçıran heriflerin elektro şok verdiklerinde hissettiği gibi bir acıydı. Hayır, daha kötüsü. Tüm bedeni alev alev yanıyordu. Kafasının patlayacağını hissediyordu. Yüzünün kıp kırmızı olduğuna emindi. Böyle bir aptallığı nasıl yapmıştı? Böyle bir hatayı nasıl yapmıştı? O yılların uzmanıydı. O tüm katillerin, tüm suçluların hangi hatalardan yakalandıklarını biliyordu. Bir suç işlendiğinde, suçluyu ortaya çıkaracak olan en ufak detayları biliyordu. En temiz ve en profesyonel bir şekilde suç işleme yöntemlerini biliyordu ama aptal bir insanın bile asla yapmayacağı hataları yapmıştı. O aptalın önde gideniydi. Memur ona en son sorduğu sorunun karşılığını alamayınca durup ona bakmış, onun aniden değişen ruh halini ve tedirginliğini fark etmişti.
“İyi misiniz?” diye sordu memur. Ama Yetkin onu duymuyordu bile. Şu an kafasında dönüp duran tek şey o telefondaki kayıttı. Onu ne zaman ortadan kaybettiğini, o kaldırım kenarına ne zaman bıraktığını hatırlamıyordu. Üstelik hem Yeliz’in hem de Timur’un telefonunda parmak izlerini de bırakmıştı. Yeliz’in telefonundaki izleri belki bir şekilde açıklayabilirdi ama Timur’un telefonundaki izleri hiçbir şekilde açıklayamazdı. Sonuçta eski karısının sevgilisiydi ve adam ortadan yok olmuştu, bunu nasıl açıklayacaktı ki? Yetkin aniden oturduğu yerden kalktı ve koşarak karakoldan çıktı. İfadesini alan memur bir anlık şaşkınlığın ardından hızla masasından fırladı ve bağırarak arkasından koştu.
“Yakalayın... Şüpheli kaçıyor, yakalayın!”
Koridorda bulunan tüm memurlar bir Yetkin’e, bir peşinden koşan memura bakıyorlardı. Bir an neler olduğunu anlayamadılar ama sonra onlar da Yetkin’in peşinden koltuklar. Polisler olayı algılayana kadar Yetkin çoktan aracına binmiş, oradan uzaklaşıyordu. Onlara yakalanmamak için ara sokaklara dalıp izini kaybettirdi. Telefonu bıraktığı yere gidip aracını yolun ortasında bıraktı. Önce yere, kaldırım kenarlarına bıraktı. Elbette yere düşen bir telefon, eğer düzgün bir insanın eline geçmediyse anında ortadan yok olurdu. Sonra oradaki bir kırtasiye dükkanına daldı. Kasada duran adama yaklaştı ve telaşla sordu.
“Burada, kaldırımda telefonumu düşürmüşüm. Gördünüz mü?”
Adam ilk başta şaşkınlıkla ona baktı, Yetkin’in bu tuhaf hali onu ürkütmüş olmalıydı. Sonra dudağını bükerek cevapladı.
“Evet. Geçen gün bir telefon bulduk, ama onu polise verdim.”
Yetkin gözlerini kocaman açtı. Boncuk boncuk terliyor, öfkeden burnundan soluyordu.
“Neden?” diye sordu dişlerini sıkarak.
“Çünkü...”
Adamın sözünü, orada çalıştığı anlaşılan bir çocuk kesti.
“Abi... Bu o... Bu o adam...”
Adam önce çocuğa sonra Yetkin’e baktı ve ağır oturduğu yerden kalktı. Bu kez Yetkin’e daha dikkatli bir şekilde bakıyordu. Yetkin, adam ile çocuğun telefondaki videoyu izlediklerini ve onu tanıdıklarını anladı.
“Lanet herifler! Aptal pislikler...” diye bağırdı Yetkin ve oradan kaçmak için arkasın döndü. O dışarı çıktığında, adam ile yanındaki çocuk da peşinden koşarak bağırıyordu.
“Yakalayın! Tutun, yakalayın...”
Çevredeki esnaf onun bir hırsız olduğunu düşünmüş olacaklar ki, hepsi koşarak iş yerlerinden çıktılar ve Yetkin’i yakalayıp yere yapıştırdılar. Önce bir güzel patakladılar. Kırtasiye sahibi olan adam polisi aramak için telefonuna sarıldığı sırada, caddenin aşağısından siren çalarak gelen bir polis aracı göründü. Araç, caddedeki kalabalığı görünce durdu ve içinden iki memur indi. Neler olduğunu anlamaları fazla uzun sürmedi. Yetkin’i kalabalığın elinden kurtarıp kenara çektiler. Karakoldan bir şüphelinin kaçtığına dair ihbar almış olacaklar ki, Yetkin’e ilk önce ismini sordular. Yetkin çaresizce adını söyledi. Memurlar kaçan kişinin o olduğunu öğrenince, onu yaka paça göz altına aldılar ve tekrar karakola götürmek için ekip aracına bindirdiler. Yetkin, en azından o acımasız heriflerden daha fazla dayak yemekten kurtulduğu için rahatlamıştı.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Ölüler ve Diriler (Bölüm 1/I)

Ölüler ve Diriler (Bölüm 5/I)

Ölüler ve Diriler (Bölüm 7/I)