Ölüler ve Diriler (Bölüm 11/II)
Saatlerdir yatağın yanında, yerde öylece yatıyordu. Biraz sonra kapı çaldı ama yerinden bile kımıldamadı. Gözlerini tek noktaya sabitlemişti. Kapı çalmaya devam ediyordu. Tuna’nın gelmiş olabileceğini düşündü. İşe gitmemişti, telefonunu kırdığından dolayı ona ulaşmamıştı ve evine gelmişti. Onu daha fazla meraklandırmamak için, uzandığı yerden kalkıp, ağır ağır kapıya doğru ilerledi. Delikten bakmadan kapıyı açtı. Tuna’nın geldiğini görünce hiçbir şey söylemeden arkasını dönüp salona gitti. Koltuklardan birine yan pozisyonda uzanıp kollarını bağladı, bacaklarını karnına doğru çekti ve gözlerini kapattı. Tuna da içeri girip, telaşla onun peşinden geldi.
“Mürit, bu halin ne? Defalarca aradım, telefonun kapalıydı.”
Mürit cevap vermedi. Onu bu kadar öfkelendiren şey beylik tabancasını ya da polis kimliğini çaldırması değildi, hatta onlar umurunda bile değildi. Onun bu hale gelmesine neden olan, onu öfkelendiren şey o kadına inanmak ve onun tarafından tekrar kandırılmaktı. Bunu gururuna yediremiyordu. Ona inanmıştı. Onunla aynı yatağa girmiş, sevişmiş, ona güvenmiş, hatta onun yanında uyumuştu. Ama karışığı koca hiçti. Ne için? Erkeklerle fingirdeştiği bir geceyi mahvettiği için. O kaltağa inandığı, ona karşı koymadığı için kendisine daha çok öfkeliydi. O kadına nasıl inanmıştı, bu hatayı nasıl yapmıştı hala inanamıyordu. Tuna onun karşındaki koltuğa oturmuş, sorgulayan gözlerle ona bakıyordu. Onun ne kadar kötü bir halde olduğunu anlayınca bu kez daha sakin konuşmaya karar verdi.
“Bana ne olduğunu anlatır mısın? Belki sana yardım edebilirim.”
Mürt, daha fazla naz yapmanın bir anlamı olmadığına karar verdi ve konuşmaya başladı.
“Dün gece Gamze buradaydı.” dedi kısık sesle.
“Barıştınız mı, onu evine mi aldın?” diye sordu Tuna, gözlerini kocaman açarak. Onun bu yaptığına Tuna bile şaşırmıştı, o böyle bir hata yapacak adam değildi ama yapmıştı, sonuçta o da bir insandı.
“Onunla yattık.”
“Tamam. Peki neden bekaretini kaybetmiş kız gibi görünüyorsun, bir şey mi oldu?”
Mürit yutkundu. Bunu ona nasıl söyleyeceğini bilmiyordu. Gamze’nin, onun silahını ve polis kimliğini aldığını nasıl söyleyecekti. Bu bilgi üstlerine gittiğinde, emniyette duyulduğuna insanların yüzüne nasıl bakacaktı? Amirine, en önemlisi de müdürüne nasıl hesap verecekti? Sonuçta Gamze artık bir fahişeydi. Herkes onun arkasından konuşacaktı.
Başkomiser Mürit evine bir fahişe almış, silahını ve polis kimliğini çaldırmış. Fahişe. Bir fahişeye nasıl güvenip evine alır? Aptal adam! Bir de başkomiser olacak...
Bu durum onu rezil edecekti, yerin dibine girse daha iyiydi. Ama artık yapacak bir şey yoktu. Başına gelecek olan her şeye, arkasından yapılacak her türlü dedikoduya kendisini hazırlaması gerekiyordu.
“Silahımla polis kimliğimi almış, bir de bana not bırakmış. Onun işini mahvettiğim için benden intikamını bu şekilde almış.”
Tuna aniden irkildi.
“Sen ciddi misin? Bunu gerçekten yaptı mı?”
Mürit cevap vermedi. Tuna işin ciddiyetini anlamış olmalıydı ki, hızla oturduğu yerden kalkıp ona yaklaştı ve koluna yapıştı.
“Kalk gidiyoruz, o kaltağa gününü göstereceğiz!”
“Onları yok ettiğini yazmış.”
“Sen de buna inandın mı? Palavra... Evden çıkarken bıraktığı bir notta yazdığı şeyi hemen nasıl gerçekleştirmiş olabilir? Kalk.”
“Eğer peşine düşersem bütün kemiklerimi kırdırırmış.”
Tuna derin bir iç çekti, onun kolunu bırakıp yanına oturdu.
“Senin şu an asıl derdin ne Mürit? Gemze’nin seni kandırması mı yoksa silahını alması mı?”
Mürt yattığı yerden doğruldu ve güçlükle balını kaldırıp, ona bakmaya çalıştı ama utancından yüzüne bile bakamıyordu.
“Bu duyulursa ben biterim. Rezil olacağım!” dedi Mürit, uyuşuk sesle.
“Başkalarını boş ver şimdi, herkes hata yapar. Sen de yaptın ve dersini aldın. Ayrıca bu senin hatan değil ki. O kadın bir kaltak ve kaltaklığını yaptı. Hepsi bu.”
“Nasıl inandım anlamıyorum... Beni nasıl kandırdı, nasıl inandım...”
Tuna ayağa kalktı ve tekrar Mürit’in koluna yapıştı, onu zorla ayağa kaldırırken aynı anda söylendi.
“Oturup ağlamayı bırak, kalk işimizi halledelim.”
Mürit onun haklı olduğuna karar verdi. Başına gelen bu olay yetmez gibi bir de işe geç kalmıştı, amirinden tonal fırça yiyecekti. Bunların hiçbirine hazır değildi. Üzerini giyinip Tuna ile beraber evden çıktılar ve emniyete gittiler. Mürit’in artık bir telefonu da yoktu, kendisine yeni bir telefon alması gerekiyordu, fazladan masraf. Üstelik kardeşinin soyduğu restoranın sahibi olan arkadaşına, kardeşinin borcunu ödeyeceğini söylemişti. Her şey üst üste gelmişti. Dün gece yaşadıklarını onca sıkıntının ardından gelen bir mükafat gibi görmüştü, ama daha büyük bir felaket yaşayacağından haberi yoktu. Artık bunalıyor, daralıyordu. Resmen bir köşeye sıkışmıştı, oradan nasıl çıkacağını, hangi yöne gideceğini bilmiyordu. Oraya tamamen hapsolmuştu. Tüm bu yaşadıkları artık ona ağır gelmeye başlamıştı. Konuşup dertleşecek doğru düzgü birileri de yoktu. Tuna’da onu sadece dinliyor, kendince boş nasihatler veriyordu. Ama onun nasihate ihtiyacı yoktu, onun bir yol göstericiye ihtiyacı vardı. Kendisini her geçen gün biraz daha yalnız hissediyordu. Amirinin ofisine gitmeden önce memurlardan biri gözüne ilişti. Bu genç memurun babasının küçük bir telefon bayisi olduğunu biliyordu, memurla konuşup ona idareten kullanması için ucuz ama kullanışlı bir cep telefonu ayarlamasını söyledi. Memur gün içinde halledeceğini söyledi. Mürit amirinin ofisine doğru ilerlemeye devam etti. Ofisine girdiğinde, amiri bir telefon görüşmesi yapıyordu. Mürit’i görünce kaşlarını çattı ve görüşmesini hızlandırıp telefonu kapattı.
“Nerede kaldın?” diye sordu amiri, buz gibi bir tavırla.
“Şey... Biraz şey oldu...” Mürit sadece geveliyordu, verecek mantıklı bir cevap düşünüyordu ama aklına hiçbir şey gelmiyordu.
“Bu halin ne? Berbat görünüyorsun. Bu aralar kendine hiç bakmıyorsun. Şu yüzündeki yaraların nasıl olduğunu da anlatmadın.”
Mürit elini bilinçsizce yüzüne götürdü. Artık yara bandı kullanmıyor, pansuman yaptırmıyordu. Yaraları kabuk bağlamıştı ama hala tam olarak iyileşmemişti.
“Amirim, benim bir şey söylemem gerek. Ama...”
“Evet.”
“Ben... Polis kimliğimle silahımı çaldırdım.”
Amiri gözlerini kocaman açtı, sonra başını yana eğdi ve anlamış gözlerle bir süre ona baktı. Doğru duyup duymadığını teyit etmek için sordu.
“Ne yaptın?”
“Özür dilerim amirim, bu benim hatam.”
“Elbette senin hatan!” diye bağırdı amiri, elini masaya vurarak. “Böyle bir hatayı nasıl yaparsın, nasıl oldu bu?”
Mürit gözlerini amirinden kaçırdı. Gamze’nin evin kapısına bıraktığı notu parçalamıştı, ama parçalar hala evindeydi. Ondan başka bir kanıtı yoktu. Ama bunu bildirmek zorundaydı, artık Gamze’ye zerre kadar güvenmiyordu. O silahı yok etmemiş olabilirdi. Daha da kötüsü onun başını daha büyük belaya sokmak için onu beraber olduğu adamlardan birine verebilirdi. Öyle bir durumda Mürit kendisini asla ispatlayamazdı. Mürit hala amirinin karşısındaydı. Ellerini önünde birleştirmiş, öğretmeninden azar işiten bir ilk okul öğrencisi gibi ürkekçe duruyordu.
“Özür dilerim amirim, hemen gidip tutanak tutturacağım.”
“Nasıl oldu bu, nerede çaldırdın?” diye sordu amiri, sakin kalmaya çalışarak.
“Şey... Dün gece biriyle beraberdim.”
Amiri bu kez öfkeden alt dudağını ısırdı.
“Kız arkadaş mı fahişe mi?”
“Bir fahişeydi.” dedi Mürit hiç düşünmeden. “Bir de bana not bırakmış, onu parçaladım ama parçalar hala evimde duruyor. Onları getirip dosyama eklerim.”
“Bu işi hemen bugün hallet. Ben de müdürle görüşeceğim. Muhtemelen disiplin cezası alırsın.”
“Ama amirim, bu bilerek yaptığım...”
“Uzatma! Sonuç olarak sahip çıkamadın, bu senin ihmalin.”
Mürit itiraz etmeyi sürdürdü.
“Amirim, elimizde önemli bir dava var. Şimdi cezanın sırası mı?”
“Buna hakim karar verir.”
“Siz uğraşırsanız bir şeyler yapabilirsiniz.”
“Ama uğraşmayacağım, git işlerini toparlamaya başla.” dedi amiri, itiraz kabul etmediğini belirten bir tavırla. Mürit bir süre amirine bakarak öylece bekledi. Amiri masanın üzerindeki dosyaları kurcalamaya başlarken, ona kaçamak bir bakış attı ve onunla ilgilenmediğini anlaması içi tekrar dosyalara döndü. Mürit, amirinin onun için hiçbir şey yapmayacağını anlayınca öfkeyle arkasını dönüp ofisten çıktı. Amiri onun için bir şeyler yapabilirdi, ellerinde bu kadar büyük bir dava varken onu cezadan kurtarabilirdi. Ayrıca bir sürü borcu vardı, onları nasıl ödeyecekti? Tutanağı tutturup yazılı ifadesini verdi. Her detayı anlatmıştı. Memur onun anlattıklarını yazarken, bir yandan da dik dik ona bakmıştı. Yüz ifadesinden Mürit kınadığı anlaşılıyordu. Önemli değildi, herkes kınadığını yaşayacaktı. Ofisine girdiğinde, Tuna onun halinden durumun hiç de iyi olmadığını anlamış olmalıydı. Tuna’nın onun için yapabileceği hiçbir şey yoktu. Ama Mürit’in vardı. Silahını ve kimliğini geri alamasa da o kaltağa gününü gösterecekti, ona bu yaptığının bedelini ödetecekti. Ama şimdi işine odaklanmalı, mahkemeden çıkacak olan karara kadar yapabildiği kadar çok iş yapmalıydı. Masasının üzerindeki sabit telefondan Yetkin’i aradı, o sırada ofisin kapısı açıldı ve içeri Can girdi. Heyecanlı bir şekilde elindeki dosyayı sallayarak Mürit’in masasına doğru ilerliyordu, ama Mürit onu umursamadı. Telefon uzun uzun çaldı ama açan olmadı. Mürit içinden küfürler savurdu ve ahizeyi sert bir şekilde yerine bıraktı. Sonra paketinin içinden bir sigara alıp yaktı ve derin bir nefes aldı.
“Ne zaman gidiyoruz başkomiserim?” diye sordu Can, onun masasının üzerine bıraktığı dosyayı göstererek. Mürit ona kaçamak bir bakış atıp dosyayı açtı ve karıştırmaya başladı, şu an kafası darmadağınıktı, bu yüzden dosyada yazılanları okumakla uğraşamadı.
“Ne bu?” diye sordu dumanı geri verirken.
“Senin bahsettiğin depo için arama emri, ayrıca orada bulunan şahıslar için de göz altı kararı.”
Mürit heyecanlandı, az kalsın sigarasını dosyanın üzerine düşürecekti. Bu karar kafasındaki tüm düşünceleri anında dağıtmış, dikkatini başka bir yöne çevirmişti.
“Hemen şimdi.” dedi ayağa kalkarken, ama bir sorun vardı. Mürit’in silahı ve polis kimliği yoktu. Oraya nasıl gidecekti? Amiriyle görüşüp, geçici olarak bir tabanca almak için izin istedi. Bir form doldurup, kendi beylik tabancasına benzer küçük bir tabanca aldı. Bu onu şimdilik idare ederdi. Tüm ekip küçük bir toplantı yaptılar ve yanlarında birkaç üniformalı memurla beraber, sivil ve resmi araçlarla depoya doğ ru yola koyuldular. Kardeşini, restoranı soyduğundan beri hiç görmemişti. Nerede ne halt ettiğini bilmiyordu. Depoya bir daha gider miydi, o adamlarla görüşür müydü bilmiyordu ama büyük ihtimalle gitmişti. Çünkü o adamlarla bağlantıları vardı. Depoya vardıklarında, Mürit heyecandan yerinde duramıyordu. Buradaki herifler Tuna ile ona, bir sonraki sefere yanlarına emniyetten adam toplayarak gelmelerini söylemişti. İstedikleri olmuştu, Mürit ile Tuna’nın yanında emniyetten bir sürü adam, ellerinde ise gerekli tüm izinleri vardı. Şu an ekipteki tek başkomiser Mürit’ti. Bu yüzden mekana ilk giren kişi olma şerefine nail olacaktı. Araçlar binanın önünde durduğunda Mürit hızla araçtan indi ve kapıya yaklaştı. Diğer adamlar da onun peşinden geliyordu. Mürit kapıyı tekmeleyerek açıp içeri dalmak yerine, daha nazik davranmayı tercih etti. Kapıyı çaldı ve açılmasını bekledi. Kapı açıldığında karşısına ilk çıkan adam, onu pataklamaları için diğerlerine emir veren adamdı. Adam onu görür görmez sırıttı, dışarıdaki diğer polisleri henüz görmemişti.
“Sen ne kadar arsız bir it çıktın be...”
Mürit’de ona gülümsedi ve elindeki dosyaları kaldırıp, adamın burnunun dibine soktu.
“Bu mekanınızı aramamız ve buradaki herkesi göz altına almamız için gereken belgeler.” Sonra dosyaları indirdi ve başıyla yanındaki adamları işaret ederek ekledi. “Bunlar da bana yardımcı olacak olan polisler. Adamlarından biri bir sonraki sefere yanıma başka adamlar da toplayıp gelmemi söylemişti.”
Mürit adamın yüzünün her ifadesini dikkatle ve keyifle izliyordu. Adam dosyaları görünce yüzündeki gülümseme ağır ağır kayboldu, başını dışarı uzatıp diğer polisleri gördüğünde ise kaşları çatıldı ve suratı büzüldü. Öfkelendiği her halinden anlaşılıyordu. Bu öfkenin nedeni mekanını polislerin basması mıydı yoksa buradan pataklayıp gönderdikleri bir herifin, mesleği sayesinde onu alt etmesi miydi belli değildi. Mürit elinin tersiyle adamı kenara itip içeri girdi. Diğer polisler de onun hemen arkasında girdiler ve etrafa dağıldılar.
“Ne oluyor böyle? Biz ne yapmışsız? Bizi kim şikayet etti?” diye söyleniyordu adam polisleri seyrederken, ama kimse onu duymuyordu. Biraz sonra arka tarafta bulunan ve ofis olarak kullanılan odadan başka adamlar da çıktı ve üniformalı memurlar, mekandaki herkesi yaka paça göz altına aldı. Diğer polisler de etrafı dikkatle inceliyor, bir şeyler bulmaya çalışıyorlardı ama bu katta, ofisten başka bakılacak hiçbir şey yoktu. Ortam bomboştu. İki polis ofise girerken bazıları bodruma indi, bazıları ise üst katlara çıktılar. Onlara kapıyı açan adamın bileklerine kelepçe takılırken, adam Mürit’e öfke dolu gözlerle bakıyordu. Gider ayak onu tehdit etmeyi de ihmal etmedi. Üstelik bu tehdide buradaki herkes şahit olmuştu.
“Çok büyük bir hata yaptın... Bunun bedeli çok ağır olacak!” Onu kelepçeleyen memur, koluna girip çekiştirerek oradan çıkardı. Mekandaki bütün dövmeli yaratıklar kelepçelenip emniyete doğru yola çıktıklarında, Mürit arama yapan polislerle baş başa kalmıştı. Şimdilik önemli bir şey bulan kimse olmamıştı. Mürit alt kata, bodruma indi. Burası da zemin kat gibi oldukça büyük bir mekandı, ama oradan çok daha farklıydı. Tavanda ortamı aydınlatan bir sürü floresan lambalar, etrafta kocaman borular, değişik makinalar, çeşitli bıçaklar, testereler ve bunun gibi tuhaf şeyler vardı. Bir çeşit tamirhaneyi andırıyordu ama burada makina ya da araba tamir etmedikleri kesindi. Polislerden biri ona yaklaştı.
“Başkomiserim, bence buraya bir olay yeri inceleme istesek iyi olur.”
“Neden? Ne buldunuz?” diye sordu Mürit heyecanla.
Polis işaret parmağıyla bir alet gösterdi.
“Şu makina biraz tuhaf, daha önce böyle bir şey görmedim. Üzerindeki bıçakta sanki kırmızı lekeler var gibi.”
Mürit oraya doğru ilerlerken polis de onun peşinden geliyor, aynı anda konuşmayı sürdürüyordu.
“Şu yol kenarlarında bulunan cesetlerin uzuvlarının düz bir bıçakla kesildiklerini duymuştum. Ne bileyim, ilgimi çekti. Özel bir tasarıma benziyor.”
Mürit makinayı dikkatle inceledi. Bu makina, sanki birçok farklı parçadan birleştirilmiş gibi görünüyordu. Bir kısmında elektrikli testerelerde bulunan motor, bir kısmında pala ya da satır gibi bir kesici aletin kulpu gibi bir kulp vardı. Ucunda ise Mürit’in daha önce hiç görmediği bir tarzdan bıçak vardı. Kılıç kadar uzun, satır kadar kalındı. Asıl ilginç olan şey, bıçağın keskin olan kısmının yarım daire şeklinde içe girintili olmasıydı. Bu tür bir bıçakla bir şeyleri nasıl kesebilirdiniz ki? Mürit bu bıçakla bir insanın uzuvlarının kesildiğini hayal etti. Bu epey zor olurdu. O insanı bir yere yatırmak, ama uzuvlarını boşlukta bırakmak gerekiyordu. Ya da bir yere sabitlemek ve... Mürit tüm düşüncelerini dağıttı. Bu tür bir bıçakla herhangi bir şeyi kesmenin hiçbir mantıklı yolu yoktu. En iyisi buraya bir olay yeri inceleme ekibi istemekti. Ellerinde eldiven olmadığından hiçbir şeye dokunamadı. Ama diğerlerinin ellerinde mavi lateksi eldivenler olduğundan, etrafı rahatlıkla inceliyorlardı.
“Tamam, bir olay yeri inceleme ekibi iste.” dedi Mürit ve üst kata çıkmak için merdivenlere yöneldi. O sırada polislerden birinin bağırdığını duydu.
“Çık dışarı, çık çık...”
Mürit arkasını döndüğünde gözlerine inanamadı. Bir polis, makinalardan birinin arkasında yakaladığı birini dışarı çıkarmaya çalışıyordu. Bu Özgür’dü. Mürit gözlerini kocaman açtı ve ağır ağır oraya doğru ilerledi. Özgür onu görünce korkudan dili tutuldu. Hiçbir şey söyleyemedi. Mürit’in ona burayı yasaklamasına rağmen buradaki adamlarla görüşmeye, hatta buraya gelmeye devam etmişti. Başını belaya sokmaya devam etmişti. Onu çalışması için yerleştirildiği iş yerini soymuştu. Mürit’in ona neler yapacağını biliyordu. Polislerin arama yaptığı bir yerde saklanmış, ama yakalanmıştı. Bunların hangisinden korktu tam olarak anlaşılmıyordu ama Özgür korkudan titriyordu. Öyle ki korkusu gözlerinden okunuyordu. Mürit onun suratına sert bir tokat attı. Bütün polisler bir an durup onlara baktılar. Ama kısa bir bakıştı bu, sonra herkes işlerine geri döndü. Mürit, kardeşini omzundan tutan polise döndü.
“Onu hırsızlık bürosuna götürün.”
Özgür başını kaldırıp abisinin yüzüne bile bakamadı. Onu yakalayan polis onların kardeş olduklarını biliyordu. Mürit’in kardeşine bile acımaması, onu polislerin ellerine vermesi adamı şaşırtmış olmalıydı.

Yorumlar
Yorum Gönder