Ölüler ve Diriler (Bölüm 9/I)
Tüm gününü oturma odasındaki cesetlerin yanında, cinayet belgeselleri seyrederek geçirmişti. Ayrıca gereğinden fazla alkol ve madde almıştı. Bu tür programları ya da filmleri seyrederken, bir gün o katillerden birinin de kendisi olacağı aklının ucundan bile geçmemişti. Her ne kadar uzmanlar, seyredilen ya da okunan şeylerin insanları etkilediğini söyleseler de Yetkin onu etkileyen şeylerin bunlar olduğunu sanmıyordu. Bu tür konularla ilgilenen çok fazla insan vardı ama hiçbiri seri katil olmuyordu. Hatta çoğunun sabıka kaydı bile yoktu. İnsanlar bu tür şeyleri, gizemli konulara olan meraktan dolayı seyrediyorlardı. Yalnızca meraktan. Bir suç işlemeden önce kendisini eğitmek için bu tür şeylere başvuran suçlu sayısı çok azdı. Onu kötü etkileyen ve suça teşvik eden şeyler yalnızca kullandığı maddelerdi. Maddeler onun beynini yiyip bitirmiş, tüm hislerini ve kabiliyetini tüketmişti. Günlerce cesetlerle aynı evde hiç rahatsız olmadan kalması bunun kanıtıydı. O cesetler onu hiç rahatsız etmiyor, korkutmuyordu. Halinden gayet memnundu. Onu korkutan şey yalnızca cesetler bulunursa ve cinayetleri onun işlediği ortaya çıkarsa, ölene kadar hapiste kalacağı düşüncesiydi. Hapse girerse tüm hobilerinden uzak kalırdı. Belgesel veya film izleyemez, ilgilendiği türden kitapları okuyamazdı. Korktuğu şey yalnızca buydu. Saat gecenin on biri olmuştu. Koridoru temizlemişti, etrafta gözle görünür hiçbir kan izi kalmamıştı. Ama salon hala berbat bir haldeydi. Cesetleri nasıl taşıyacağına ve nasıl yok edeceğine çoktan karar vermişti. Onları, aracıyla bir mezarlığa götürecekti. Kimsenin bakmayı akıl edemeyeceği Hristiyan mezarlığına. Orada fazla dikkat çekmezdi. En iyi yol buydu. Ara sıra pencereden dışarı bakıyor, sokaktaki insanların evlerine girmesini, pencerelerdeki ışıkların kapanmasını bekliyordu. Ortalık sakinleşince bu işi daha rahat yapabilecekti. Saat on iki olmuştu. Hafta içiydi ve sabah çoğu insan işe gidecekti, bu yüzden insanlar erkenden yataklarına giriyordu. Sonunda işe koyulmaya karar verdi. İlk olarak üzerini değiştirdi. Üzerine kan bulaşırsa belli olmaması için siyah giysiler giydi. Önce Yeliz’in cesedini taşımaya karar verdi. Bu evde fazladan zaman geçirmişti, ilk terk etmesi gereken oydu. Orta sehpayı bir kenara çekti, sonra halının üzerinde yatan diğer cesedi de kenara çekerek halının üzerini boşalttı ve Yeliz’in cesedini halının tam ortasına yerleştirdi. Bunu yaparken nefes nefese kalmıştı, bir yandan da midesi bulanmıştı. Ceset berbat bir hal almaya başlamıştı. Görüntüsü ve kokusu dayanılmaz, mide bulandırıcıydı. Halıyı cesede tamamen sardıktan sonra güçlükle omuzladı. Bir yardımcısı olsa iyi olurdu. Bu işi tek başına yapmak onu çok fazla zorluyordu. Bir kadının cesedi bile bu kadar ağırsa kim bilir adamın cesedi ne kadar ağırdı... Evden çıkıp merdivenleri ağır ağır inmeye başladı. Alt komşusu olan yaşlı adamın kapısının önünden geçerken adımlarını hızlandırdı. Adamın geç saatte uyuduğunu biliyordu. Onun ayak seslerini duyup, neler olduğunu merak edip kapıya çıkacağını biliyordu. Bu yüzden elinden geldiğince hızlı ve sessiz olmaya çalışıyordu. Apartman kapısının önüne geldiğinde, dairesinin kapısını açık bıraktığını hatırladı. İçinden kendi kendine küfürler savurdu. Yaşlı adam bir şeyler duyduysa eğer yukarı, onun dairesine çıkmadan acele etmeliydi. Sokağın başına park ettiği aracına doğru hızlı adımlarla yürürken bir yandan da etrafa bakınıyor, kimsenin onu görmediğinden emin olmaya çalışıyordu. Bu durum onu öldürecekti. Ayakta durmakta zorlanıyor, sallana sallana yürüyor, hızlı hızlı nefes alıp veriyordu. Başı dönüyor, gözleri kararıyor, stresten dolayı suratı alev alev yanıyordu. Nihayet aracının başına gelmişti. Omzundaki halıyı bırakmadan tek eliyle, ceketinin cebindeki anahtarını bulmaya çalıştı ve buldu. Bagajı açıp halıyı özensizce içine bıraktı ve yine etrafına bakınarak, kapağı sert bir şekilde kapattı. Sonra elinden geldiğince hızlı koşarak, tekrar binaya gitti. Dairesine çıkarken artık bacakları neredeyse tutmuyordu. Kendisini olabildiğince zorlayarak, güçlükle merdivenleri tırmandı. Dairesine girdiğinde, ilk işi içeride birilerinin olup olmadığına bakmak oldu. İçeride kimse yoktu. İhtiyar adam muhtemelen onun sesinin duymamıştı. Belki de duymuştu. Hatta pencereden her şeyi görmüştü. Ama Yetkin’in dün geceki halinden ve tepkisinden dolayı korkmuş ve bir daha buraya adımını atmak istememişti. Diğer cesedi taşımak için yatak odasına gidip bir çarşaf buldu. Cesedi çarşafa sarmaya çalışırken merdivenlerde bazı ayak sesleri duydu, sessiz olmaya özen göstererek cesedi çarşafa sardı ve kapının önüne kadar sürükledi. Sonra kapısının önünde birilerinin olup olmadığını anlamak için delikten dışarı baktı. Kimse yoktu, ayak sesleri üst kata çıkıyordu. Sonra açılıp kapanan bir kapı sesi duydu. Binanın sensörlü ışığı da kapanınca ortalığın sakinleştiğini anladı.
Gecenin bu saatinde bile binada hala uyanık olan birileri vardı. Yetkin sessiz olmaya özen göstererek kapıyı açıp, cesedi sırtına almaya çalıştı ama bu çok zor oldu. Dairesinin kapısını kapatıp, cesedi güçlükle taşıyarak aracına doğru ilerledi. Sırtındaki cesedi de diğer cesedin üzerine gelişi güzel bıraktı ve bagaj kapağını kapattı. Yine nefes nefese kalmıştı. Bu işi bu gece bitirip bir an önce yatağına dönmek istiyordu. Aracına binip yola çıktı. Gideceği mezarlık biraz uzak bir mesafedeydi. Yolda giderken polis çevirmesine takılmamayı umuyordu. Normal şartlarda belki ehliyetini gösterip sıyrılabilirdi ama sarhoş olduğu hem gözlerinden hem de konuşmasından anlaşılabilirdi. Korktuğu şey gerçekleşmişti. Biraz ileride bir çevirme gördü ama polisler onu durdurmadı. O da sakince yoluna devam etti. Mezarlığın önüne geldiğinde durdu. Başını direksiyon simidine koyup, bir süre o şekilde bekledi. Gözlerini açık tutmakta zorlanıyordu. Burada biraz daha bu şekilde durursa sızıp kalacaktı. Şimdi uyumanın sırası değildi. Kendisini toparlamaya çalışarak araçtan indi ve arka kapıyı açtı. Bu sabah satın aldığı yepyeni kazmasıyla küreğini koltuğun üzerinden alıp kapıyı kapattı. İlk önce kendisine bir yer belirlemeliydi. Bunun için cesetleri oradan oraya sürükleyerek kendisini yormamak için onları şimdilik araçta bıraktı. Mezarlığın içine girip yürümeye başladı. Mezarlık, bir otoyolun kenarındaydı ama çok fazla araç geçmediğinden sakin bir yerdi. Mezarlığın bir kısmını yol kenarındaki elektrik direkleri aydınlatıyordu ama ilerledikçe, ortalık karanlığa gömülüyordu. Zaten ayakta zar zor duruyordu. Bir de karanlıkta bir yere takılıp düşerse bir daha kalkamazdı. Bir hata yapıp yanına aldığı cep telefonunun fenerini açtı ve ışığından yararlanarak, mezarlığın içinde dolaşmaya devam etti. Sonunda uygun bir yer buldu. Cesetleri buraya yan yana gömecekti. Buradaki mezarlıklar fazla sıktı, bu yüzden çok fazla dikkat çekmeyecekti. Ayrıca karanlıkta gördüğü kadarıyla mezarlık bakımsızdı, anlaşılan buraya gelen giden pek fazla insan yoktu. Küreğini bir kenara bırakıp kazmasıyla toprağı kazmaya başladı. Sonra kürekle kazdığı bölgede derin bir çukur açtı. Cesetleri almak için tekrar aracının başına gitti. Önce birini, sonra diğerini kazdığı mezara kadar taşıdı. Yeliz’in cesedini çukura attığı sırada bir ses duydu. Hızla başını kaldırıp etrafa bakındı. Gözü karanlığa alışmıştı, bu yüzden etrafı rahatça görebiliyordu, etrafta hiç kimse yoktu. İşine devam etti. Diğer cesedi de Yeliz’in cesedinin yanına bıraktığı sırada aynı sesi tekrar duydu. Bu kez durup sese kulak kabarttı. Bu biraz önce toprağı kazarken çıkardığı sese benzer bir sesti. Belki de hayal görüyordu, belki de maddenin ve alkolün etkisiyle bulanıklaşan zihni ona oyun oynuyordu. Biraz önce kendi çıkardığı sesleri sanki bir başkası tekrar çıkarıyormuş gibi yaparak, onunla alay ediyordu. Bunu anlayınca derin bir iç çekti ve yerdeki küreği almak için eğildi. Tekrar doğrulduğunda, tam karşıda bir parıltı gördü. Beyaz, zayıf bir ışık demeti. Belki de mezarlık bekçisiydi. Sonra ışığın geldiği yerde bir siluet gördü. Silüet karanlıkta hiç hareket etmeden, sabit bir şekilde duruyordu. Yetkin gözlerini sıkıca kapatıp tekrar açtı. Silüet hala oradaydı. Bunun hayal mi yoksa gerçek mi olduğunu anlamak için telefonunun fenerini açtı ve o yöne doğru tuttu. O sırada, orada hareketsiz bir şekilde dikilen silüet hızla uzaklaşmaya başladı. Aynı anda beyaz ışık demeti de uzaklaşıyordu. Onu görünce kaçtığına göre bekçi olamazdı. Yetkin neler olduğunu anlamak için biraz önce o kişiyi gördüğü yere doğru ilerledi. Belki de bir yakınını ziyarete gelmiş olan birisiydi ve Yetkin’i görünce kokup kaçmıştı. Bu kadar korkak olan birinin gecenin bu saatinde mezarlıkta ne işi olabilirdi ki? Yetkin silüeti ilk gördüğü bölgeye geldiğinde, fenerini etrafa tuttu. Gözlerini kocaman açtı. Gördüklerine inanamıyordu. Başını kaldırıp tekrar etrafa bakındı, ama o kişi her kim ise çoktan ortadan kaybolmuştu. Yetkin fenerini tekrar yerdeki mezara çevirdi. Mezar kazılmış, tabut açılmış ve henüz yeni öldüğü anlaşılan bir beden gün yüzüne çıkmıştı. Üstelik cesedin bir kolu yoktu. Yetkin daha yakından bakınca, o uzvun yeni kesildiğini hemen anladı. Gözlerini birkaç kere kırptı ve tekrar doğrulup etrafa bakındı. Katil buradaydı. Seri katil tam burada onun dibindeydi ama onu çoktan kaçırmıştı. Hızlı hızlı nefes alıp vererek arkasını döndü. Orada, henüz üzerini bile kapatmadığı iki tane ceset vardı. Ayrıca bagajını kanlı ve kapağı açık bir şekilde bıraktığı aracı da yolun kenarındaydı. Burayı bu halde bırakıp katilin peşinden gidemezdi. Daha da kötüsü bunu polislere de anlatamazdı. Çünkü kendisi de iki tane cinayet işlemişti ve buraya, cesetleri gömmek için gelmişti. Polisler ona burada ne işi olduğunu sorduğunda ne cevap verecekti? İyi bir yalan uydursa bile polisler tüm mezarlığı araştırmaya kalkışabilir, böylece onun gömdüğü cesetler bulunabilir ve cinayetleri ortaya çıkabilirdi. Bu riski göze alamazdı. Demek katil de onun gibi düşünmüştü. Demek o da kimsenin aklına gelmeyeceğini düşünerek Hristiyan mezarlığına gelmiş ve sanatının parçalarını bu mezarlıkta çalmıştı.
Biraz düşününce bunun mantıksız olduğunu anladı. Sonuçta mezarlıkların sahipleri mezarların tahrip edildiğini görünce polise ihbarda bulunurlar, bu sayede işlenen suç ortaya çıkardı. Bunun başka bir anlamı vardı. Ama bunun asıl anlamını çözebilmek için öğrenmesi gereken bir detay vardı. Acaba katil şu ana kadar çaldığı tüm uzuvları Hristiyan mezarlıklarından mı çalmıştı? Yoksa önüne gelen mezarlıklara mı giriyordu? Bunu öğrenmeden bu yaptığına bir anlam yükleyemezdi. Bununla beraber ortada büyük bir sorun vardı. O kişi her kim ise belki Yetkin’in yüzünü görmemişti ama burada ne halt karıştırdığını anlamış olmalıydı, Anlamasa bile Yetkin buradan ayrıldıktan sonra gelip burayı inceleyebilir ve öğrenebilirdi. Bu durumda Yetkin onu yakalasa bile onu bu mezarlıkta, bu saatte iş başındayken gördüğünü kimseye söyleyemezdi. Aksi halde o da Yetkin’in bir katil olduğunu söyler ve Yetkin’in onu yakalamasının hiçbir anlamı kalmazdı. Yarım kalan işini bitirmek için acele etmeliydi. Açtığı çukuru kapatıp, kazmasını ve küreğini alıp oradan uzaklaştı. Aracının yanına geldiğinde, bagaj kapağının kapalı olduğunu fark etti. Durdu ve bir süre düşündü. Kapağı açık bıraktığına emindi ama şimdi kapalıydı. Yetkin içinden küfürler savurarak, kazma ile küreği bagajına koydu ve etrafa kaçamak bir bakış atıp direksiyona geçti. Bir süre durup, boş gözlerle karşıya baktı. Mezarlıktaki adam buraya gelmiş ve bagaj kapağını kapatmıştı, bunu ona göz dağı vermek ve kim olduğunu bildiğini göstermek için yapmıştı. Artık Yetkin’in kim olduğunu biliyordu. Plakası da aracının modeli de elindeydi. Daha da kötüsü bagajdaki dağınıklığı ve kanları görmüş, ne halt yediğini öğrenmişti. Yetkin direksiyon simidine art arda yumruklar savurdu, sonra gaza bastı ve oradan uzaklaştı. Şu an kafasını rahatlatan tek şey eski karısına ve onun sevgilisine rahat bir hayat sürmeleri, gezip tozmaları için para vermek zorunda kalmayacak olmasıydı. Geriye bir tek Yeliz’in çantasını ve adamın cüzdanı ile cep telefonunu ortadan kaldırmak kalmıştı. Adamın telefonunu kapatmamıştı. Onu da Yeliz’in telefonu gibi başka bir yere bırakacak, o şekilde kurtulacaktı. Kredi kartlarına dokunmamıştı, ama tüm nakit parasını almıştı. Paraya da ihtiyacı vardı. En büyük sorun cesetlerdi. Cesetlerden kurtulduğuna göre evine gidip rahatça uyuyabilirdi. Eve vardığında hayal ettiği gibi rahat bir uyku çekmişti. Üzerini değiştirmemiş, salona hiç dokumamıştı. Kapıdan içeri girdiği gibi kendisini yatağına atmış ve oracıkta uyuya kalmıştı. Ne kadar süredir çaldığını bilmediği telefonun sesiyle gözlerini açtığında, odanın içine loş bir şekilde gün ışığı doluyordu. Pozisyonunu hiç bozmadan, el yordamıyla yatağın içinde titreyen telefonunu aradı. Bulduğunda da ekrana bakmadan, zar zor açıp cevapladı.
“Kimsin?”
“Baba... Benim, Banu. Sen hala uyuyor musun?”
Yetkin gözlerini ağır ağır açıp doğrulmaya çalıştı. Ekrana baktı, saat öğlenin birini gösteriyordu.
“Gece geç yattım da... Bilirsin, bazı işler...” durdu. Az kalsın ağzından bir şeyler kaçıracaktı. Şu an hem kafası allak bullaktı hem de uykuluydu. “Hayırdır, sen beni hiç arayıp sormazdın.”
“Anneme birkaç gündür ulaşamıyorum baba! Timur abi ben hallederim demişti ama o da telefonlarımı açmıyor. Evde de yoklar, bir şey mi oldu acaba?” diye söylendi kızı. Yetkin kaşlarını kaldırdı. Elbette onu düşündüğü ya da merak ettiği için aramamıştı, annesiyle onun sevgilisini merak etmişti.
“Her şey olabilir kızım. Gezmeye de gitmiş olabilirler, tatile de gitmiş olabilirler...”
“Baba dalga mı geçiyorsun? Anneme günlerdir ulaşamıyorum diyorum. En son sana geleceğini söylemiş, o günden beri ortada yok.”
“Ha, evet... Hatta sevgilisi de geldi, evimin adresini bulmuş pezevenk. Ona da söyledim. Biraz hastalandı, gece benim evimde kaldı. Ertesi gün de çıktı, bir daha görüşmedim.”
“Neyse... Bugün de bekleyeceğim, eğer yine haber alamazsam polise gideceğim.”
“Polis mi?” diye sordu Yetkin, tedirgin bir şekilde. “Ne gerek var kızım? Memuru oyalamaktan ceza alırsın. Annen yetişkin bir kadın sonuçta.”
“Baba, sen ne diyorsun ya? Annem kayıp, neden memuru oyalamaktan ceza alayım? Yetişkinlerin başına bir şey gelemez mi? Seni aramam hataydı zaten, hoş çakal.”
Banu telefonu Yetkin’in yüzüne kapattı. Yetkin telefon kulağında, öylece kala kaldı. Polis. Bu kelimeyi duyunca tüyleri diken diken olmuştu. Aklına oturma odası geldi. Orayı temizleyip toparlamalıydı.

Yorumlar
Yorum Gönder