Ölüler ve Diriler (Bölüm 8/I)
Aldığı maddelerin etkisiyle koltukta sızıp kalmıştı, gözlerini açtığında saat öğlenin on ikisiydi. Ayrıca Yeliz’in cesedi hala onu öldürdüğü yerde duruyordu. Üzerini kapattığından dolayı cesedin ne halde olduğunu bilmiyordu. Oturduğu yerden kalkmak için bir hamle yaptı, ama tekrar koltuğa yığıldı. Ayrıca evde yoğun, ağır bir koku vardı. Dün akşam olmayan, toz ve alkol kokusu dışında çok daha farklı bir koku. Ölüm kokusu. Ceset kokmaya başlamıştı. Bu durum onu daha da tedirgin etti. Bu cesedi evinde daha fazla tutamazdı. Komşular bu kokuyu alacak kapısına dayanacak, belki de polis çağıracaklardı. Bu cesetten bir an önce kurtulmalıydı ama nasıl? Şu an kafası allak bullak, zihni bulanıktı. Hiçbir şey düşünemiyordu. Bunu iyice ayılıp kendine geldiğinde, sakin kafayla düşünecekti. Ama bugün mutlaka ondan kurtulmalıydı. Biraz uykusunu dağıtmak ve ayağa kalkacak duruma gelmek için televizyondan bir haber kanalı açtı. Haberlerde hala, seri cinayet olduğu kesin olarak kanıtlanamasa da medyanın seri cinayetler unvanını verdiği cinayetlerden bahsediliyordu. Bunu görünce komiserlere verdiği sözü hatırladı. Geçmişte buna benzer bir cinayet işlendiğini ve bununla ilgili detaylı bir araştırma yapacağını söylemişti. Başını çevirip, pencerenin önündeki küçük ahşap kitaplığın raflarında dağınık olan DVD ve dosyalara baktı. Sonra onun yanında, kapakları açık duran ahşap kitaplığın içindeki kitaplara ve diğer dosyalara göz attı. Bir bu kadar kitap, dosya ve DVD’de yatak odasına vardı. DVD’lerin en kısası üç saatti. Tüm bunları inceleyerek araştırma yapmak günler sürecekti. Ama polislere bunu yapacağını söylemişti, hem bunu sadece onlar için değil kendisi için de yapmak istiyordu. Bu cinayetin sebebini ve katilini deli gibi merak ediyordu. Bu olayı polislerden önce çözmek istiyordu. Bunu yapacaktı ve katili onlardan önce yakalayıp, onların eline verecekti. Ama önce bir kahve içmesi gerekiyordu. Zor da olsa ayağa kalkmayı başardı ve sendeleyerek, duvarlara tutunarak mutfağa gitti. Kahve için bir cezveye su doldurdu ama suyun yarısı, cezvenin kenarından lavaboya akıyordu. Suyu ocağa koyup dolaptan bir kupa aldı. Kupa elinden kayıp yere düştü ve parçalara ayrıldı. Yetkin bir süre yerdeki cam kırıklarına baktıktan sonra derin bir iç çekti ve zemini o şekilde bırakıp, dolaptan başka bir kupa aldı. Bu kez düşürmemek için iki eliyle sıkıca tutuyordu. Mutfakta dolaşırken cam kırıkları ayağına batıyordu ama o hiçbir acı hissetmiyordu. Zor da olsa kahvesini hazırladıktan sonra tekrar salona gitti ve televizyonun karşısındaki yerini aldı. Kahvesini yudumlarken haberin değiştiğini gördü. Polislerin dediği gibi siyahlar bir adliye binasının önünde eylem yapıyordu. Ama polisler, eylemcilerin sadece birkaç kişi olduklarını söylemişti. Şimdi ise çok daha büyük bir grup vardı. Ellerinde kendi dilleriyle yazılmış pankartlar tutuyor, yine kendi dilleriyle sloganlar atıyorlardı. Ne söylediklerini anlayamadı ama anlamaya da gerek duymuyordu. Komiserlerin dediği gibi bu grup git gide daha da büyüyecek, sonra onlara karşılık olarak beyaz ırkçılar ortaya çıkacaktı ve bu olay daha da büyüyecekti. Bütün bunlar yaşanmadan önce bu olayın önünün kapanması, bunun için de katilin bulunması gerekiyordu. Yetkin televizyona daldığı sırada kapının çaldığını duydu. Bir süre durdu. Biraz önce mutfakta bir kupa kırmıştı, muhtemelen kulağı delik yaşlı alt komşusu bu sesi duyunca meraklanmış ve kapısına dayanmıştı. Kapıyı açmamayı düşündü ama hem televizyon açıktı hem de mutfakta gürültü çıkarmıştı. Evde yokmuş gibi davranamazdı. Kahve kupasını orta sehpanın üzerine bırakırken derin bir iç çekti, yine güçlükle ayağa kalkıp sallana sallana kapıya gitti. Delikten bakmadan, kim olduğunu sormadan kapıyı açtı. Gelen kişiyi görünce şaşkınlıkla donup kalmadı. Karşısındaki pek de şaşırmış gibi görünmüyordu. Yeliz’in sevgilisi gelmişti. Tam karşısında durmuş, hesap soran gözlerle ona bakıyordu. Ama onu asıl şaşırtan şey adamın tek elinde tuttuğu cep telefonuydu. Telefonu havaya kaldırmış, Yetkin’e doğru tutuyordu. Muhtemelen video kaydı alıyordu. Bu herifin derdi neydi şimdi.
“Sen ne halt ediyorsun burada?” diye sordu Yetkin, uyuşuk sesle. Hala kendine gelmediğinden dolayı konuşurken dili dönmüyor, kelimeler ağzından güçlükle dökülüyordu.
“Yeliz’e hala ulaşamıyorum, söylediğin AVM’ye gittim ama onu bulamadım. Telefonlarımı da açmıyor. Onu kandırdın mı yoksa?” Adam bunları söylerken yüzünü ekşitmiş, suratı değişik bir hal almıştı.
“Ne için kandıracakmışım? Hem şu kamerayı kapat, çekim yapmak için benden izin istedin mi?”
“O sana dava açtı, senden yüklü bir tazminat alacak. Sen de bu parayı ödememek için onu kandırdın, şimdi de yanında tutuyorsun.” Başını uzatıp kapından içeriye bakmaya çalıştı. Yetkin hemen onun öüne geçti ve kapıyı biraz daha kapattı, artık sadece kafası dışarıdaydı. “Bu koku da ne böyle? Leş gibi...” diye ekledi adma.
Yetkin gözlerini devirdi, kokan şey zaten bir leşti ama buna da bir bahanesi vardı.
“Sence ne olabilir?” diye sordu ve işaret parmağıyla kendi suratına bir daire çizerek ekledi. “Biraz içmiştim de...”
Adam başını, Yetkin’in başına yaklaştırarak kapı arasından içeriye doğru bağırdı.
“Yeliz... Yeliz... İçeride olduğunu biliyorum, hemen buraya gel! Lanet olsun, bu koku iğrenç! Çöplükte yaşıyorsun resmen.” Adam kapıya yaklaşınca kokuyu daha yoğun almaya başlamıştı. Suratı daha da çok büzüldü.
“Sana ne? Burası benim evim, sana ne?” diye bağırdı Yetkin ve kapıyı kapatmak için bir hamle yaptı. O sırada adam bir ayağını kapının arasına koydu. Sonra videoyu durdurup telefonu cebine koydu. Haneye tecavüz girişimini kayda almak istemiyordu anlaşılan. Yetkin kaşlarını çattı, suratı alev alev yanmaya, elleri titremeye başladı.
“Ne halt ediyorsun sen? Defol git buradan, yoksa polis çağırırım!” diye bağırdı. Ama polis çağırma lafı sadece alışkanlığı olarak ağzından çıkmıştı, bunu elbette yapmayacaktı.
“Eğer içeriyi kontrol etmeme izin vermezsen ben polisi çağırırım, Buna asla engel olamazsın!”
Yetin yutkundu. Elbette ona engel olamazdı. Buradan gittikten sonra istediği kadar polis buraya yığabilirdi. Polisleri de kapıdan kovamayacağına göre ceset bulunur ve Yetkin’in işi biterdi. Ama şimdi bu adamı içeri alırsa da işi biterdi.
“Bak... Şimdi buradan gidersen bu ikimiz içinde daha iyi olur.” diyerek onu ikna etmeye çalıştı Yetkin, ama adam onu duymazdan geldi. Bir yandan kapıyı iterek açmaya çalışırken, diğer yandan söylenmeye devam ediyordu.
“Aç şu kapıyı yoksa bu mahalleyi ayağa kaldırırım! Sevgilimi alı koyamazsın, aç şu kapıyı...”
“Hayır, git buradan. Seni son kez uyarıyorum!”
Yetkin evin içinden, adam dışarıdan kapıyı birbirlerine doğru iterek bir süre o şekilde debelendiler. Adam en sonunda dayanamayarak kapıya sert bir omuz darbesi indirdi ve kapı ardına kadar açıldı. Adam içeri daldı ve koşar adımlarla evdeki bütün odaları gezdi. Yetkin’de bir süre adamın arkasından baka kaldı. Şimdi öfkesi tavan yapmıştı. Adam mutfağa gittiğinde, Yetkin evin kapısını kapattı ve kilitleyip anahtarı cebine koydu. Olduğu yerde durup, adamın salona gitmesini bekledi. O cesedi bulacaktı, artık kurtuluşu yoktu. Adam salona doğru giderken Yetkin’de hemen arkasından gitti. Salon kapısının önünde durup adamı seyrederken, adam bir süre koltuğun üzerinde üstü örtülü olan cesede baktı, ama muhtemelen ne olduğunu hemen idrak edemedi. Başını çevirip Yetkin’e baktı. Derin derin nefes alıp veriyor, gözlerinden ateş fışkırıyordu. Sonra başını ağır ağır tekrar cesede çevirdi. Battaniyeyi kaldırdığı an kendisini geriye doğru attı. Suratındaki ifade aniden değişti. Artık iğrenme ve öfkenin yerini korku almıştı. Adam dehşet içinde Yetkin’e döndü ve titreyen sesle, güçlükle sordu.
“Sen... Sen ne... Ne...”
Yetkin, adamın sözünü kesti.
“Ben sana buradan git demiştim. İkimiz içinde en iyisi bu olur demiştim ama sen beni dinlemedin.”
Yetkin ağırı adımlarla adamın üzerine doğru yürümeye başladı. Adam da aynı anda geri geri gidiyor, ellerini göğüs hizasında kaldırmış, Yetkin’i durması için ikna etmeye çalışıyordu.
“Bak... Eminim bu bir hataydı, herkes hata yapabilir. Bence bu kesinlikle bir kazaydı. Eğer şimdi gitmeme izin verirsen...”
Yetkin onun sözünü kesti.
“Hayır, kaza değildi. Beni çok kızdırdı, ben de onu öldürmek zorunda kaldım.” dedi, net bir şekilde.
Adam yutkundu. Gözlerini tekrar cesede, sonra Yetkin’e çevirdi ve bir süre duraksadıktan sonra, ikna çabalarına devam etti.
“Sana... Sana yardım edebilirim. O cesetten kurtulmana yardım edebilirim. Düşünsene... Eğer sana yardım edersem seni asla ihbar edemem çünkü o zaman ben de cezalandırılırım.”
Yetkin sırıttı. Ona doğru bir adım daha attığı sırada dengesini kaybetti. Tam cesedin üzerine devrileceği sırada, elini koltuğun kenarına koyarak kendisini kurtardı. Tekrar doğruldu ve adama doğru bir adım daha attı.
“Sen çok biliyorsun. O zaman senin en fazla dört yıl benim ise ağırlaştırılmış müebbet cezası alacağımı da bilmen gerekir. Hem o kadar yatmazsın bile, kısa zamanda serbest kalırsın ama ben kalamam. Neden böyle basit bir cezayla kurtulacak birinden yardım isteyeyim ki?”
Adam onun korkusundan geriye gitmekten, pencerenin dibine kadar gelmişti. Ellerini pencerenin mermerine dayamış, Korku dolu gözlerle Yetkin’e bakmayı sürdürüyordu.
“İyi de benim ne suçum var? Lütfen bırak beni gideyim.”
“Ben sana git demiştim, defolup gitseydin böyle olmazdı.” diyerek, boğazı yırtılırcasına bağırdı Yetkin. Adam yatığı hatayı şimdi daha iyi anlamış olmalıydı, ama artık iş işten geçmişti. Perdeleri kapalı olan cama döndü, sonra tekrar Yetkin’e baktı.
“Eğer gitmeme izin vermezsen camdan aşağı atlarım. Polisler de evinde bir ceset bulduklarında beni de senin öldürdüğünden şüphelenirler ve o zaman da hapiste çürürsün.” dedi, dişlerini sıkarak.
“İkinci kattayız, kapının önü toprak alan. En fazla sakat kalırsın.” dedi Yetkin.
Adam bir süre düşündü, sonra karşılık verdi.
“Olsun... Sonuçta beni senin attığını düşünürler, ben böyle söylerim.”
“Söyle. Ben de Yeliz’i kullanarak benden para koparmaya çalıştığını, bunu yapamayınca da Yeliz’i benim evimde öldürüp aşağı atladığını ve tüm suçları benim üzerime yıkmaya çalıştığını söylerim.” diyerek, karşılık verdi Yetkin. Elbette bunları söylemesi hiçbir işe yaramazdı. Yeliz’i, yetkin öldürdüğü her türlü ortaya çıkardı. Ama adam şu an o kadar kokuyordu ki, mantıklı düşünemediğinden dolayı kandırılmak için son derece müsaitti. Adam, Yetkin’in ayakta duracak halinin olmadığını fırsat bilerek hızla salon kapısına doğru koştu, oradan da evin giriş kapsına... Kapı kolunu tutup defalarca aşağı yukarı oynattı. Kapının kilitli olduğunu anladığında ise kapıyı yumruklayarak bağırmaya, yardım istemeye başladı.
“İmdat... Yardım edin! İmdat... Beni öldürecek...”
Yetkin, adamın apartmanı ayağa kaldıracağını anladığından istemeden de olsa onun işini bitirmek için acele etti. Koşar adımlarla mutfağa gidip çekmeceleri kurcaladı ve büyük bir et bıçağı buldu. Bir süre bıçağa baktı sonra, yine koşar adımlarla mutfaktan çıkıp adamın yanına gitti. Bunu yapmak istemiyordu ama yapmaya mecburdu. Kendisini kurtarmak için... Başka çaresi yoktu. Adam hala kapıya vurup bağırıyor, yardım çığlıkları atıyordu. Yetkin hiç duraksamadan adamın arkasından yaklaştı. Bunu daha önce, yine istemeden de olsa bir kez yaptığından dolayı artık hiç korkmuyordu. Gayet rahat bir şekilde boşta olan eliyle adamın alnından tutup, başını omzuna yasladı. Bıçağı adamın boğazına götürüp boydan boya kesti. Adam boğuk bir ses çıkardı ve ani bir hareketle, Yetkin’in ellerine sarıldı. Sonra aynı anda birkaç adım geriye doğru gittiler. Adam Yetkin’in elinden kurtulmak için onu sağa sola savurmaya çalışıyordu. Yetkin, adamın daha fazla direnmemesi için bıçağı tekrar adamın boğazına götürdü ve aynı kesiğe birkaç kesik daha attı. Adamın hareketleri ağırlaştı, gücü tükendi. Yetkin’in kollarının arısından ağır ağır yere devrildi. Yetkin birkaç adım geriye gidip nefes nefese kalmış bir halde, yerde sağa sola dönen ve can çekişen adama baktı. Adam boğazını tutuyor, aynı anda boğuk sesler çıkarıyordu. Yetkin elindeki bıçağa baktı, kan içindeydi. Kıyafetleri de kana bulanmıştı. Daha da kötüsü adamın boğazından fışkıran kanlar zemini de kana buluyordu. Temizlenmesi zor bir cinayet mahalli ve salondaki ceset dışında, kurtulması gereken bir ceset daha. Bıçağı tuttuğu kanlı eliyle alını sıvazladı, ıslaklığı hissedince hemen elini geri çekti. Kendi etrafında bir tur attı, koridorda volta attı. Ne yapması gerektiğini düşünüyordu. Önce bu cesedi de salondaki diğer cesedin yanına götürüp, ortadan kaldırması gerekiyordu. Sonra buraları temizlemeliydi. Yüzeysel olarak temizleyebilirdi ama kanın izleri mutlaka kalacaktı. Bunun için de kullanılan kimyasallar vardı, ama Yetkin’in onlara erişimi yoktu. Bu evde cinayetlere dair hiçbir iz bırakmaması gerekiyordu. Tekrar adama dönüp baktığında, artık hareket etmediğini fark etti. Bacakları üst üste binmiş, elleri iki yana açık vaziyette boylu boyunca uzanmış, öylece yatıyordu. Artık öldüğünü anlamıştı. Kendisini bir an önce toparlamalı, evi eski haline getirmeliydi. Elindeki bıçağı yere bırakıp, adamın ayak bileklerini kavradı. Sürükleyerek salona götürdü ama bu o kadar kolay olmadı. Adam fil gibi ağrdı, belki de normalde bu kadar ağır değildi ama şu an ölü olduğu için ağırlamıştı. Cesedi salonun tam ortasına, orta sehpanın yanına bıraktı. Adamın bedeninde kalan son kan kalıntıları boğazından ağır ağır süzülerek halıyı da batırıyordu. Halından da kurtulması gerekiyordu.
Cesedi orada bırakıp zemini temizleyecek bir şey bulmak için banyoya gitti. Lavabo aynasına gözü takıldı, başını kaldırıp bir süre aynada kendine baktı. Alında biraz kan lekesi vardı. Koridoru temizledikten sonra kendisini temizlemesi gerekiyordu. Zaten en son ne zaman banyo yaptığını da hatırlamıyordu. Hem bu sayede banyo yapmış olacaktı. Aynada kendine odaklandığı sırada kapının çaldığını duydu, aniden irkildi. Midesini ateş bastı. Öldürdüğü adam kapıyı yumruklayıp bağırarak, birilerinin dikkatini çekmeyi başarmıştı. Komşulardan biri gelmişti. Hemen suyu açıp hızlıca ellerini ve yüzünü temizlemeye çalıştı. Sonra doğru düzgün temizlenmeden, ellerinde ve alnında kalan kan lekeleriyle kapıya doğru ilerledi. Ayrıca üzerindeki pijaması da elleri ve alnı gibi hala kanlıydı, onları da değiştirmemişti. Şu an hiçbir şeyin farkında değildi. Hiçbir şeyi düşünemiyor, mantıklı hareket edemiyordu. Yıllarca seri katillerle uğraşmış, onları yaptıkları ufak hatalar sayesinde yakalamış, başka seri katillerin hangi hatalar sayesinde yakalandıklarını öğrenmişti. Her zaman, ben birini öldürürsem bu hatayı yapmam diyerek övünmüştü. Ama yılların uzmanı, şimdi uyuşturucu ve alkolden dolayı en büyük hataları yapıyordu ve yakalanmasına neden olacak şey de tam olarak buydu. Demek cinayet işlemek, belgesel seyredip kitap okumakla, cinayetleri araştırmakla aynı şey değildi. Yetkin delikten baktı, alt kattaki komşusu yaşlı adam gelmişti. Bir geberip gidemedin, ihtiyar bunak... diye söylendi Yetkin, kendi kendine. Adam onun evde olduğuna emindi, bu yüzden kapıyı bu kadar ısrarla çalıyordu. Kapıyı açmak için bir hamle yaptığında, kapının kilitli olduğunu hatırladı. Cebindeki anahtarları çıkarıp deliğe soktu ve kilidi açarak, aynı anda söylendi.
“Az kaldı, bir dakika...”
Kapıyı açıp başını dışarı uzattı, adamı kapıdan olabildiğince uzak tutmaya çalışıyordu. Zaten vadesi dolmak üzere olan bu ihtiyarı da öldürmek istemiyordu.
“Bir şey mi oldu?” diye sordu Yetkin, yine nefes nefese.
“Ben de sana soracaktım. Birisi kapıyı yumruklayıp bağırıyordu.” Adam konuşurken, aynı anda tuhaf bir yüz ifadesiyle Yetkin’in yüzünü inceliyordu. “Kan mı o?” diye sordu adam, kaşlarını çatarak.
“Ne?” Yetkin bıçağı tuttuğu ve tam olarak temizleyemediği ıslak ve kanlı elini alnına götürdü. Biraz ovalayıp eline baktığında elinin hala kanlı olduğunu fark etti. Elini hemen arkasına sakladı ve kaşlarını kaldırıp, rahat davranmaya çalışarak ekledi. “Sadece yemek yapıyorum, ortalığı biraz batırdım. Sen ne diyordun, kapıya biri mi vurmuş?”
“Evet, biri vurdu. Hatta yumrukladı, kulaklarımla duydum.”
“Başka bir yerinle duyamazsın zaten.”
“Efendim.”
“Hiç. Sadece televizyon izliyordum. Belgesel, biliyorsun.”
Yaşlı adam tuhaf bakışlarıyla onu süzmeye devam ederken, aynı anda yüzünü ekşitti.
“Bu koku da ne böyle? Ne pişiriyorsun?”
“Sakatat. Çok severim. Kusura bakma, çok işim var.”
Yetkin kapıyı kapatmak üzereyken, yaşlı adam elini kapıya koydu ve kapatmasını engelledi.
“Dur bir dakika. Buraya gelen adam kimdi?”
“Hangi adam?” diye sordu Yetkin, anlamamış gibi davranarak.
“Senin dairene giren adam işte... Sen kovmaya çalıştın ama o zorla içeri girdi. Hala içeride mi? Gittiğini görmedim çünkü.”
Yektin öfkeden alt dudağını ısırıyor, arkasına sakladığı elini yumruk yapmış, olabildiğince sıkıyordu. Bu bunağın hiçbir işi gücü yokmuş gibi bütün gün, bütün gece Yetkin’in evini gözetliyordu. Her şeyi dinliyordu.
“Sadece bir arkadaşımdı. Ama gitti, sen görmemişsindir.” diyerek, geçiştirmeye çalıştı Yetkin, ama adamın onu rahat bırakmaya hiç niyeti yoktu.
“Hayır, gitmedi. Ben hep balkondaydım. Hatta kapının yumruklandığına, birinin yardım istediğine de eminim. Kapıyı aç, içeri gireceğim. Tanrım! Bu koku berbat, burada nasıl kalkıyorsun?”
Adam içeri girmek için kapıyı biraz daha aralamaya çalıştı, ama Yetkin onu engelledi.
“Bak amca, git buradan! Kendi iyiliğin için.”
Yaşlı adam aniden durup Yetkin’e baktı. Kaşlarını çatmıştı. Bir şeylerden şüphelenmeye mi başlamıştı anlaşılmıyordu. Sonra başını öne eğdi. Bu adam ihtiyardı ama aptal değildi.
“Evine gelen arkadaşına da aynısını söylemiştin, duydum.” dedi ve arkasına bile bakmadan, hızla merdivenleri inip gözden kayboldu.

Yorumlar
Yorum Gönder