Ölüler ve Diriler (Bölüm 10/II)


“Bunlar ne saçmalıyor böyle? Biz kimseye bu konu halkında bilgi vermedik ki.” diye söylendi Mürit bağırarak.
“Ben nereden bileyim? Belli ki olaylar hakkında bizimle aynı şeyleri bilen birileri var. Basından birileri.”
“İyi de kim? Olay yerinde bir tane bile gazeteci yoktu. Sadece polisler vardı.”
“Bir tane gazeteci vardı.”
Mürit düşündü. Sarışın, peltek, cılız bir gazeteci vardı. Onu tamamen unutmuştu, bulunan ikinci siyahi kurbanın olay yerinde de o vardı. Ama ne Mürit ne de başka biri o adama hiçbir detaydan bahsetmemişti. Bunları kafasından uydurmuş olamazdı. Çünkü gazeteci, saldırıyı yapanların siyahi olduklarını bile bilmiyordu. Buna rağmen haberlerde, siyahilerin seri cinayetlerin intikamını almak için beyazlara saldırdıklarını söylüyorlardı. Bu kez Yetkin’e suç atamazdı. Onun evine gittiklerinde bu konu hakkında hiç konuşmamışlardı. Yetkin’in bu konu hakkında bilgisi olsaydı onları mutlaka soru yağmuruna tutardı. İyi ama bütün bu bilgilere ulaşan ve bunları basına veren kişi kimdi? Bu olayın detayları televizyonda ne kadar duyururlarsa olaylar o kadar büyüyecek ve ardı arkası gelmeyecekti.
“Bu olaya yayın yasağı gelmesi gerek. Ben amirimle konuşacağım, savcıyla görüşmemiz gerek.” dedi Mürt.
“Bence de gelmeli ama bunu yapacaklarını sanmıyorum. Bu iş çığırından çıktı.”
“Sana verdiğim örneği analize gönderdin mi?”
“Evet. Sonuç ancak bir hafta sonra çıkarmış. Baksana... Ya salonda yaralanan çocukla bizden başkaları da görüştüyse... Ya bilgileri ondan aldılarsa... Ne bileyim, bir gazeteci ya da para peşinde olan birileri.” diyerek fikir yürüttü Tuna. Mürit bunu hiç düşünmemişti. Tuna haklı olabilirdi.
“Evet, çocukla görüşmesi için birilerini yolla, bakalım onunla konuşan birileri olmuş mu?”
“Tamam, hallederim.”
Mürit televizyondaki haberi seyretmeye devam ederken, kafasından bir sürü düşünce geçiyordu. Siyahlar resmen ortalığı ayağa kaldırmıştı. Bir bakıma haklıydılar. Sonuçta onlara karşı savaş açan, onları aşağılayan bir katil vardı. Onlar da kendilerinin de bir insan olduklarını anlatmaya çalışıyorlardı ama seçtikleri yol tamamen yanlıştı. Börek salonuna saldıran kişilerin amacı da beyazlardan intikam almaksa eğer, onlar da en büyük hayatı yapmışlardı. Bu yaptıklarına devam etmeleri hiçbir şeyi yoluna koymayacaktı. Ama Yetkin bu olaylarla ilgili başka bir bilgi vermişti. Onun düşüncesine göre bu adamlar haklarını savunmaya değil, birilerine göz dağı vermeye çalışıyorlardı. Ama kime? Ne için? Yetkin’den bir an önce cevap alırlarsa iyi olurdu. Araştırma yaparak onlara bilgi vereceğini söylemişti ama hala hiçbir şey yapmamıştı. Evindeki gariplikler de aklını kurcalamıyor değildi. Üstelik bu olay hakkında, onların aklına hiç gelmeyen bir detay vermişti. Güç gösterisi. Ayrıca bu olayın geçmişe dayandığını, daha önce başka bir ülkede buna benzer bazı suçların işlendiğini söylemişti. Tüm bu detayları nerenden biliyordu? Yetkin’in, hayatını katillerle geçiren bir profil uzmanı olduğunu hatırladı. Öyle ki yakalanmasını bizzat kendisinin sağladığı katillerle ilgili kap kalın, özel bir dosyası bile vardı. Hayatının çalışmaları. Bu olayı böyle bir insan çözemeyecekti de kim çözecekti... Mürit’in düşüncelerini, Tuna’nın masasının üzerindeki çalan telefon dağıttı. Tuna telefonu açıp bir şeyler konuştuktan sonra kapattı ve ona döndü.
“Bir mezar tahribi ihbarı daha yapılmış. Ayrıca börek salonuna saldıranlarla ilgili güvenlik kameralarından bir şeyler çıkmış.”
“Mezarlık neredeymiş?”
“İstanbul’da, bir Hristiyan mezarlığı.”
“Hristiyan mezarlığı mı?”
Tuna ayağa kalktı ve montunu giyindi, aynı anda karşılık verdi.
“Gelmek ister misin? Çünkü bu kez bir görgü tanığı var. Mezarlık bekçisi bir şeyler görmüş.”
Mürit heyecanla oturduğu yerden kalktı.
“Sonunda...” dedi rahatlamış bir şekilde. Nihayet bir görgü şahidi çıkmıştı, ne kadar işe yarayacağını bilmiyordu ama görüşmeden bilemezdi.
Mezarlığa vardıklarında, bir adamın içeride mezarların arasında dolaştığını gördüler. Araçtan inip mezarlığa girdiler ve adama doğru yaklaştılar. Kısa boylu, ufak tefek, yaşlı bir adamdı. Muhtemelen emekliye ayrılmıştı ve zaman geçirmek için rahat bir iş olarak bunu seçmişti. Tabi Mürit’e göre rahattı. Adam onları görünce kaşlarını çattı. Tuna adama açıklama yapmaya başladı. Önce kendini, sonra Mürit’i tanıttı ama adam onarın polis kimliğini görmezde hiçbir şey anlatmayacağını söyledi. Mürit’i bilinçsizce sırıttı ve kimliğini çıkarıp adama gösterdi. Adam ikisinin de kimliklerini kontrol ettikten sonra konuşmaya başladı.
“Gece tur atmaya çıktım, sonra bazı sesler duydum. Fenerimi kapatıp etrafı inceledim. Bir ışık gördüm, fener ışığıydı. Buraya mezar soyguncuları pek gelmez ama belki de gelmişlerdir düşündüm.”
“Yanına gitmediniz mi?” diye sordu Tuna.
“Gitmeye yeltendim ama korktum. Yanımda kendimi savunacak hiçbir şeyim yoktu. Gecenin bir vakti burada bana bir şey yapsalar kimsenin haberi olmaz.”
“Buraya çok sık gelen giden olmuyor mu?”
“Hayır komiser bey, buraya kimse gelmez. Bazen bakım için görevliler geliyordu ama onlar da gelmeyi bıraktılar. Oysaki burada yatan cenazelerin çoğu zengin insanlar. Ne oldum demeyeceksin ne olacağım diyeceksin. Hayattayken paraya para demeyen insanların mezarına bir ot bile dikmeye gelmiyorlar.”
Mürit yaşlı adamın vaazını yarıda keserek sordu.
“Tam olarak saat kaçta geldi, hatırlıyor musun?”
Yaşlı adam düşünceli bir şekilde etrafa bakındı, sonra cevapladı.
“Galiba bir ya da bir uçuk civarıydı. Net bir bilgi veremem. Önce biri geldi, ondan yaklaşık on dakika sonra da diğeri...”
Mürit ile Tuna bir an birbirlerine baktılar.
“İki kişi miydiler?” diye sordu Tuna.
“Evet. Hatta biri arabasını mezarlığın girişine, diğeri de arka karafa bırakmıştı. Önce ilk gelen ayrıldı, ön tarafa gitti. Biraz oyalandıktan sonra da diğeri gitti. Beraber gitmiş olabileceklerini düşündüm ama ilk gelen kişinin arabası da gitmişti.”
“Bu kişileri bize tarif edebilir misin?” diye sordu Mürit heyecanla.
“Hayır, çok karanlıktı. Sadece ikisinin de erkek olduğunu söyleyebilirim.”
“Başka bir şey hatırlamıyor musun? İyi düşün.”
“Hayır başkomiserim, dedim ya... Çok karanlıktı. Sadece adamlar gittikten sonra oyalandıkları yerlerde inceleme yaptım. İkisi de farklı bölgelerle uğraşmıştı. Biri mezarlardan birini açmış, diğeri de başka mezarların arasındaki boş yerlerde oyalanmış.”
“Polisler inceleme yaptılar mı?”
“Evet ama sadece mezarda... Ölünün bir kolunu alıp gitmiş.”
“Peki diğer bölge?”
“Oraya bakmadılar.”
“Neden?”
“Çünkü ben polisi sadece mezar için çağırdım. Diğer boş olan yerde herhangi bir sorun göremedim.”
Mürit sıkıntıyla iç çekti.
“Bana orayı gösterir misin?” diye sordu umutsuzca.
Orayla uğraşan kişi her kim ise uğraştığı boş alanın dikkati çekmemesi için düzenlemiş olmalıydı. Etraf tamamen toprak ve çamurdu. Bitkiler olsaydı, en azından kazılıp kazılmadığı bir şekilde anlaşılırdı. Bekçi onları, ikinci şahsı gördüğü bölgeye götürdü. Mürit dikkatle zemini inceledi. Gözle görünür herhangi bir sorun yoktu. Ya suç ortağını korumak için dikkat dağıtmaya çalışmıştı ya da burada bir şeyler yapmıştı ve bunu ustaca gizlemişti. Buradan bir şey çıkmayınca mezarlıktan ayrılmak zorunda kaldılar. Etrafta herhangi bir güvenlik kamerası yoktu ve buraya geldikleri yol neredeyse ıssızdı. Burası harika bir seçimdi. Dikkat çekmemiş, kanıt bırakmamışlardı. Mürit’in aklına takılan tek detay, burada görülenlerin iki kişi olmasıydı. Demek bu bir kişinin işi değildi. Aklına, Yetkin’in çamaşır makinasında bulduğu kanlı ve çamurlu mont geldi. Sonra bu düşünceden hemen vazgeçti. Mezarda yatan ve uzun zaman önce ölmüş bir ölüde kan olmazdı. Acaba mezardaki o kişinin bedeninde de diğerlerinde olduğu gibi bir sembol dövme var mıydı? Bunu mezarı inceleyen ekiplere sorması gerekiyordu. Zaten ölünün kimliği tespit edildiğinde, onun hakkında da bilgi edinebileceklerdi. Şimdi daha önemli bir mesele vardı. Katiller bir mezarı daha soyduklarına göre yani bir ceset daha hazırlıyor olmalıydılar. Bu da yeni bir siyahi kurban demekti. Yeni bir siyahi kurban ise olayların daha da büyümesi demekti. Emniyete gider gitmez amiriyle görüştü. Bu olayla ilgili, savcıdan yayın yasağı istemesi için onu ikna etmeye çalıştı. Ayrıca yeni bir cinayet daha işleneceğini, bu yüzden ellerini çabuk tutmaları gerektiğini ve yeni bir operasyona başlamak istediğini söyledi. İlk iki ceset oto yol kenarlarında bulunmuştu. Şehirdeki tüm otoyol kenarların birkaç gün boyunca sivil ekipler tarafından kontrol altına alınması gerektiğini söyledi. Bu sayede ya katili yakalayabilirlerdi ya da onu yavaşlayıp, bir adım önüne geçebilirlerdi. Mürit o katilleri yakalayan kişi olmayı çok isterdi ama şu an önemli olan onları kimin yakaladığı değil, yakalanmalarıydı. Amiri operasyon fikrine olumlu yaklaştı ama yayın yasağı hakkında savcıyla görüşmeyeceğini, böyle bir şey istemeyeceğini söyledi. Çünkü basın bu olayı ne kadar çok yayarsa insanlar o kadar önlem alır ve o kadar güvende olurdu. Gerçi burada söz konusu olan siyahların güvenliğiydi, ama onlar kendilerini güvene almaktan çok sokakları güvensiz hale getirmek için çabalıyorlardı. Bu durumda söz konusu güvenlik sorunu, beyazların güvenlik sorunuydu. Nihayet bir iş gününü daha geride bırakmıştı. Evine dönerken, Tuna’nın dediğini yaparak işi işte bırakmaya, kafasını boşaltmaya karar verdi. Dava ile ilgili hiçbir şeyi düşünmeyecekti. Kafasını tamamen boşaltacaktı. Dairesinin bulunduğu binanın önünde bir kadın gördü. Midesini ateş bastı, elleri titremeye başladı. Bu Gamze idi. Bu kaltağın burada ne işi vardı şimdi? Ne halt etmeye gelmişti? Mürit barda olay çıkardığından dolayı Gamze, onun kendisine hala aşık olduğunu düşünmüş ve şansını denemek için buraya gelmişti. Ama Mürit aracından inip, onu görmezden gelerek binaya girdi. Merdivenleri hızlı hızlı, neredeyse uçarak çıkıyordu. Arkasında da Gamze geliyordu. Mürit anahtarını çıkarıp kapının kilidine sokmaya çalıştı ama elleri titrediğinden dolayı bir türlü sokamadı. Gamze onun bulunduğu kata gelmişti. Merdivenlerin başında durmuş ona bakıyordu. Mürit ona kaçamak bir bakış atıp tekrar kapıyı açmayı denedi.
“Yaraların nasıl oldu?” diye sordu Gamze.
Mürit onun sesini duyunca, midesinde bir yanma hissetti. Onun sesini bile unutmuştu. Bu ses ona en son, onu çok sevdiğini söylemişti. Ertesi sabah uyandığında bir daha ne onu görmüş ne de sesini duymuştu. Onca zaman sonra ondan duyduğu ilk şey ise yaralarının nasıl olduğuydu. Sanki onunla alay eder gibi bir de yaralarını soruyordu. Cevap vermeden kapıyı açtı ve içeri girdi. Kapıyı kapatmak üzereyken, Gamze elini kapının arasına koydu.
“Bekle... Ne olur, beni bir dinle!”
Mürit kapıyı açıp, boş gözlerle onun suratına baktı. Hiçbir şey söylemiyor, sadece aval avala suratına bakıyordu. Gamze devam etti.
“Beni bir kere dinle Mürit’i, lütfen.” diye ekledi Gamze.
“Ne zırvalayacaksan söyle ve evimden defol.”
Gamze yutkundu, başını öne eğildi. Mürit’in bu sözleri onun gururunu incitmiş olmalıydı. Çünkü Mürit ona, belki de bu dünyadaki hiçbir erkeğin veremeyeceği değeri ve ilgiyi vermiş, ona olabildiğince kadar ve nazik davranmıştı. Ona karşı şaka bile olsa asla kaba davranmamış, kötü söz söylememişti. Ona, sanki bu dünyada kalan son kadın gibi davranmıştı. Bütün bunları yapan adamdan şimdi bu sözleri duymak her kadına ağır gelirdi, tabi gururu varsa.
“Ben... İçeri gelebilir miyim?” diye sordu Gamze çekinerek.
Mürt bir süre düşündükten sonra, kapıyı yavaş bir şekilde açarak karşılık verdi.
“Sadece beş dakika, daha fazla değil.”
Gamze hiç çekinmeden içeri girdi ve Mürit’in ona yol göstermesini beklemeden salona girdi. Bu evde bir zamanlar beraber yaşadıklarından dolayı, evin her bir köşesini biliyordu. Ama bu ev artık onların beraber yaşadıkları zamanki gibi değildi. Gamze şaşkınlıkla etrafa bakınıyordu.
“Ne oldu, beğenemedin mi?” diye sordu Mürit, alaycı bir tavırla.
Gamze ona döndü ve isteksiz bir gülümsemeyle karşılık verdi.
“Sadece biraz... Boş.”
“Ne söyleyeceksen acele et! Dinlenmem gerek.” dedi Mürit ve koltuklardan birine oturup, bacak bacak üzerine attı. Aynı anda koltuğa olabildiğince yayıldı. Bu hareketler onun hareketleri değildi. Sadece Gamze’ye, onu umursamadığını hissettirmeye çalışıyordu. Tabi bunu ne kadar becerebildiğini bilmiyordu. Hissettirmeye çalıştığı şey bu olsa da hala midesi yanıyordu. O kadını bu evde tekrar görmek, bir yıl önceki anılarının canlanmasına neden olmuştu. Onunla beraber güzel zamanlar geçirdikleri bu evde şimdi iki yabancı olmaları, üstelik Gamze’nin uzun zaman sonra bu eve ilk kez adım atması, onun içinin burkulmasına neden olmuştu. Bir anlığına boğazı düğümlendi. Gözleri yaşarmaya başladı ama bu kadının karşısında asla ağlayamazdı. Hatta arkasından bile ağlayamazdı, bunu asla yapmayacaktı. Çünkü o buna değecek bir kadın değildi.
“Barda gördüklerin, aslında göründüğü gibi değil.” diyerek, konuşmaya başladı Gamze. Mürit biraz önce ağlamamak için alt dudağını ısırırken aniden kahkaha attı. Bu içten gelen bir kahkahaydı çünkü söylediği şey gerçekten çok komikti.
“Sen ciddi misin? Yoksa bar eğlencesi sıktı da buraya eğlenmeye mi geldin?” diye sordu Mürit, alaycı bir tavırla. Gamze onun yanına oturdu ve ona dönerek konuşmasını sürdürdü.
“Sadece bir kız arkadaşıma yardım ediyordum hepsi bu. Bana sevgilisini takip etmemi ve onu denememi söyledi, ben de kırmadım.”
Mürit yayıldığı yerden doğruldu ve ona biraz daha yaklaştı. Artık gülmüyordu, tamamen ciddiyete bürünmüştü.
“Bana neden sanki sevgiliymişiz gibi açıklama yapıyorsun ki? Senin ne halt yediğin beni ilgilendiriyor mu sence?”
“Ben... Şey... Sen sinirlenip orada olay çıkarınca ben de düşündüm ki...”
“Ben sana sinirlenmedim ki... Masadakilerden biri bana ters bir bakış attı ona sinirlendim.” diyerek yalan söyledi Mürit. “Senin sandığın gibi bir şey değil.”
“Ben aslında sana ulaşmayı çok denedim. Hiçbir sosyal medya hesabını bulamadım. Buraya gelmek istedim ama cesaret edemedim.”
“Bütün bunlar bir hafta içinde mi oldu? Sen ne halt etmeye çalışıyorsun? Ne söyleyeceksen söyle ve evimden defol! İki dakikan kaldı.” dedi Mürit ve tekrar geriye yaslandı.
“Ben... Aslında bunu söylemek için fırsat bekliyordum. Bunu sana söylemeyi çok istiyordum ama dediğim gibi, beni dinleyeceğini hiç düşünmemiştim.”
“Duygu sömürüsü yapmayı kes!”
“Tamam.” dedi Gamze ve yutkundu. “Ben... Seni çok özlemdim. Gerçekten... Evet, seni ben terk ettim ama senden sonra hayatımda hiçbir şey yolunda gitmedi. Hiçbir zaman mutlu olamadım. O alçak herif de beni aldattı zaten. Senin ahın tuttu, ben biliyorum.”
“Süren doldu.” dedi Mürit ve onu evden çıkarmak için ayağa kalktı. Gamze onun koluna yapışıp, o da ayağa kalktı ve Mürit’in tam karşısına geçti.
“Lütfen dinle beni Mürit! Seni çok özledim diyorum, ben hatamı anladım. Ne olur bana bir şans daha ver...”
Mürit ona iğrenmiş bir şekilde bakıyordu. Ona baktıkça, gözlerinin önüne barda üç adamla birden oynaştığı an geliyordu.
“Sen ciddi misin? Seni kabul edeceğimi, sana şans vereceğimi mi düşünüyorsun gerçekten? Bunu mu istiyorsun?” diye sordu Mürit.
“Hepimiz insanız Mürit, hepimiz hata yaparız. Senin de hataların yok mu, sen kusursuz musun?” diye sordu Gamze, sesini yükselterek.
Mürit kolunu hızla çekip onun elinden kurtardı.
“Evet, hepimiz hata yaparız. Ama üç adamla biden fingirdeşirken karşına çıktığım zaman aklına geliyorsam, bir kere daha şansımı denemek istiyorum diyemezsin.”
“Haklısın ama bir de şöyle düşün...”
“Hiçbir şey düşünmüyorum.” diyerek onun sözünü kesti Mürit. Sonra onu kolundan tutup çekiştirerek, evin dış kapısına doğru sürükledi. Gamze onun elinden kurtulmak için hiçbir şey yapmadı. Ona doğru dündü, bir eliyle Mürit’in ensesini kavradı ve dudaklarını, onun dudaklarına yapıştırdı. Mürit bir an neler olduğunu algılayamadı. O an donup kaldı, hiçbir şey yapamıyor, hiçbir şey hissetmiyordu. Sanki tüm bedeni taş kesilmişti. Ona karşı koymak için hiçbir hamle yapamıyordu. Gamze’de bunu faklı algıladığından, onu öpmeye devam ediyordu. Biraz sonra diğer kolunu da Mürit’in elinden kurtardı ve iki eliyle başını okşayarak, onu ateşli öpücüklere boğdu. Aynı anda onu tekrar salona doğru götürdü. İkisi beraber koltuğun üzerine devrildiler. Mürit kendine gelip ne olduğunu algılamaya başladığında, ona daha fazla karşı koymak yerine karşılık verdi. Yattığı yerden doğrulup onu kucağına aldı ve odasına, yatağına gördü. Uzun bir süredir hasret kaldığı ateşli bir sevişmeden sonra ikisi de uyuya kaldı. Mürit gözlerin açtığında odanın içine gün ışığı doluyordu. Yattığı yerde sağa sola döndü. Bedeninin çıplak olduğunu hissedince kaşlarını çattı. Yattığı yerden doğrulup etrafına bakındı. Dün gece yaşananları hatırlaması fazla uzun sürmedi. Yatağı darmadağınıktı ama Gamze yatakta değildi. Yatağın içinde, uyuşuk bir şekilde ona seslendi. Cevap yoktu. Muhtemelen tuvalete gitmişti. İç çamaşırını giyinip yataktan çıktı ve evi dolaştı. Her yeri kontrol etti ama Gamze evde yoktu. Bu kez telaşlanmaya başladı. Üzerini giyinmek için yatak odasına giderken durdu. Evin dış kapının üzerinde bir kağıt parçası asılıydı. Kapıya yaklaşıp kağıdı aldı ve üzerinde yazanları okudu.
‘İşimi mahvetmenin bedeli beylik tabancan ve polis kimliğin. Yenilerini alsan iyi olur çünkü hepsini yok ettim. Sakın bir daha karşıma çıkma! Aksi halde bu kez bütün kemiklerini kırdırırım.’
Mürit başından aşağı kaynar sular döküldüğünü hissetti. Kağıdı o kadar sıkı tutuyordu ki kenarları yırtılmıştı. Bir süre donup kaldı. Sonra kağıdı parçalara ayırdı, koşar adımlarla yatak odasına gitti. Gözleri yaşarmıştı ama kendisini zapt etmeye çalışıyordu. Yatağın yanında, yerde duran pantolonunu giyinirken o kadar hızlı hareket ediyordu ki ayağını bir türlü pantolona sokamadı. Bu kez öfkeden deliye döndü. Pantolonunu yere fırlatıp, kendisini serbest bıraktı ve hıçkırıklara boğuldu. Hüngür hüngür ağlarken odadaki tüm eşyaları ortalığa saçıyor, her yeri dağıtıyordu. Bunu hak edecek bir şey yapmamıştı. Bu adiliği hak edecek hiçbir şey yapmamıştı. Ona bir kez daha inanmıştı. Onu bir kez daha kandırmasına izin vermişti ve kendisini onun kollarına teslim etmişti. Bu kadar saf, bu kadar aptal olduğu için kendisinden nefret ediyordu. Biraz sonra cep telefonunun çaldığını duydu. Telefon yatağın yanındaki komodinin üzerindeydi. Telefonun sesi sinirlerini daha da bozdu. Telefonu alıp hızla duvara fırlattı. Telefon parçalara ayrılırken o da yatağın yanına, yere oturup hıçkırıklara boğuldu.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Ölüler ve Diriler (Bölüm 1/I)

Ölüler ve Diriler (Bölüm 5/I)

Ölüler ve Diriler (Bölüm 7/I)