Ölüler ve Diriler (Bölüm 4/II)


“Abi ne olur... Sana söz veriyorum, bir daha oraya adımımı bile atmayacağım. Ben bunu yapamam, ne olur...” diyerek, yol boyunca ona yalvarmıştı Özgür. Ama bu Mürit’in umurunda bile olmamıştı. Dün o heriflerden yediği dayağın izlerini hala bedeninde taşıyordu. Yüzünün çeşitli yerlerinde yaralar ve çizikler, kaşlarında yarıklar vardı. Ayrıca kaburgalarına ve bacaklarına da ağır darbeler aldığından, vücudu hala şiddetli bir şekilde ağrıyordu. Dayağın ardından adamlar onları yaka paça dışarı atmış, Mürit’de yerde bir süre kıvrandıktan sonra kısa süreli bir baygınlık geçirmişti. Ama Özgür ambulansı arayıp abisini hastaneye kaldırmak yerine başında oturup ayılmasını beklemişti. Mürit, kardeşinin bu hareketinden sonra başını yine belaya soktuğunu ve olaya polisin dahil olmasından korktuğunu anlamıştı. Mürit ayılıp kendine geldiğinde kardeşiyle beraber kendi evine gitmişler, Mürit’de kardeşinin o heriflerden yemediği dayağı kendisi yedirmişti. Şimdi ise onu zor da olsa adam etmeye çalışmak için bir arkadaşının restoranına garson olarak işe sokmaya götürüyordu. Özgür bunu asla yapamayacağını, başka insanlara hizmet ederek kendisini küçük duruma düşürmek istemediğini söyleyerek bunu yapmaması için Mürit’e yalvarmıştı. Ama Mürit bunu yapmazsa eğer bir kez daha polisle başı belaya girdiğinde onun için hiçbir şey yapmayacağını, gerekirse hapse girmesi için elinden geleni yapacağını söyleyerek onu tehdit etmişti. Restoranın önüne geldiklerinde Mürit aracı durdurdu. Kaşları çatık, surat ifadesi donuktu. Tehditlerinin ardından kardeşiyle tek kelime bile konuşmamıştı. O ne zaman adam olur ne zaman eski haline dönerse onunla o zaman muhatap olacaktı. Mürit araçtan indiğinde Özgür hala aracın içinde oturuyor, yalvarır gözlerle abisine bakıyordu. Mürit ön yolcu koltuğunun kapısını açtı. Özgür’ün koluna yapışıp onu çekiştirerek aşağı indirdi. Sonra yine kolundan tutup sürükleyerek restorana soktu. Restoran çalışanlardan birine patron ile görüşeceğini söyleyerek ofise doğru ilerledi. Özgür hala abisine yalvararak bir şeyler söylerken, çalışanlar da meraklı gözlerle onlara bakıyorlardı. Mürit ofis kapısını açıp içeri girdiğinde, Özgür’ü kolundan iterek patronun masasına doğru savurdu.
“Sen ne zaman istersen o zaman başlayacak. Onun dilediğin gibi kullanabilirsin, ne iş olsa yapar.” dedi Mürit, buz gibi bir sesle. Patron, şaşkınlıkla Mürit’e bakarak ayağa kalktı ve onların yanına doğru yaklaştı. Özgür ellerini önünde birleştirmiş, başını öne eğmiş öylece duruyordu.
“Bugün başlayabilir. Çalışanlardan biri yıllık izne ayrıldı, şimdilik onun yerine geçer.” dedi adam, gayet sakin bir şekilde. Özgür çekinerek sordu.
“Tam olarak ne iş yapacağım.”
“Bulaşık. Ayrıca tuvaletleri de temizlemen gerek. Yapabilir misin?”
Özgür gözlerini kocaman açmış adama bakarken, Mürit araya girdi.
“İş seçme şansı yok, sen ne istersen onu yapacak. Eğer sorun çıkarırsa hemen beri ara, ben hallederim.”
Patron başını evet anlamında salladı. Mürit kardeşini bırakıp oradan ayrıldı. Aracına bindi ve Tuna’nın ona attığı konuma doğru yola koyuldu. Tuna onu arayıp bir ceset bulunduğunu söylemiş ve olay yerinin konumunu atmıştı. Mürit’de bu yüzden Özgür’ün işini aceleyle halletmişti. Şimdi rahat bir şekilde işine dönebilirdi. Kardeşinin orada sorun çıkarmamasını ve onu utandırmamasını umuyordu. Tuna’nın attığı konuma geldiğinde, kendisini otobanın ortasında buldu. Konumun yanlış olduğunu düşündüğü sırada biraz ileride, yol kenarındaki olay yeri inceleme ve resmi polis ekiplerine ait olan araçları gördü. Sonra da meraklı araç sürücülerinin oluşturduğu trafiği ve o araçları yollarına devam etmeleri için uyaran birkaç trafik polisi... Mürit etrafa bakındığında tüm ekiplerin bir elektrik direğinin etrafında toplandıklarını gördü. Sonra da direkte asılı olan bedeni. Kaşlarını çattı. Bu da neydi şimdi? Hızla araçtan indi ve koşar adımlarla olay yerine doğru ilerledi. Polis şeridinin altından geçip olay yerine geldiğinde başını kaldırıp, direkte asılı olan bedene daha yakından baktı. Şaşkınlıkla cesedi incelerken omzuna dokunan bir elle irkildi. Başını çevirdiğinde, Tuna’nın şaşkın bakışlarıyla karşılaştı.
“Bu halin ne böyle? Ne oldu?” diye sordu Tuna, Mürit’in suratını incelerken.
“Önemli bir şey yok. Bu da ne böyle?”
“Çok tuhaf, inanması zor. İlk başta bir şaka olabileceğini falan düşündüm, hatta herkes böyle düşündü ama hayır. Gerçek.”
Siyah bir beden, ellerinden ve ayaklarından direğe baş aşağı bağlanmıştı. Buradan bakılınca başka hiçbir ayrıntı göze çarpmıyordu.
“Ne zaman bulunmuş?” diye sordu Mürit.
“Aslında tam olarak belli değil. Yaklaşık bir saat önce bir sürücü fark edince hemen polisi aramış. Ama başka birisi polisi arayıp, cesedin aslında dün akşamdan beri burada olduğunu söylemiş.”
“Anlamadım.”
“Kadının biri dün akşam buradan geçerken burada durup, direğin fotoğrafını çeken bir adam görmüş. Direkte de siyah bir obje görmüş ama karanlıkta, bir ceset olduğunu anlamamış. Adamın amacını anlayamayınca her ihtimale karşı o da adamın fotoğrafını çekmiş, sonra da uzaklaşmış. Haberlerde cinayeti öğrenince de polisi arayıp bilgi vermiş.”
“Şüpheli olabilir. Kimliği belli mi? Fotoğrafı çekerken görünen adamın...”
“Evet, eski bir profil uzmanıymış. Emekliye ayrılmış. İki saat içinde sorgu için emniyette olacak.”
Mürit etrafta dolanan beyaz tulumlulara bakarak tekrar sordu.
“Bunlar ne yapıyor? Ceset yukarıda ama onlar zemine bakıyor.”
“Cesedi indirmek için yukarı çıkmak gerek. İtfaiyeyi bekliyoruz.”
Mürit tekrar cesede bakarak sordu.
“Diğer olayla bir bağlantısı var mı sence?”
“Aslında bakarsan birkaç profil uzmanı bunun bir seri katilin işi olabileceğini söylüyor. Ama ne diğer cinayetin ne de bu cinayetin hiçbir detayını bilmiyorlar, cesetleri görmediler. Sadece iki ceset de otoyol kenarında bulunduğu için böyle düşünüyorlar.”
Mürit bu kez etrafına daha dikkatli baktı. Ortalık basın mensuplarıyla doluydu.
“Bunların nasıl haberi oldu? Diğer olay yerinde hiç gazeteci yoktu.”
“İçlerinden biri tesadüfen geçerken kalabalığı fark edip durmuş, sonra diğerlerinin de haberi olmuş işte. Olsun, en azından insanlar daha dikkatli olurlar.”
“Tabi...”
Mürit tekrar direğe doğru döndüğünde, karşısında aniden bir adam belirdi. Adam meraklı gözlerle ona bakıyordu, ağzının içine girecek kadar yaklaşmıştı. Mürit adamın bu hareketinden rahatsız olarak birkaç adım geriye gitti ve adamı baştan aşağı süzdü. Boynunda Nikon marka bir fotoğraf makinası, kucağında ise büyük, kalın, telli bir defter ve teline takılmış bir tükenmez kalem vardı. Görünüşe göre biz gazeteciydi.
“Siz başkomiser misiniz?” diye sordu adam, gereksiz bir merakla. Mürit başını sallayarak karşılık verdi. Adam orta boylu, sıska, neredeyse ufak tefek bir adamdı. Sarı saçları omuzlarına dökülüyor, kalın camlı kemik çerçeveli gözlükleri adamın küçük suratının yarısını kaplıyordu. Konuşma tarzı da çok tuhaftı. Genizden gelen ve peltek bir konuşması vardı. Sanki konuşmayı yeni öğrenen küçük bir çocuk gibiydi.
“Size birkaç soru sorabilir miyim? Sizce bu cinayetin direğe cinayetle bir bağlantısı olabilir mi?”
“Cinayet olduğunu da kim söyledi?” diye sordu Mürit, kaşlarını çatarak. O sırada gazeteci adam ile Tuna şaşkınlıkla ona baktılar. Tuna dirseğiyle onun koluna vurdu ve öksürdü. Mürit ona kaçamak bir bakış attıktan sonra, tekrar sarı kafalı adama döndü.
“Şu an açıklama yapmak için erken, henüz cesedi bile indirmedik.” diye ekledi Mürit.
“Peki şüphelendiğiniz biri ya da birileri var mı? Sizce bunu yapan kişi kim olabilir?”
“Sana az önce dedim ki...”
“Cesedi henüz indirmediniz, ama diğer ceset incelendi baş komiserim, öyle değil mi? Kabaca bakılırsa bir fikir yürütülebilir.” diyerek, onun sözünü kesti gazeteci. Mürit bu kez öfkelendi. Etrafın bakınarak bir polis memuru aradı ve ilk gördüğü memura, gazeteciyi işaret ederek bağırdı.
“Bu herifi kim aldı buraya? Olay yerine girmesine nasıl izin veriyorsunuz?”
Polis memuru tedirgin bir şekilde koşarak onların yanına yaklaşırken, etraftakiler bir anlığına durup Mürit’e baktılar. Sonra herkes işine devam etti. Memur, gazeteciyi kolundan tutup şeridin arkasına doğru götürürken adam hala bir şeyler geveliyordu.
“Bir şey biliyorsunuz ama saklıyorsunuz baş komiserim! Benim haber yapma özgürlüğümü kısıtlayamazsınız.”
Mürit, adamı görmezden gelerek elini savurdu ve ellerini tekrar montunun ceplerine soktu.
“Diğer olayla ilgili bir gelişme var mı?”
“Çalıntı aracı kullanan şahıs tespit edildi, bugün adresine gidilecek. Ayrıca araç bir ara sokakta yanmış olarak bulundu, sadece iskeleti kalmıştı. Ha bir de... Daha önce benzer bir cinayet işlenmiş mi diye araştırma yaptık ama benzer hiçbir olay bulamadık. Bu eşi benzeri olmayan bir cinayet.”
Mürit tekrar kaşlarını çatarak Tuna’ya döndü.
“Bakıyorum da bu olaya hayran kalmış gibisin.”
“Saçmalama.” Tuna elektrik direğine bakarak ekledi. “Bence dünyada böyle bir olay hiç yaşanmamıştır. Bak görürsün, bu da diğeriyle aynı çıkacak.”
“Etrafta kamera falan var mı?”
“Burayı gören kamera yok ama yol boyunca bütün mobeseler incelenecek. Otopsiden çıkacak sonucu çok merak ediyorum. Eğer aynı vakaysa işimiz çok zor, elimizi çabuk tutmalıyız yoksa bu sapık her kim ise iki günde bir birilerinin işini halledecek.”
Tuna konuşmasını tamamladığında, yanlarına bir beyaz tulumlu yaklaştı. Mürit’i tanımış olmalıydı çünkü ilk olarak onunla konuşmaya başlamıştı. Ama yüzünde cerrahi maske olduğundan dolayı Mürit onu tanıyamamıştı.
“Başkomiserim, sanırım bu olay, diğer olayla benzerlikler gösteriyor.”
“Ne buldunuz?” diye sordu Mürit, adama biraz daha yaklaşarak.
“Şimdilik sadece yerde birkaç ayak izi. Kalıpları aldık. Dün akşam burada direğin fotoğrafını çeken biri olduğundan bahsettiler. İlk karşılaştırma o kişinin ayakkabılarıyla yapılacak. Ama şimdilik başka hiçbir iz bulamadık. Ceset tamamen siyah. Diğeri gibi boyanmış olabilir. Ayrıca otoyol kenarında sergilenmiş. Bunlar benzerlikler, ama bırakılma zamanları farklı olabilir. Ne zaman bulunduğunu net olarak bilmiyoruz.”
“Evet. Başka biri de polisi arayıp, cesedi dün akşam saatlerinde göründüğünü söylemiş.”
“Doğru, işiniz zor. Size vereceğim bilgiler şimdilik bu kadar.”
Beyaz tulumlu onların yanından ayrılırken siren sesleri duyuldu, nihayet itfaiye gelmişti. İki tane beyaz tulumlu, itfaiyenin sepetine binip yukarı çıktılar. Son derece yavaş ve titiz bir çalışmayla cesedi bağlandığı yerden çıkarıp ceset torbasına koydular ve aşağı indirdiler. Mürit ve Tuna koşar adımlarla cesedin indirildiği yere doğru ilerlediler. Teknisyenler, savcının inceleme yapabilmesi için torbayı açıp cesedi görünür vaziyette bıraktılar. Mürit’de olduğu yerde çömelerek cesede dikkat kesildi. Gördükleri karşısında şaşkına döndü. Sadece yüzeysel olarak görmüş olsa da bu cesedin diğer cesetle hemen hemen aynı olduğunu anlamıştı. Ceset baştan sona simsiyahtı ve uzuvlarının birleşme yerlerinde dikişe benzer izler vardı. Mürit otopsi raporunu beklemeye bile gerek duymadı. Bu aynı katilin işiydi. Ama neden bunu neden yapıyordu? Bunu yapan kimdi ve amacı neydi? Savcı incelemesini tamamladıktan sonra oradan ayrılırken, teknisyenler de ceset torbasının fermuarını kapattılar. Mürit’de hiç zaman kaybetmeden bu ceset için de çalışmalara başlamak ve diğer cesedin çalışmalarını hızlandırmak için Tuna ile beraber emniyete doğru yola çıktı.
“Sence de bir profil uzmanından yardım almamız gerekmez mi?” diye sordu Tuna.
“Ellerinde hiçbir şey olmadan kafadan sallama bilgiler yayan heriflerden mi? Kalsın.”

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Ölüler ve Diriler (Bölüm 1/I)

Ölüler ve Diriler (Bölüm 5/I)

Ölüler ve Diriler (Bölüm 7/I)