Ölüler ve Diriler (Bölüm 3/II)


“Ne buldun?” diye sordu Mürit Tuna’nın başına dikilerek. Sonra kahvesinden bir yudum aldı. Tuna bilgisayar ekranında dikkatli bir şekilde bir şeylere bakarak, aynı anda cevapladı.
“Trafik şubeyle görüştüm. Cesedin bulunduğu yerde herhangi bir kamera yok. Ama ceset bulunmadan önceki birkaç saat içinde o yolu kullanan birkaç araç mobeselere takılmış. Tüm araçlar yaklaşık yirmi dakika sonra, aynı yol üzerinde bulunan başka bir mobeseye daha takılıyor ama biri hariç. Bir araç bir sonraki mobeseye diğerlerinden on dakika sonra yakalanıyor. Hız limitine bakılırsa diğer araçlarla arasında ortalama iki veya üç dakikalık bir zaman farkı olması gerekir.”
“Aracın plakası, sürücüsü falan belli mi?” diye sordu Mürit heyecanla. Tuna bir siteyi kapatıp başka bir siteye girdi.
“Araç çalıntıymış. Dört gün önce bir otoparktan çalınmış, sahibi şikayetçi olmuş. Aracın bulunduğu haber verildi ama sorun şu ki araç aslında bulunamadı. Hala arıyorlar.”
Mürit kahve kupasını tuttuğu elini yavaşça savurdu.
“Kesinlikle o.”
“Olabilir ama hemen kesin kanıya varmayalım. Önce aracı ve kullanan kişiyi bulalım.”
“Sonraki mobeseye geç takıldığını söylüyorsun. Başka hangi sebeple o kadar gecikecek ki? Yol kenarında durdu, işini halletti ve devam etti. Peki mobeselerde aracın içindeki şahıs net görünüyor mu?”
“Maalesef... Fotoğrafı inceledim, başında bir bere var. Suratını da atkı gibi bir şeyle kapatmış, sadece gözleri görünüyor. Ama dediğim gibi, sonuçta araç çalıntı. Belki de ondan dolayı kendisini gizledi. Ya da başka bir sebepten dolayı o kadar gecikti. Tek bir yere odaklanırsak önemli detayları kaçırırız.”
Mürit masanın üzerinde duran birkaç kağıdı görünce, bunlardan birinin mobese kameralarına ait olduğunu anladı. Fotoğrafı alıp dikkatli bir şekilde uzun uzun inceledi. Tuna haklıydı, şahsın gözlerinden başka hiçbir yeri görünmüyordu. Belki de Tuna bir konuda daha haklıydı. Belki de sadece sıradan bir araba hırtsızıydı. Ama diğer araçların hızlarına ve bir sonraki mobese görüntülerine bakılırsa, onlardan hiçbiri bu işi yapmış olamazdı. Mürit, olay yerini bizzat görünmüştü. Orada olanlar birkaç saniyelik iş değildi. Çadırın yapılması, cesedin taşınması, pozisyonu... Bunlar özenle hazırlanması gereken şeylerdi. Belki de cesedi oraya bırakan kişi fotoğraftaki kişiydi ama sadece bir ayakçı da olabilirdi. Belki de kurbana elini bile sürmemişti, sadece cesedi istendiği şekilde oraya yerleştirip, işini hallettikten sonra gitmişti. Belki de gerçek katil bam başka biriydi. Mürit düşüncelere daldığı sırada cep telefonunun sesiyle irkildi. Elindeki kahve kupası sarsıldı ve birkaç damla kahve, kupanın kenarlarından süzülerek eline döküldü. Mürit kupayı öfkeyle masanın üzerine bırakıp telefonunu çıkardı ve ekrana baktı. Fotoğraf hala diğer elindeydi. Kardeşi arıyordu, muhtemelen yine para isteyecekti. Abisinin halini hatırını soracak hali yoktu. Mürit konuşmayı kısa kesip bir an önce işine dönmek için hemen cevapladı.
“Ne var?”
“Abi, ne yapıyorsun?”
“Kızlarla göbek atıyorum. Ne istiyorsun?”
“Abi bana hemen para lazım, çok acil!”
“Sana maaş gününe kadar beklemeni söylemiştim. Param falan yok.”
“Abi, sana çok acil diyorum. Lütfen! Sana yemin ederim bu kez borç olarak istiyorum, geri ödeyeceğim.”
“Sen aptal mısın? Benim sırtımdan geçinirken bana olan borcunu nasıl ödeyeceksin, benim paramla mı?”
“Abi...” Özgür’ün sesi bu kez yükselmişti. “Sana yalvarıyorum, bana para lazım.”
Mürit durakladı. Kardeşi ilk kez bu kadar ısrarcı ve telaşlıydı. Epey zor durumda olmalıydı. Aksi halde her zaman Mürit’in göndereceğini söylediği zamanı bekler, o zamana kadar da abisini bu kadar rahatsız etmezdi. Mürit’in aklına bir fikir geldi.
“Tamam. Neredesin?” diye sordu.
“Senin eve git, oraya geleceğim.”
“İyi tamam, on dakikaya orada olurum.”
Mürit telefonu kapattı ve Tuna’ya döndü.
“Bu çocuk bir boklar yiyor, beni iki saat idare edebilir misin?” diye sordu.
“Olur tabi ki... Umarım yine başını derde sokmamıştır.”
“O piç yine yapmıştır yapacağını. Sen araçla ya da şahısla ilgili bir bilgi gelirse hemen beni ara. Bir de siyahi kurbanla ilgili araştırmaya devam et. Ayrıca semt karakollarıyla da irtibata geçin. Yakın zamanda herhangi bir mezar tahribatıyla ilgili şikayet almışlar mı onu öğrenin.”
“Tamam. Karakollarla ben görüşürüm, diğer işlerle buse ilgileniyor.”
“Tamam, oradan da bir şey çıkarsa yine ara. Görüşürüz.”
Mürit elindeki fotoğrafı masanın üzerine bırakıp montunu giyindi ve emniyette ayrıldı. Kafasındaki planını unuttuğundan, kendisine tahsis edilen sivil araçla evine gitti. Özgür onu, dairesinin önünde bekliyordu. Mürit ona öfkeli bir bakış attıktan sonra kapıyı açıp içeri girdi. Kardeşi de peşinden giderken aynı anda söyleniyordu.
“Hani paran yoktu.”
“Faturalar için arkadaşımdan borç almıştım. O parayı vereceğim.” dedi dişlerini sıkarak. Yatak odasına yönelip, yatağının başındaki komodinin çekmecesini açtı ve orada sakladığı paraları alıp kardeşine uzattı. Aslında kimseden borç almamıştı, bu kendi parasıydı ama kardeşini kendi başının çaresine bakması için biraz zor duruma sokmak istemişti. Yine olmamıştı. O hiçbir zaman kendi başının çaresine bakmayı öğrenemeyecekti. Mürit olmadan o bir hiçti. Bunu özgür de biliyordu, o Mürit’e muhtaçtı. Özgür paraları alıp saymadan cebine attı ve hoşça kal bile demeden, aceleyle evden ayrıldı. Mürit de hemen arkasından çıktı. Kardeşini sokağın başına kadar, araçların arkasına gizlenerek takip etti. Sonra Özgür caddenin başında durdu ve elini kaldırıp bir taksi çevirdi. Mürit onun bindiği taksinin plakasını aklında tutup, koşarak evinin önüne park ettiği aracına doğru ilerledi. Araçla caddeye çıktığında, etrafa göz gezdirerek özgürün bindiği taksiyi aradı ve buldu. Aralarındaki mesafeyi koruyarak taksiyi takip etti. Taksi otoyola bağlandı ve uzun bir süre düz ilerledi. Mürit kendi kendine söyleniyor, kardeşine küfürler yağdırıyordu. Bu çocuk yine ne haltlar yiyordu. Taksi otoyoldan çıkıp başka bir yola girdi ve bir süre de orada ilerledi. Sonra küçük bir caddeye, oradan da bir ara sokağa. Ama sokağa girmedi, sadece başına geldiğinde durdu. Özgür araçtan inip hızlı adımlarla sokağa girdi. Mürit’te aracını müsait bir yere park edip, kardeşinin peşinden ilerlemeye devam etti. Burası bir gece kondu mahallesiydi. Etrafta sıvaları dökülmüş, yer yer çatlaklar ve küçük yıkıntılar bulunan, neredeyse harabeye dönmüş evler vardı ama pencerelerdeki perdelere bakılırsa içlerinde yaşayanlar da vardı. Etrafta yalnızca birkaç ihtiyar gördü. Hava soğuk olduğundan herkes evlerinde oturuyor olmalıydı. Yollarda taş denen bir şey yoktu, her yer yağmurdan dolayı çamura dönmüştü. Mürit’in pantolonu ve botları çamur içinde kalmıştı, bu da öfkeden midesinin yanmasına neden olmuştu. Sabah tertemiz giyinerek evden çıkmış, işine gitmişti ama şimdi sanki bir kanalizasyondan çıkmış gibi hissediyordu. Üstelik mesai saatinin bitmesine daha çok vardı ve bu berbat haliyle tekrar işe gitmek zorunda kalacaktı. Üzerini değiştirmek için eve giderse bu çok zamanını alacaktı. Özgür sokakta iki binanın arasına girdi. Mürit’te peşinden... Binaların arasından geçtikten sonra geniş bir alana çıktılar. Burada evler yerine yan yana sıralanmış, tek katlı büyük yapılar vardı. Bir sanayi tesisini andırsa da daha çok depo alanı gibiydi. Özgür sağ tarafa doğru ilerlerken, Mürit’te onun peşinden devam etti. Soğuktan suratı uyuşmaya başlamıştı. Elleri montunun cebinde, kardeşine yakalanamamak için ağır adımlar ilerliyordu. Hareketleri yavaş olduğundan dolayı ısınamamıştı. Özgür binalardan birinin önüne geldiğinde durdu ve hızlı hızlı kapıya vurdu. Mürit daha geride durmuş kapının açılmasını ve Özgür’ün içeri girmesini bekliyordu. Aynı anda etrafa göz gezdirerek, tam olarak nerede olduğunu hafızasına kazımaya çalışıyordu. Binanın numarasına bakmayı da ihmal etmemişti, çünkü tüm binalar birbirine çok benziyordu. Binaların tamı çıplak betondandı, pencerelerinden cam yoktu, yalnızca paslı demir parmaklıklar vardı ve kapıları devasa, paslanmış demir kapılardı. Kapı biraz açıldı ve Özgür araya sıkışarak, güçlükle içeri girdi. Kapıyı açan kişi görünmemişti, görünmek istemediği belliydi. Ayrıca kapının yarım açılmasından, içerinin görünmesini istemediği de belliydi. Anlaşılan içeride yasa dışı işler dönüyordu, zaten böyle bir yerde, özellikle kardeşinin girdiği bir yerde başka ne olacaktı ki? Kapı kapandığında Mürit koşar adımlarla binaya doğru ilerledi. Kimsenin onu görmediğine emin olmak için etrafa bakındıktan sonra kapıyı yokladı. Kapı açıktı, kapıyı sessiz bir şekilde aralayarak içeriye bakındı, etrafta kimse görünmüyordu. Bu kez kapıyı biraz daha açıp içeri girdi. Kapı arkasından kendi kendine kapandı ama fazla gürültü çıkarmadı. Muhtemelen bozuk olmalıydı. Mürit merakla etrafa göz gezdirdi. İçeride birkaç plastik sandalye ve masa olarak kullanıldığı anlaşılan ters çevrilmiş bir varil vardı. Ayrıca bir köşede sadece iskeleti kalmış, yanmış bir araç vardı. Mürit kaşlarını çattı. Ağır adımlarla içeriye doğru biraz daha ilerleyerek kulak kabarttı. Birilerinin konuşmalarını duyuyordu ama sesler boğuk ve yankılı geliyordu. Muhtemelen bir yerlerde ofis olarak kullanılan bir oda vardı ve herkes oradaydı. Mürit sesleri takip ederek sol tarafa doğru ilerledi. O sırada diğer seslerden daha yakın ve daha net bir ses duydu.
“Burada ne halt ediyorsun?”
Mürit hızla arkasını döndüğünde, kendisinden yaklaşık iki metre mesafede duran ve vahşi gözlerini ona kilitlemiş bir adam göründü. Adamın ürkütücü bir görüntüsü vardı. Uzun boylu, iri yapılıydı. Üzerinde yıpranmış siyah deri ceket, ellerinde yine siyah deri eldiven ve siyah bir kot pantolon vardı. Ama asıl ürkütücü olan şey adamın suratıydı. Kel kafalı adamın başı, suratı, boynu tamamen dövme ile kaplıydı. Mürit bu adamı gecenin karanlığında, ıssız bir sokakta görse korkundan dilini yutardı. Şimdi de korkmuştu ama bunu belli etmemeye çalıştı.
“Ben sadece buradan geçiyordum ve... Kiralık bir depoya ihtiyacım var.” diye geveledi Mürit.
Adam ona birkaç adım daha yaklaşınca, Mürit de birkaç adım geri gitti.
“Kapıda kiralık mı yazıyor? Burası özel mülk aptal herif. Hemen toz ol!”
“Aslında sadece biraz bakınmak istemiştim.”
Adam bu kez adımlarını biraz daha hızlandırdı ve Mürit’e iyice yaklaştı.
“Siktir git lan buradan!” diye bağırdı adam. Mürit yutkundu ve derin nefes aldı. Adamın dikkatini dağıtmak için başını biraz yana eğerek, adamın arkasına baktı ve mırıldandı.
“O kim?”
Suratsız adam başını arkaya çevirince, Mürit adamın ensesine ağır bir yumruk indirdi ama bu yumruk sadece Mürit’e göre ağırdı. Adam bundan çok fazla etkilenmemişti. Mürit, biraz önceki uğultulu konuşmaların geldiği yöne doğru koşmaya başladı. Burada neler döndüğünü, kardeşinin ne haltlar karıştırdığını öğrenmesi gerekiyordu. Ama şu an buraya yalnız başına gelerek ve o hayvan gibi adam saldırarak hayatının hatasını yapmıştı. Burada başka nelerle karşılaşacağını bilmiyordu. Adam onun arkasından bağırıyor, küfürler saydırıyordu. Mürit bir koridora girdiğinde, koridorun sonunda bir kapı gördü. Sesler muhtemelen oradan geliyordu. Biraz sonra Mürit’i kovalayan adamın seslerini duymuş olacaklar ki odanın kapısı açıldı ve herkes dışarı döküldü. Önder koridorun tam ortasında aniden donup kaldı. Hızlı hızlı nefes alıp veriyor, kalp atışları sanki kulaklarında yankılanıyordu. Karşısında onu kovalayan adam gibi beş tane adam daha vardı. Kardeşi de onların hemen arkalarında durmuş, dehşet içinde ona bakıyordu.
“Abi...” diye geveledi Özgür. Mürit bu sözün hayatında duyduğu son söz olacağını düşündü. Çünkü adamların hepsi Mürit’in üzerine doğru gelmeye başlamıştı. Mürit hızla arkasını döndüğünde, onu kovalayan adamın koca cüssesiyle karşılaştı. Adamların hepsi birbirine benziyordu. Siyah deri ceketli, deri eldivenli, kel kafalı, dövmeli, kaşları çatık, suratları korkunçtu. Mürit tekrar arkasını dönüp kardeşine bağırdı.
“Kaç...”
Özgür’ün dehşet içindeki bakışları arasında, adamlar Mürit’i aralarına alıp yere serdiler ve evire çevire dövdüler. Özgür ise hala orada durmuş, abisinin dayak yiyişini seyrediyordu.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Ölüler ve Diriler (Bölüm 1/I)

Ölüler ve Diriler (Bölüm 5/I)

Ölüler ve Diriler (Bölüm 7/I)