Ölüler ve Diriler (Bölüm 2/I)
Binaya uzun uzun baktıktan sonra istemese de oraya doğru ilerledi. Girişteki büyük kapıdan girip asansöre yöneldi ve üçüncü kata çıktı. Kapı açıldığında karısına uzun bir koridor çıktı. Etraf sessiz ve sakindi. Sinir bozucu derecede sakin. Koridorda ilerlerken iki tarafta bulunan kapıların yanlarında bulunan küçük plakalara bakarak aradığı ofisi bulmaya çalışıyordu. Sol tarafta, en sondaki kapının önüne geldiğinde durdu. Öfkesini bastırmak, sakinleşmek için birkaç derin nefes aldı. Yolda gelene kadar yaptığının aynısını yaparak, sakin kalacağına ve işini hallettikten sonra olay çıkarmadan buradan çekip gideceğine dair kendini sıkı sıkı tembihledi. Son kez derin nefes aldıktan sonra kapıyı açtı ve içeriye doğru birkaç adım attı. İçerideki manzarayı görünce, arkasında açık bıraktığı kapıyı sert bir şekilde kapattı. Midesi yanmaya, elleri titremeye başladı. Ellerini yumruk yapıp kaşlarını çatarak avukatın masasına biraz daha yaklaştı. Avukatın eğleniyormuş gibi bir hali vardı. Avukatın karşısında oturan eski karısı umursamaz, onun karşısında oturan sevgilisi ise savaşı kazanmış bir rakibi olarak kendinden emin bir şekilde ona bakıyordu. Elbette eski karısı onun umurunda değildi. Ama ona ödeyeceği para önemliydi. Bunun için yapacakları anlaşmaya sevgilisi ile beraber gelmişti. Ondan alacağı milyonları bu pislik herifle yiyecekti. Eski karısı ondan alacağı parayla sevgilisiyle günü gün edecek, gezecek, tozacaktı. Yetkin ise alkol ve uyuşturucuyla baş başa hapsolduğu evinde çürümeye devam edecekti. Bu parayı ödeyecek gücü olmadığını eski karısı gayet iyi biliyordu. Ödemediği taktirde sürekli fiyatı arttırmasındaki amacı daha çok para almak değildi. Hatta ondan bu kadar parayı istemesindeki amaç bile sadece para değildi. Tek amacı ona hayatını zehir etmekti. Onu süründürmek, aldığı her nefesi onun burnundan getirmekti. Ama evli bir kadınla beraber olacak kadar aşağılık olan bu herifin tek derdi paraydı. Her şeyini bırakıp kendisine kaçacak kadar aptal bir kadından başka ne beklentisi olabilirdi ki? Daha şimdiden para için bu kadının peşinde kuyruk gibi dolaşıp paranın üzerine konmak için akbaba gibi üşüşüyorsa, kim bilir parayı aldıklarında neler yapardı. Belki de ellerindeki para bittiğinde bu kadına tekmeyi basacak, eski karısı da kürkçü dükkanına geri dönecekti. Yetkin’in sinirlenmesi, çileden çıkması... Onların tam olarak istediği şey buydu. Eğer Yetkin bir sorun çıkarırsa, bir sonraki davalarında bunu da kullanabilirlerdi. Boşanmalarına rağmen bu kadından hala kurtulamamıştı. Gerçekten de evlenmek kolay boşanmak zordu. Hele boşandıktan sonrası daha da zordu. Yetkin onlara istediklerini vermemek için kendisini güçlükle zapt ederek, boş sandalyelerden birine oturup başını dikleştirdi ve ellerini dizlerine koydu. Dümdüz karşıya, avukatın arkasındaki duvarda asılı olan Adalet terazisi tablosuna bakıyordu. Odadaki derin sessizliği avukat bozdu. Masanın üzerine bir kağıt ve bir kalem çıkardı ve müvekkiline, bunları Yetkin’e uzatması için işaret yaptı.
“Doğru
olanı yaptınız Yetkin bey. Sonuçta ben bir avukatım, müvekkilimin istediklerini
yapmak zorundayım.” Dedi ve sırıttı.
Eski
karısı kağıt ile kalemi Yetkin’e uzatırken onun yüzüne bile bakmıyordu. Yetkin’in
yapabileceği pek bir şey yoktu. Karşındaki çok iyi ve başarılı bir avukattı.
Onlara karşı koyması mümkün değildi. Kendine bir avukat tutup karşı dava açacak
maddi gücü de yoktu. Düşünceli gözlerle elindeki kağıda bakarak uyuşuk bir
şekilde söylendi. Hala madde ve alkolün etkisindeydi ama bunu onlara belli
etmemek için direniyordu.
“Bunu
ödemeyeceğimi biliyorsunuz. Dava açarsanız, bu parayı ödemediğim sürece hapse gireceğimi
de...”
“İnanamıyorum
gerçekten. Hapse seni atmayacaklarda kimi atacaklar?” diye söylenmeye başladı
Yeliz. Sonra öfkeyle ona baktı. “Buraya bile sarhoş gelmişsin. Uyuşturucu da
aldın mı? Buraya girer girmez odayı leş gibi kokutmana şaşmamalı.”
Yetkin
göz ucuyla ona baktı, sonra tekrar kağıda döndü.
“Benim
ne yaptığım seni ilgilendirmez. Ben senin hiçbir şeyin değilim.” dedi, aynı uyuşuklukla.
“Yaptıkların
benim hayatımı etkiliyorsa evet, beni ilgilendirir Yetkin!”
Yetkin
kaşlarını kaldırdı bir Yeliz’e bir karşısında oturan herife baktı ve istemsizce
sırıttı.
“Benim
nikahım altındayken gidip orospuluk yapmanı sana ben mi söyledim? Bu piçle
kaçmanı ben mi söyledim? Eğer bunları benim söylememle yaptıysan evet, yaptıklarım
seni etkiliyor.”
Oda
bir anda buz kesti. Yeliz aniden ayağa kalkınca, sevgilisi onun kolunu
yakalayıp yerine oturttu ve fısıldayarak onu ikna etmeye çalıştı.
“Bırak
hayatım, konuşsun. Böylece hakaretten de tazminat davası açabiliriz. Avukatın
da bunlara şahit.”
Yeliz
bir süre daha öfkeyle Yetkin’e baktıktan sonra, aynı öfkeyle yerine oturdu.
Adamın bu sözleri Yetkin’in istemsiz bir kahkaha atmasına neden oldu.
“Evet,
tabi... Bırak da ağzıma geleni sayayım. Bana bir de hakaretten tazminat davası
açarsınız, o paralar da bitince seni satmaya başlar bu pezevenk. Ne olacak
sanki?”
Yeliz
başını başka bir yöne çevirerek dudağını ısırdı, aynı anda yumruklarını
sıkıyordu. Sevgilisinin ise surat ifadesi tamamen değişmişti. Keyifli halinden
eser kalmamıştı. Şimdi Yetkin eğleniyordu. Avukat araya girdi ve ayağa kalkarak
ortamı yumuşatmaya çalıştı.
“Tamam,
herkes sakin olsun. Nerede olduğunuzu unutmayın!”
Yetkin
bir kahkaha daha attı.
“Bu
herif kendisini mahkeme salonunda bir hakim falan sanıyor herhalde... Neredeymişiz
söylesene? Sen kimsin ki? Allah bilir diploman da sahtedir. Bunları yapanlar
var çünkü.” Yetkin kendi kendine gülmeye devam ederken, avukat da sakinliğini
korumaya çalışarak Yetkin’e yaklaştı.
“Şu
kağıdı imzalayın ve her şey bitsin.”
Yetkin
bacak bacak üzerine atıp kollarını bağladı ve başını kaldırıp, tepesinde
dikilen avukata baktı. Kağıt ve kalem hala elindeydi.
“İmzalamıyorum.
Ben bu parayı ödeyemem, isterseniz dava açabilirsiniz.”
“Öyle
bir durumda yine ödemek zorundasınız. Aksi halde hapis cezası alabilirsiniz.”
Yetkin
ellerini iki yana açıp dudağını büktü, sonra tekrar kollarını bağladı ve
umursamaz bir tavırla karşılık verdi.
“Harika...
Böylece hepinizden kurtulmuş olurum. Benim için hapishane daha güvenli bir
yer.” Yetkin odadakilerin şaşkın bakışları arasında ayağa kalktı, kalemi
masanın üzerine fırlatıp kağıdı ortadan ikiye yırttı ve ellerini iki yana açarak
parçaları yere bıraktı. Odadan çıkmak üzereyken durdu. Buradan böyle sessiz sakin
gidemezdi. Arkasını dönüp, eski karısına bakarak söylendi.
“Ha
bu arada, bu herifin diğer sevgilisi avukatını kendisi mi tuttu yoksa onu da mı
kadın tutmuş. Adam karı parası yemeye bayılıyor.”
Yeliz
gözlerini kocaman açarak sevgilisine baktığında, adam da oturduğu yerden arkasını
dönüp şaşkın gözlerle Yetkin’e bakıyordu.
Yetkin
kapıdan dışarı çıktığında Yeliz’in çığlıkları duyuldu. Elbette böyle bir şey
yoktu ama ortalığı karıştırmasaydı içi rahat etmezdi.
Bir
süre dışarda olduğu yerde durup, derin derin nefes alıp verdi. Sonra aracına
doğru ilerledi. Aynı anda telefonunu çıkarıp küçük kızının numarasını buldu ve
arama tuşuna bastı. Telefon uzun süre çaldıktan sonra nihayet açıldı.
“Ne
oldu baba?” diye sordu kızı aniden. Onu ne zaman arasa kızı telefonu açar açmaz
ilk önce bunu soruyordu. Ne oldu baba? Eğer Yetkin ona önemli bir
şeylerden bahsetmek isterse, kısa bir süre dinleyip kendisi için önemli olup
olmadığına karar veriyor, sonra kararına göre ya kısa bir konuşma yapıyor ya da
işinin olduğunu söyleyip telefonu kapatıyordu. Ama Yetkin ona sadece özlediği
için aradığını söylerse yine işi olduğunu söyleyip telefonu yüzüne kapatıyordu.
Sanki tüm olanların tek suçlusu Yetkin’di. Karısının hiçbir suçu yokmuş gibi
herkes sadece ona karşı cephe almıştı. Ama Yetkin şu an kızının nazıyla
uğraşacak durumda değildi.
“Sana
annenin gerçek yüzünü anlatayım mı? Annen avukatın ofisine sevgilisiyle gelmiş,
beni aldattığı adamla... Anladın mı?”
“Başka?”
diye sordu kızı, umursamaz bir tavırla.
Yetkin
kaşlarını çattı. Eli aracının şoför kapısının kulpunda kalmıştı. Sonra kapıyı
açtı ve araca binerek konuşmayı sürdürdü.
“Ben
küfür etmeye başlayınca sevgilisi bunun için hakaret davası da açabileceklerini
söyledi.”
Telefonda
bir süre sessizlik oldu. Kızının nefes alıp verişini bile duyamıyordu. Muhtemelen
kızı onun saçmalıklarını dinlememek için telefonu kulağından uzaklaştırılmıştı.
Ama yine de Yetkin’in söylediklerini duymuştu.
“Sen
de konuşmalarına dikkat et baba, sarhoş halinle böyle bir görüşmeye gidip
karşılığında ne bekliyorsun, anlamıyorum.”
Yetkin
iyice sinirlenmeye başladı.
“Sen
benim ne dediğimi anlamıyor musun? Sana diyorum ki, annen sevgilisiyle...”
“Anlıyorum
baba ama bundan bana ne? Siz boşandınız, o artık senin karın değil. Hatta
boşanmadan önce bile değildi. Bunu neden bu kadar sorun ettin ki? Benim işim
var baba, kapatıyorum.”
Yekin
bir şeyler söylemek için dudaklarını araladığı sırada telefonun çoktan
kapandığını fark etti. Telefonu kulağından çekip bir süre ekrana baka kaldı. Sonra
derin bir iç çekerek, telefonu yandaki koltuğa fırlattı ve aracı çalıştırıp eve
doğru yola çıktı.

Yorumlar
Yorum Gönder