Ölüler ve Diriler (Bölüm 18/II)


“Ev sizin, öyle değil mi? Başımı derde sokmak istemiyorum.”
“Benim dedim ya... Arkadaşımla beraber kalıyorum, tapusunu mu göstereyim?” diye söylendi Mürit. Çilingir ona yan gözle baktıktan sonra ağır ağır başını salladı ve işe koyuldu. O kilitle uğraşırken merdivenlerden yukarı ayak sesleri geldi. Mürit’in içi alev alev yanmaya başladı, yakalanacaktı. Merdivenlere döndüğünde, Yetkin’in alt komşusu olan yaşlı adam göründü. Bu adam yektin için mahkemeye gizli tanık olarak ifade vermişti. Ayrıca daha önce de karşılaşmışlardı. Yaşlı adam yukarı geldiğinde önce Mürit’e, sonra çilingire baktı. Mürit, yaşlı adamın işi bozmaması için içinden dua ediyordu. Sonuçta yaptığı şey haneye tecavüzdü. Mürit onu buradan göndermek için söyleyecek bir şeyler düşünerek ona doğru yaklaştı, ama yaşlı adam ondan önce davrandı.
“Başkomiserim, bir şey mi oldu?” diye sordu yaşlı adam.
Çilingir bir an duraksayıp Mürit’e baktı.
“Siz polis misiniz? daha önceden söyleseydiniz bu kadar sorgulamazdım.” dedi adam ve işine dönüp hızlandı. Mürit biraz olsun rahatlamıştı. Yaşlı komşunun işi mahvedeceğini düşünürken daha da kolaylaştırmıştı.
“Şey... Yetkin’in bana verdiği anahtarı kaybettim de... İçeride eşyalarım var, onları almam gerek.” dedi Mürit, ağzının içinde geveleyerek. Yaşlı adam bir şeyler söylemek için dudaklarını araladığı sırada çilingir kapıyı açtı. Mürit hemen ona döndü. Adamın ücretini ödeyip gönderdi. İçeri girmek üzereyken yaşlı adam kapıya yaklaştı.
“Başkomiserim, mahkeme için verdiğim ifade işe yaradı mı?” diye sordu.
“Evet, elbette. Cezasını çekiyor, merak etme.” Mürit kapıyı kapatmak üzereyken yaşlı adam devam etti.
“Onun böyle bir şey yapacağı aklımın ucunda bile geçmezdi. Ama son zamanlarda çok tuhaf davranıyordu. Keşke polise daha önce gitseydim, belki o adamı kurtarabilirdim.”
“Geçti artık, siz evinizde rahatınıza bakın.”
“Yetkin size ne anahtarı verdi başkomiserim? Onunla beraber kaldığınızı bilmiyordum.”
“Gerçekten çok işim var. Daha sonra oturur uzun uzun konuşuruz, olur mu?” diyerek yalan söyledi Mürit. Yaşlı adam başını salladı ve merdivenlere doğru ilerledi. Mürit, yaşlı adamın aklına söyleyecek bir şeyler daha gelmeden kapıyı kapattı ve derin bir nefes aldı. Ama o nefesi aldığına pişman oldu. Eve hala ölüm kokusu hakimdi ve Mürit farkında olmadan o kokuyu derin bir nefes alarak ciğerlerine çekmişti. Arkasına dönüp etrafa bakındı. Loş, kasvetli, buz gibi ve sessiz. Evin ürkütücü bir havası vardı. İçinde aniden derin bir korku hissetti. Bu kısa süreli bir histi ama iliklerine kadar işledi. Sanki hiç bilmediği, yabancı bir dünyaya adım atmış gibiydi. Evdeki bu insanı bunaltan kötü enerjinin sebebi Yetkin’in kendi ruhunun pisliğini boşaltması mıydı? yoksa burada ölen insanların çektikleri acılar mıydı? Hayaletlere inancaydı şu an onların ruhlarının bu evde dolaştıklarını düşünebilirdi. İçindeki bu derin huzursuzluğun ve sıkıntının tek açıklamadı bu olurdu. Ama inanmıyordu. Bu yüzden evin bu ağır atmosferinin sebebini, Yetkin’in ruhunun kirine bağlıyordu. Koşar adımlarla oturma odasına gitti. Perdeyi ve pencereyi açı, içerinin gün ışığıyla ve temiz havayla dolmasını sağladı. Ama içindeki sıkıntı yine de geçmemişti. Sağında bulunan kitaplığa doğru ilerledi ve karıştırmaya başladı. Kitaplar, dosyalar, DVD’ler. Her şey ona karma karışık gelmişti, ama yekine göre son derece düzeni olmalıydı. Sonuçta bu onun düzeniydi, nerede ne olduğunu o biliyordu. Eline gelen ilk dosyayı aldı ve açıp karıştırdı. Ne aradığını bilmiyordu, sadece Yetkin’in bahsettiği olayla ilgili bir şeyler bulmayı umuyordu. Geçmişte bu seri cinayetlerle benzer baka bir olayın yaşandığından bahsetmişti. Elinde tuttuğu dosyada Yetkin’in öve öve bitiremediği, kendi çözdüğü vakalarla ilgili el yazmaları vardı. İşe yaramaz başka bir dosya aldı. Bunda da hem el yazmaları hem de fotoğraflarlar vardı. Bu da işe yaramaz... Dosyayı tekrar rafa koymak üzereyken içinde bir dürtü hissetti. Dosyayı alıp tekrar baktı. Bu dosyada Yetkin’in çözdüğü vakaların kurbanlara ait fotoğraflar vardı. İşe yarayabilirdi. Onu yanına almak için bir kenara koydu. Sonra kitaplığı karıştırmaya devam etti. Rafları karıştırdıkça Yetkin’in karanlık yönünü ve kötü ruhunu daha iyi anlamaya başlıyordu. Adam tam bir kaçıktı. Acı olaylardan zevk alıyordu. Bunları bir iş olarak değil, bir hobi, bir yaşam felsefesi olarak görüyordu. Buna emindi. İki kalın dosya ve birkaç DVD seçip, ayırdığı diğer dosyanın üzerine bırakıt. Bunların hepsini giderken yanına alacaktı. Son olarak evi dolaşmayı, arama yapmayı düşündü ama ev zaten aranmıştı. Önemli bir şeyler saklanmış olsa bile hepsi çoktan toplanmış olmamalıydı, bunu yapmak sadece zaman kaybı olacaktı. En iyisi elindekilerle yetinmekti. Pencereyle perdeyi kapattı. Dosyaları ve DVD’leri alıp kapıya doğru ilerledi. Yetkin’in bunca dosyayı el yazmalarıyla doldurmaya nasıl üşenmediğini merak ediyordu. Onun değimiyle hayatının çalışmaları şimdi Mürit’in ellerindeydi. Polisler bunları almamıştı, muhtemelen incelemişler ama önemli bir şey bulamayınca bırakmışlardı. Kapıya doğru ilerlerken baka bir şey almak isteyip istemediği konusunda iyice düşündü. Bu eve bir daha giremeyebilirdi, ihtiyacı olan her şeyi şimdi almalıydı. Ama aklına başka bir şey gelmedi. Kapının kolunu tutup aşağı indirdiğinde gözüne bir şey ilişti. Yerde, kapının yanında bir kağıt parçası vardı. Kucağındaki eşyaları düşürmemeye özen göstererek eğilip kağıdı aldı ve üzerinde yazanları okudu.
Hem çok yakınım hem de çok uzak...
Mürit dudağını büktü, bu ne demekti şimdi? Bu kağıdı kim bırakmıştı? ya da bırakan kişi kime bırakmıştı? Düşüncelere daldığı sırada tek eliyle kavradığı dosyalar kayıp yere düştü. Mürit içinden küfürler savurarak eğilip dosyaları topaldı. Aynı anda düşünüyordu. Kağıdı birisi kapının arasına sıkıştırmıştı. Ayrıca Yetkin’e değil, buraya gelecek olan yetkililere yazılmıştı. Çünkü bunu bırakan kişi Yetkin’in hapiste olduğunu bilen biriydi. Bunu yazan kişi katildi. Mürit bunu düşününce tüyleri ürperdi. Doğrulup etrafına son kez bakındı. O kişiye şu an burada bu evde karşılaşmak nasıl olurdu diye düşündü. Bu düşünce onu, evin atmosferinden daha çok korkuttu. Böyle bir şeyin olma ihtimali yoktu. Katil kendisini bu kadar gizlerken böyle bir riski göze almazdı. Hem buraya kimin ne zaman geleceğini nereden bilecekti? Kapıyı açıp evden çıktı. Bu notu Yetkin’in aracında bulunan diğer notlardaki el yazılarıyla karşılaştırılmasını sağlaması için Tuna’ya verecekti. Binadan çıkıp kendi evine doğru yürümeye başladı. O sırada telefonu çaldı ama açamadı. Eve girer girmez kucağındaki yüklerden kurtulup hemen telefonuna sarıldı ve son armalara baktı. Tuna aramıştı, onu geri aradı. Birkaç çalıştan sonra Tuna cevapladı.
“Alo... Neden açmadın?”
“Banyodaydım, bir şey mi oldu?” Bu yalanı söylerken, Yetkin’in evinde bulduğu notu ona verirken doğruyu söylemek zorunda kalacağını unutmuştu.
“Evet. Son kurbanın olay yerinde senin kusmuğun bulundu, nasıl haber ama?”
Mürit derin bir nefes aldı, pencereyi açıp bir sigara yaktı.
“Olabilir, orada oluğumu herkes biliyor zaten.”
“Olay yerine kusup üstünü toprakla kapatmaya çalışmak ne demek? Sen çaylak mısın? kendini böyle komik durumlara düşüreceksen bu işten uzak dur!”
“Başka bir şey var mı?” diye sordu Mürit bıkkınlıkla. Bir yandan da utanç duyuyordu. Gerçekten komik bir duruma düşmüştü.
“Evet. Göz altına aldığımız adam vardı ya... Hani son kuranı bıraktığını söyleyen...”
“Evet.”
“Yalan söylemiş. Cesedi bırakan kişi o değil.”
Mürit sigarasından ikinci nefesini çekmek üzereyken durakladı. Kaşlarını çattı.
“Nereden anladınız?”
“Olay yeri inceleme raporları detaylı incelendi, ayrıca adli tıp raporu geldi. Senin dediğin gibi, kurban diğerleriyle bire bir aynı görüntüye sahip. Ama cesedi bırakan kişi bize getirilen kişi değil.”
“Anlamıyorum, sadede gel.” diye söylendi Mürit, öfkeyle.
“Şöyle söyleyeyim. Adli tıp ayak izinin derinliğinden, orada bulunan şahıs için kilo ölçümü yaptı. Bizim sorguladığımız adamın kilosuyla örtüşmüyor. Orada bulunan kişi, bizim elimizdeki adamdan daha zayıf biri. Zemindeki sürünme izi ceset taşınırken oluşmamış, elle yapılmış. Yani şüpheli cesedi kucağında taşımış. Böylece ayak izlerinin derinliği, şüphelinin daha ağır biri olduğu izlenimine kapılmamızı saplıyor. Ama ölçümden çıkan sonuçtan cesedin ağırlığı çıkarıldığında geriye kalan rakam elimizdeki adamın kilosuyla örtüşmüyor. Bu da zemindeki sahte sürükleme izlerini açıklıyor.”
Mürit henüz yeni yaktığı sigarasını camdan aşağı fırlatıp, öfkeyle salonun içinde volta atmaya başladı.
“Bundan ne çıkarıyorsunuz?”
“Elimizdeki adamı kimin, nereden bulup bize getirdiğini bilmiyoruz. Ama bildiğimiz şey o adamın sadece bir yem olduğu. Dikkat dağıtmak, soruşturmanın yönünü değiştirmek için bir oyun.”
Hem çok yakın hem de çok uzak...
Mürit bu cümlenin ne anlama geldiğini şimdi çözmüştü. Aradıkları kişi ellerinin altında, çok yakınlarında olan biriydi. Ama ona bir türlü ulaşamıyorlardı. El yazısı eşleştirmesi yapılmasına gerek yoktu. Bunu Tuna’ya anlatmasına da gerek yoktu. O notu bırakan kişi katildi ve onu polislere bırakmıştı. Haneye tecavüz ettiği ortaya çıkarsa, cezası daha da uzayabilirdi. Bu yüzden bu bilgiyi şimdilik saklayacaktı.
“Özgür ile ilgili bir gelişme var mı?” diye sordu umutsuzca.
“Adamlardan birkaçını göz altına aldık. Üçü kayıp, onları bulursak Özgür’ü de buluruz. Ayrıca Yetkin’in onlarla ilgili anlattığı bilgileri daha detaylı araştırıyoruz.”
“Onu bulacak mısınız?”
“Çalışmalara başladık Mürit. Sen bir şeye karışma! Tek başına saçma sapan işlere kalkışma, anladın mı?”
“Hı hı...” diye geveledi Mürit, isteksizce. Elbette Tuna’nın dediğini yapmayacaktı. Ona engel olmaması, yolunu kapatmaması için de bazı şeyleri ondan saklayacaktı. Telefonu kapattıktan sonra Yetkin’in evinden arakladığı belgeleri incelemeye koyuldu. Dosyaları inceleyebilirdi ama DVD oynatıcısı olmadığından onları seyredemeyecekti. Şimdi düşününce Yetkin’in evindeki cihazı almış olmayı isterdi. Bu hiç aklına gelmemişti ama o eve bir daha gidemezdi. Bunun yerine Tuna’nın cihazını ödünç isteyebilirdi. Peki neden istediğini sorarsa ona ne diyecekti? Şimdilik dosyalarla yetinmeliydi. Dosyalardan birini açıp incelemeye başladı. Dosyada, her bir sayfada ceset fotoğrafları vardı. Bir sayfa, bir cesedin her bir yönden çekilmiş detaylı fotoğraflarını barındırıyordu. Sayfaların yanlarında ise cesetlerle ilgili kısa bilgiler yer alıyordu. Bilgiler bu kadar yüzeysel olamazdı. Muhtemelen diğer dosyada bu cesetlerle ilgili detaylı bilgiler yer alıyordu. Şimdilik olayları kabaca öğrenmeye çalışıyordu. Bu yüzden fotoğrafları incelemeye devam etti. İlk sayfada bir kadın kurban yer alıyordu. Yüz üstü yerde uzanıyordu, parçalanmış kafasına ve etrafa dağılan beyin ve kemik parçalarına bakılırsa, başına ateş edilmiş olmalıydı. Ama bu fotoğraf kurbanı yalnızca omzundan yukarısını gösteriyordu. Cesedin diğer fotoğraflarını da incelediğinde dehşete kapıldı. Kadının bir bacağı kökünden kesilmiş, bedenin hemen yanına bırakılmıştı. Üstelik ceset çıplaktı ve yerler kan gölüne dönmüştü. Bunun sıradan bir infaz olmadığını anladı. Yandaki sayfada yazan notları okuyunca da buna emin oldu. Bunlar Yetkin’in notlarıydı.
Kurban otuz iki yaşında bir kadın. Evli, çocuğu yok. Kocası onu başka bir erkekle yatakta yakalamış. Onları gördüğü zaman cinsel ilişki sırasındalarmış ve kadının bir bacağı adamın omzundaymış. Kocası onları görür görmez, onlara küfürler yağdırarak bir hışımla odadan çıkmış. Yabacı adam korkuyla pılını pırtını toplayıp, birinci kattaki evin penceresinden çıplak halde kaçmış. Kadın da üzerini giyinmek üzereyken, kocası elinde bir ekmek bıçağıyla odaya girmiş ve kadın ile bir süre boğuştuktan sonra, adamın omzuna dayadığı bacağını kökten kesmiş. İşin acı tarafı adam sırf ona acı çektirmek için o bacağı canlı canlı kesiş. Bir süre kan kaybetmesini, acı çekmesini seyretmiş. Amacı onu o halde orada bırakıp gitmekmiş, ama onu o kadar çok seviyormuş ki daha fazla acı çekmesine izin vermek istememiş. Onu başının arkasından vurup tek kurşunla öldürmüş. Anlamadığım şey neden sırf adamın omzuna dayadı diye kadının bacağını kestiği. Acaba kadın onunla ilişkiye girerken bu pozisyona hiç mi girmemişti? Adam istemişti de kadın mı yapmamıştı? Acaba adamın içinde ukde mi kalmıştı? Her ne ise... Adam cinayetten birkaç saat sonra gidip teslim olmuş.
Görüntü her ne kadar korkunç ve ilginç olsa da hikâye o kadar ilginç değildi. Bacağın kesilmesi, üstelik canlı canlı kesilmesi trajik bir durumdu, ama olay tamamen saçmalıktı. Bir başka sayfaya geçti. Bu sayfada da tavandaki avizeye asılı bir adam vardı. Ama diğer fotoğraflar incelendiğinde bunun sıradan bir ası olmadığı hemen anlaşılıyordu. Genç adamın boğazı kesilmişti. Asıl sorun kesik değildi. Asılı olduğu ip adamın çenesinin altındaydı. Bedeninin ağırlığı onu aşağı çektiğinden dolayı kesik o kadar açılmıştı ki, adamın neredeyse kafası kopacaktı. Ayrıca gövdesi bir kevgir gibi delik deşikti. Yan sayfadaki notu okuduğunda, adamın bedeninde iki yüzden fazla bıçak yarası tespit edildiğini öğrendi. Ama tuhaf olan şey adamın önce boğazının kesilmesi, sonra asılması ve en sonunda defalarca bıçaklanmasıydı. Demek onu öldüren kişinin içi bir türlü soğumamış ve cesedine bile işkence edecek kadar alçalmıştı. Bu kininin nedenini merak etmişti.
Bir alacak verecek meselesi.
Sadece bu...
Başka bir fotoğraf, başka bir ceset, başka bir intikam.
Sevgilisini elinden almış.
Başka bir ceset.
Eski koca dehşeti.
Başka biri.
Dolandırılmış.
Mürit dudağını büktü. Olaylar basit ama sonuçları akıl almazdı. Bu insanlar ne kadar gaddar ne kadar korkusuzdu. Ceviz kabuğunu doldurmayacak olaylardan kan döküyorlardı. Üstelik sadece öldürüp bırakmıyorlardı. Her türlü işkenceyi, eziyeti yapıyorlardı. Cesetleri ilginç hale getirmek için epey uğraşmışlardı. Bunlara kullanacakları zamanı ve enerjiyi faydalı işlere harcasalar ne olurdu sanki? Sayfaları ağır ağır geçerken, içlerinden birine tekrar döndü. Fotoğrafı dikkatle inceledi. Kaşlarını çattı. Fotoğrafta çıplak bir erkek bedeni vardı. Adam beyaz tenliydi, ama kolları ve bacakları siyah boy aile boyanmıştı. Ayrıca boğazına bir şey sarılmıştı ve dudakları yoktu. Ağzı tamamen kapalıydı. Mürit midesinin yandığını hissetti, avuçları terleme başladı. Hemen yan sayfada bulunan notu okudu.
Olayla ilgili tek bildiğim herifin kollarının ve bacaklarının siyah boyayla boyalı olduğu, boğazına bir domuz bağırsağı dolandığı ve dudaklarının bir daha asla açılmayacak üzere yapıştırıldığı. Başka bir şey yok çünkü bu olay hakkında hiçbir detaylı bilgi yok. Belli ki olay ört pas edilmiş. Büyük ihtimalle adam yalnız yaşayan bir evsiz. Bu yüzden kimse peline düşmemiş olmalı.
Mürit derin derin nefes alıp verdi, heyecandan yerinden fırladı. Sonunda bulmuştu. Yetkin yine doğruyu söylemişti, soruşturdukları seri cinayetlerin bir geçmişi vardı ve onu bulmuştu. Dosyayı koltuğun üzerine bırakıp hemen telefonuna sarıldı ve Tuna’yı aradı. Telefon birkaç kere çaldıktan sonra açıldı.
“Alo...”
“Müsait olduğunda bana uğra, çok önemli!”
“Yine ne oldu?”
“Gelince anlatırım, buna inanamayacaksın!”
Tuna’nın onu ciddiye alması için kafasında soru işareti bırakmıştı. Telefonu kapatıp olay ile ilgili araştırma yapmaya koyuldu.

Yorumlar