Ölüler ve Diriler (Bölüm 12/II)
Mürit özellikle onu dövdüren adamın sorgusuna girmek istedi. Ona kim olduğunu gösterecekti. Onun bütün havasını söndürecekti. Ama sorgu odasına girdiğinde, bütün bunları gerçekten yapabileceğine emin değildi. Çünkü adamın suratında alaycı bir sırıtış vardı. Sandalyede dimdik oturmuş, başını dikleştirmiş, ellerini açık vaziyette masanın üzerine koymuştu. Hiçbir korku belirtisi göstermiyordu. Sabıka kaydına bakılırsa böyle yerlere defalarca düşmüştü. Bu yüzden artık bir şey hissetmiyordu. Ayrıca diğerlerinde olduğu gibi serbest kalacağına ya da birkaç aylık hapis cezalarıyla yırtacağına emindi. Yüz ifadesi de bunu gösteriyordu. Kendinden son derece emindi. Bu tür insanları tekrar serbest bırakacakları hapishanelere tıkmak büyük bir hataydı. Ya bir şekilde ıslah edilmeleri ya da hapiste ölmeleri gerekiyordu. Hapse her girdiklerinde daha çok insanla tanışıyor, daha çok bağlantı ediniyor, daha güçlü olarak çıkıyorlardı. Bu onları korkutmaktan çok mutlu ederdi. Onlar için hapse girmek, kendilerini suç dünyasında daha güçlü hale getirmek için eğitim gibi bir şeydi. Mürit adamın karşısındaki sandalyeye oturdu. Sonra elindeki dosyayı önüne koydu ve açıp sayfaları karıştırdı. Can komiser de adamın tam tepesinde dikilmiş, gözlerini onun üzerine kilitlemişti. Mürit dosyayı karıştırırken aklına bir ayrıntı geldi.
“Ceketini çıkar.” dedi emreden bir tavırla.
“Nedenmiş.” diye sordu adam, aşağılayıcı gözlerle ona bakarak.
“Ceketini çıkar!” diye yineledi Mürit, onun sorusunu duymazdan gelerek.
Adam kaşlarını kaldırıp başını yana eğdi ve ona itaat etti. Ceketini masanın üzerine koydu ve ellerini tekrar masanın üzerine koydu. Adamın üzerinde siyah kısa kollu bir tişört vardı. Çıplak kolları da suratı ve başı gibi çeşitli dövmelerle kaplıydı. El Salvador’lu çetelerle ilgili izlediği bir belgeseli hatırladı. Neredeyse en büyük ve en tehlikeli çeteler orada bulunuyordu. O çetelerden birine girebilmek için en az bir tane şiddet içerikli suç işlemek gerekiyordu. Hatta bazı çeteler, üyelerini bir cinayet işlemeleri karşılığında kabul ediyordu. Ayrıca bedenlerindeki her dövmenin, mensup oldukları çetelerle ilgili anlamları vardı. Çetede, üst konumda olmayan hiç kimse başına ya da suratına dövme yaptırma hakkına sahip değildi. Bunu yapmaları için yine çok ağır suçlar ya da cinayetler işlemeleri gerekirdi. Üye, işlediği her ağır suçta ya da cinayette kafasına bir dövme yaptırıyordu. Yani bir çete üyesinin kafasında ne kadar çok dövme varsa çetedeki mertebesi o kadar yüksek, o kadar tehlikeliydi. Ama Mürit bunun tam tersini düşünüyordu. Başına dövme yaptırma hakkına sahip olan bir üye, çetede istediği mertebeye zaten ulaştığından bundan sonrasını pek umursamazdı. Asıl başı tertemiz olan bir üye daha tehlikeli olurdu. Çünkü çetede yüksek mertebeye ulaşmak ve başına dövme yaptırma hakkına sahip olabilmek için mutlaka büyük bir suç ya da cinayet işleyecekti. Bu yüzden gözleri her zaman etrafta potansiyel bir kurban arayacak ve kim olduğuna bakmaksızın birini mutlaka öldürmek isteyecekti. Bu çetelerin en korkunç icraatları ise birbirleriyle girdikleri yarıştı. Çeteler birbirlerine güç gösteri yapmak, göz dağı vermek için sivilleri hedef alıyordu. Hangi çete en çok sivili öldürürse o çete daha güçlü ve saygı değer oluyordu. Bu yüzden El Salvador’da hayatta kalmanın tek yolu bir çeteye mensup olmaktı. En iyisi oraya hiç gitmemek. Tabi bu korkunç olaylar artık sona ermişti. El Salvador’u temizlemek ve güvenli bir yer haline getirmek için tüm çete üyeleri toplanmış ve onlar için yeni inşa edilen, yüksek güvenlikli CECOT hapishanesine kapatılmışlardı. Garip olan ise tüm çeteler CECOT’a tıkıldıktan sonra, tam bir yıl boyunca bölgede hiçbir cinayet işlenmemiş olmasıydı. Orası artık güvenlik bir yerdi. Mürit karşısındaki adamı o hapishanelerde kalan çete üyelerine benzetiyordu. Acaba o ve yanındaki diğer adamlar da büyük bir çeteye mi üyeleriydi yoksa kendi çaplarında bir tarz mı yaratmaya çalışmışlardı.
“Omuzlarını aç.” diyerek tekrar emretti Mürit. Adam yine itaat etti. Mezarlardan çalınan iki kolda bulunan çete sembolleri, omuz kısımlarında bulunuyordu. Bu adamın da sembol bir dövmesi varsa omuz kısmında olmalıydı. Ama adamın o kadar çok dövmesi vardı ki, Mürit hiçbir şey anlayamadı. “Kolunda bir sembol var mı? Çete mensubu olanların yaptırdıkları sembol dövmelerden.”
Adam yine sırıtarak cevapladı.
“Ben çetenin ta kendisiyim başkomiser.”
Mürit ağzının yanıyla güldü. Adam onu aşağıladığını anlamış olmalıydı ki, bu gülüşe hemen karşılık verdi.
“Sen kendi haline gül.”
“Anlamadım. Nedenmiş?”
“Bizimle birkaç gün vakit geçirsen bir daha gitmek istemezsin.”
“Lafı geveleme, konuyu dağıtma... Soruma cevap ver!” diyerek üsteledi Mürit. Adam tekrar Mürit’e baktı.
“Hayır, bir sembol dövmem yok. Biz o tür adamlardan değiliz.”
“Ne tür adamlardan değilsiniz?”
“Kendini bir halt sana ama hiçbir halt olmayan adamlardan. Biz insanlara yardım ederiz başkomiserim. Sadece onların işlerini kolaylaştırırız, o kadar.”
“Ne tür işler bunlar?”
“Ne olursa... Kimin yardıma ihtiyacı varsa bize gelir, biz kimseyi geri çevirmeyiz.”
“Cinayet işlemeye de yardım eder misiniz? Ya da arkalarını temizlemeye.”
Adam başını yana eğdi ve sırıtmaya devam etti.
“Çok yanlış yere bakıyorsunuz başkomiserim, boşuna zaman kaybediyorsunuz.”
“Bunu duyduğum herkes şu an ceza evinde. Benimle oyun oynama! Şu an burada yetkili benim, ben ne istersem o olacak, beni anladın mı?” dedi Mürit, ona doğru eğilerek. Ona göz dağı vermeye, gözünü korkutmaya çalışıyordu ama boşuna... Onun bu boş tehditleri adamın umurunda bile değildi. Belki de içten içe Mürit ile alay ediyordu.
“Siz burada benimle zaman kaybederken bu gece dışarıda bir siyah ölecek.” dedi adam, aynı alaycı tavırla.
Mürt anında geriye yaslandı, Can ile birbirlerine baktılar. Sonra Mürit tekrar adama döndü.
“Bu bir tehdit mi?” diye sordu.
“Hayır başkomiser, ben olacakları söylüyorum. Hiçbir şeyden haberiniz yok. Burada boş işlerle uğraşana kadar biraz gözünüzü açıp etrafa bakın!”
“Ne demeye çalışıyorsun?” diye sordu Mürit öfkeyle.
Adam önce başını öne eğdi ve derin bir nefes aldı, sonra tekrar Mürit’e bakıp sırıttı.
“İzlemeniz gereken tek yol siyah katiller.”
“Ne?” diye sordu Can.
“Siyah katiller. Söyleyeceklerim bu kadar. Başka hiçbir şey söylemeyeceğim, susma hakkımı kullanıyorum.”
Mürit anlamamış gözlerle ona bakıyordu, bu da ne demekti şimdi? Siyah katiller. Bu konu hakkında açıklama yapmazsa, onlar bunu nasıl anlayacaklardı?
“Susma hakkını sonra kullan.” dedi Mürit, ısrarcı bir şekilde. “Ne demek istedin?”
Adam işaret parmağı ile baş parmağını birleştirerek, dudaklarına fermuar çeker gibi hareket yaptı. Aynı anda gülümsemeye devam ediyordu.
“Eğer konuşmazsan nezaret hanede kalacaksın! Hem de benim canım ne kadar isterse.” diye ekledi Mürit. Adam omuzlarını kaldırdı.
“Sorun yok, ben alışkınım.”
Mürit öfkeyle masaya vurdu ve ayağa kalktı. Kapıyı açıp bağırarak bir memur istedi. Odaya koşarak gelen memura, adamı nezaret haneye atmasını emretti. Adam masanın üzerinde bıraktığı ceketini de alıp, koluna giden memurla beraber oradan ayrıldı. Mürit’de, Can’a eliyle işaret yaparak peşinden gelmesini söyledi. Ofisine gidip iki kurbanın dosyalarını buldu ve birini açıp karıştırmaya başladı. Diğerini de incelemesi için Can’a verdi.
“İyice bak bakalım, gözden kaçırdığımız bir şey var mı?” dedi aynı anda. Planı dövmeli adamların sorgularını tamamlamak ve hesap sormak için Gamze’yi bulmaktı, ama adamın son söyledikleri kafasını karıştırmış, onu buraya hapsetmişti. Siyah katiller... Tek izlemeleri gereken yol. Bu ne demekti. İlk kurbanın bir cinayet işlediğini biliyordu. Bir beyazı öldürmüştü ve ölmemek için geldiği bu memlekette öldürülmüştü. Başka nasıl bir detayı kaçırmışlardı? Mürit sayfaları karıştırırken Can onun dikkatini dağıttı.
“İkinci kurbanın geçmişini inceledin mi?”
Mürit başını iki yana salladı.
“Sadece otopsi raporunu okudum.”
“O halde şunu oku.” dedi Can, elindeki kağıdı ona uzatarak.
Mürit kağıdı alıp okumaya başladı. Adamın geçmişiyle ilgili uzun bir sabıka kaydı. Buraya Amerika’dan yasal yollarla gelmişti. Amerika’da hırsızlık, haneye tecavüz ve gasp gibi birçok suçtan sabıka kaydı vardı. Ama oranın sert kanunlarına rağmen, tüm bu suçlardan kısa süreli hapis cezaları almıştı. Mürit son satıra geldiğinde gözlerini kocaman açtı. Bu hiçbir ülkede alsa affedilmeyecek ve ömür boyu hapiste kalınmasını sağlayacak ağır bir suçtu. Üstelik bunu Amerika’da işlemişti. Orada bir beyaz polisi öldürmüştü. Bu suçu işledikten birkaç hafta sonra da Türkiye’ye gelmişti. Ama nasıl? Bu suçu işleyip nasıl bunca süre yakalanmamıştı? Nasıl yasal yolarla başka bir ülkeye girebilmişti? Tüm bunları asla anlayamıyordu. Bu epey uzunca araştırılması gereken bir konuydu. Ama Mürit’in aklına bir ayrıntı geldi. İlk kurban bir cinayet işlemişti. İkinci kurbanın da bir cinayet işlediği ortaya çıkmıştı. Kurbanların ikisi de geldikleri ülkelerde beyazları öldürmüşler, burada da beyaz olduğunu düşündükleri biri tarafından vahşice katledilmişlerdi. Dövmeli adamın söylediklerini hatırladı. Siyah katilleri takip et. Evet, tam olarak bundan bahsetmişti. Bu seri katil her kim ise beyazları öldürmüş olan siyah katillerin peşindeydi. Onları öldürüyor, parçalıyor, aşağılıyordu. Yetkin’in dediğine göre geçmişte buna benzer bir olay yaşanmıştı. Ama Mürit bununla ilgili hiçbir bilgiye ulaşamamıştı. Zaten Yetkin’den de haber yoktu. Belki de onları oyalamak için yalan söylemişti. Bahsettiği şey hiçbir zaman yaşanmamıştı. Ama yine de yakaladıkları bu detay çok önemliydi. Mürit hemen Can’a döndü.
“Diğerlerine haber ver, şehirde ne kadar siyah varsa hepsinin kayıtlarını incelesinler. Geçmişte herhangi bir cinayet işleyen varsa onları bulsunlar. Bu pislik, katillerin peşinde.”
Can kaşlarını kaldırdı.
“İyi ama ya bizim aradıklarımız kaçaksa... Onları nasıl bulacağız? Hem bu istediğin şeyi yapmak haftalar...”
“Ne kadar erken bakarsanız o kadar çabuk biter.” dedi Mürit, itiraz kabul etmediğini belirten bir ses tonuyla. “Ben de amirimle görüşeceğim. Bunları ona da anlatmam gerek. Ayrıca adamın dediğine göre bu gece bir siyah daha ölecek. O adamları elimizde olabildiğince uzun süre tutmalıyız. Bakalım olayın onlarla bir ilgisi var mı?”
“Bence yok. Eğer olsaydı bunu bu kadar rahat bir şekilde söylemezdi. Hem olsa bile belki de maşaları vardır, bilemeyiz.” diyerek karşılık verdi Can.
“Biz elimizden geleni yapalım, gerisine bakarız.”
Onlar konuşurken kapı açıldı ve içeri Tuna girdi.
“Semt karakolundan bir cinayet şüphelisi getirdiler, şu an nezaret hanede.” dedi heyecanlı bir şekilde. Mürit ona umursamaz bir bakış attı.
“Saat geç oldu, sorgusunu yarın yaparız.”
“Kim olduğunu tahmin edemezsin, söylesem inanmazsın!”
Mürit ellerini iki yana açarak sordu.
“Kimmiş?”
“Yetkin.”
Mürit afalladı, Tuna’nın söylediğini algılaması biraz zaman aldı.
“Yektin mi?” diye sordu donuk sesle.
“Evet. Eski karısıyla sevgilisini öldürdüğünden şüpheleniyorlarmış.”

Yorumlar
Yorum Gönder